Sultanahmet-Ayasofya

30 Eki 2014

Gezgin Sosyolog: Mustafa Aksoy

Yazan: TÜRKYORUM

türkyorum - mustafa aksoy

“GEZGİN SOSYOLOG” MUSTAFA AKSOY’UN MUAZZAM ESERİ:

 “TARİHİN SESSİZ DİLİ DAMGALAR”

O azimli bir adamdır: 1986’da  Fırat Üniversitesinden mezun olduktan sonra 1989’da İ.Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde “Safahat’taki Bazı Kavramların Sosyolojik Tahlili” konusundaki teziyle yüksek lisansını, 1995’te aynı yerde “Kültür Sosyolojisi Açısından Elazığ ve Ağrı Köylerinde Aileye, Evliliğe ve Sosyal Hayata İlişkin Gelenekler” adlı teziyle de doktorasını yaptı. O, saha araştırması tutkunudur. Sosyolojik kanaatlerini, sosyolojinin kurallarına uyularak, konunun araştırılması gereken alanlarında dağ-tepe, şehir-çadır demeden, uzaklığına-yabanlığına aldırmadan, yorulmadan bezmeden araştırır, tasnif eder, kıyaslar, değerlendirir ve tesbitlerini ortaya koyar. Hüküm verirken de böyle bir zihin faaliyeti ve emek mahsulü olan çalışmasından elde ettiği bilgilerle hüküm verir.

Sosyolojide bu metodun zaruretle uygulanmasından yanadır. Terim ve tariflerin bize has olması gerektiğini, Batı’dan ithal terminoloji ve tanımlamaların bizim kültürel ve sosyolojik gerçekliklerimizi anlamlandırmada yetersiz olduklarını, bu terminolojiye dayanan izahların zorlama ve yakıştırma seviyesinde kaldığını, bizim meselelerimizi açıklamağa ve anlatmağa yetmediğini her vesileyle yazar ve söyler. Bu yönleriyle emsallerinden ayrılır ve ilgi çekici bilimsel değerlendirmelerle ufuk açıcı bir ilim adamı olduğunu ortaya koyar.

Bu yaman ilim adamı, “Tarihin Sessiz Dili Damgalar/ The Silent Language of History Damgas” adıyla, bir sayfası Türkçe, karşılık sayfası İngilizce olmak üzere, ansiklopedik ebatta 440 sayfa tutan, yarısından sonrası sırf resimlerden ibaret kıyaslanabilir verilerin grup grup tanıtılıp gösterildiği malzemelerden oluşturulmuş, heyecan verici bir saha araştırması eseri ortaya koydu. Burada ele aldığı ve belgelendirdiği “damga”ların, belki de Türklere has alfabenin bile teşekkülündeki temel şekilleri oluşturduğu ve “anlamlı işaretler” olan damgaların bu nokta-i nazardan dahi ele alınması gerektiğini vurgulamıştır. Bu konuda şuna dikkatimizi çekmiştir: 

“Mesela (H.N.) Orkun, ilk baskısı 1941’de yapılan eserinde Türk yazısının ‘fikir belirten işaret’(ideogram, ideografik) anlamına gelen kaya resimlerinden oluştuğunu Y. D. Polivanov’a atfen belirtir (Eski Türk Yazıtları, s.16). Esin de ‘bilhassa ki MÖ. IV. Yüzyıllarından sanılan Esik Mezarı’nda, gümüş bir kap içinde, Kök-Türk harflerinin arkaik şekli olduğu sanılan harfler ile yazılmış ve Kazak âlimlerine göre, iki harfi yalnız Türkçede olan birer yazı bulundu. Bu çok önemli buluş, Kök-Türk yazısının Miladdan önce, belki Aristov, Orkun ile Kisilev’in sandıkları gibi, damgalardan gelişerek teşekkül ettiğini gösterir’ der.

Orhun alfabesinin Türk damgalarından türemiş olduğuna dair teori, ilk defa olarak Aristov tarafından ifade edilmiştir. Ona göre ‘Orhun alfabesindeki 38 işaretten 29’u günümüzde boylarda kullanılan tamgalara benzemekte veya şekil itibariyle yakınlık arz etmektedir.’ Kuzeyev ise ‘Amanjalov’un tamgaları birer ideogram veya logogram olarak ele alma yönündeki önerisi ilgi çekmektedir’ (Kuzeyev, İdil-Ural Türkleri, s.83) der. Kuzeyev eserinde Başkurtlardaki aile damgalarından çok sayıda örnekler verir. Bu damgalar dikkatlice incelendiğinde bir çoğunun ilk Türk alfabesinde de olduğu görülmektedir. Türkiye’de yapılan bir araştırmada da bir çoğu Orhun ve Yenisey yazıtlarında kullanılan damgalardan yirmi bir tanesinin Ahlat mezar taşlarında kullanıldığı tespit edilmiştir”*.

Burada yazar, Orhun alfabesini kasdetmekle beraber, bu kitabelerin çok yüksek seviyede bir metin olduğunu dikkate alarak, alfabenin ve dilin bu seviyeye gelinceye kadar geçirmiş olduğu maziyi de içine almak üzere “ilk Türk alfabesi” ibaresini kullandığını da özellikle berlirtmektedir ki, haklıdır.

türkyorum - mustafa aksoy 2Mustafa Aksoy’a göre “Türkler, zaman zaman dillerini, alfabelerini, dinlerini, fizikî coğrafyalarını, devletlerini değiştirmişler, ancak damgalarını değiştirmemişlerdir. Fakat tarihî süreç içinde damgalarına yeni ilaveler yapmışlar. Mesela yeni aileler ve oymaklar meydan geldikçe, yeni damgalar kullanmışlardır. Bu nedenle Türk tarihini ve sosyal coğrafyasını damgaları takip ederek öğrenmek ve yazmak mümkündür.”

Saha araştırmaları yapılarak 18 yılda hazırlanan kitapta, en çok kullanılan 208 damganın çizimi verilmiş, bunların kullanıldığını belgeleyen 579 fotoğraf konulmuştur ki, bu malzeme araştırma yapılan 14 ülke ile 6 özerk cumhuriyetten elde edilmiştir. Ayrıca bir de damgalar dizini oluşturulmuştur.

Yine bu damgalar/ özel anlamlı işaretler, bugün etnik köken ayrılığı kandırmacasıyla farklı kökenlerden geldikleri söylenen ve buna inandırılarak yanlış kanaatlere ve eylemlere sürüklenen zümrelerin, aslında bir ve aynı kültürel kökten olduğunu göstermesi bakımından dikkat çekicidir. Halı ve kilimlerde, mezar taşlarında tarihin derinliklerinden bugüne anlamlı işaretler gösteren, Orta Asya’dan Anadolu’ya ve Balkanlara kadar çok geniş bir coğrafya alanına yayılmış olan bu kültür unsurlarını  arayıp bulmak ve ilim âleminin gözlerinin önüne sermek suretiyle büyük bir hizmeti hakkıyla yerine getiren bu genç âlim, bundan 27 yıl önce hakkın rahmetine kavuşmuş olan büyük dava adamı ve sosyal bilimci Prof. Dr. Mehmet Eröz’ün eserlerinin yayınlanmasına da öncülük etmekte, Eröz’ün yürüdüğü yolda daha ileri merhalelere doğru tevazu içinde çalışmalarına devam etmektedir. Kendisine “Yolun ve bahtın açık, nufuz-ı nazarın güçlü, zihnin berrak, kalemin kıvrak olsun!” diyor, tebriklerimizi sunuyoruz.

Erol Kılınç

_____________________________

* Mustafa Aksoy, Tarihin Sessiz Dili Damgalar, İstanbul 2014, s.92.

Not: Kitap için iletişim adresi:

www.tarihinsessizdili.com  veya www.mustafaaksoy.com

Geçmiş Yazılar

Comments are closed.