Sultanahmet Ahırkapı Feneri Adliye ve Ayasofya

10 Oca 2013

Gayrinizami ve Asimetrik Sualler (1): İdeoloji ve İnsan Formasyonu

Yazan: MUSTAFA ONUR TETİK

“…Başkalarının benim için bir şey istemesini istemiyorum.

Kendim, kendim için istemek istiyorum…”

Yevgeny Zamyatin – Biz*

türkyorum - gayrinizami ve asimetrik sualler 1Bir politik fikre haiz olma durumu acaba sadece siyasi düzeni teknik açıdan değiştirmeyi amaçlamakla mı sınırlıdır? Politik ideoloji kategorisinde değerlendirdiğimiz fikri bütünselliklerin nihai gayesi; sadece devlet aygıtının işleyişini veyahut karakterini değiştirmek midir? Devletin teritoryal hâkimiyetinin timsali olan; münhasıran meşru hukuk belirleyicilik vasfını, kendi inandığımız değerlerin gerektirdiği hudutları topluma dikte etmek için kullanırsak, ideolojik başarı sağlanmış olur mu? Politika; hukuksal belirleyiciliği ele geçirmek için yapılan bir uğraş. Hukuk ise bireysel hayatımızın toplumsal sınırlarını tayin eden entitedir. İşleyen demokrasilerde hukukun sosyal inşasının yegâne vasıtası politika olduğuna göre, devletin ve bittabi hukukun belirleyici konumuna yükselmek politik bir ideoloji açısından nihai amaç gibi gözükmektedir.

Bir devletin, iktidarı ele geçirme metodu demokrasi dahi olsa, toplum ve birey hayatının hudutlarını belirleyiciliği üzerindeki hukuksal etkisi arttıkça totaliter bir nitelik kazanır. İmdi, eğer demokratik vasıtalarla yönetimlerin değiştiği bir ülkede; ekonomik ve sosyal (bu ikilinin arasındaki ilişki ayrı bir sorunsal) olan politik olanı, politik olan hukuksal olanı ve hukuksal olan tekrar ekonomik ve sosyal olanı etkiliyorsa, ortada fasit ama uyumlu bir daire olması gerekir. Ancak gelin görün ki, demokrasi tek başına her bir şahsın mutlak özgürlüğünü temin edebilecek kapasiteye sahip değildir. Demokrasi içerisinde çoğunluk politik iktidarı belirlediği için, sosyal alan içerisindeki yatay olarak bireyler arasındaki kısmi eşitliğin (en azından teorik olarak)  üzerindeki meşru hiyerarşik karar alıcı çoğunluğun temsili üstlenen siyasi yapılar olur ve hukuksal değişikliklerle temsil edilmeyen kesimin haklarını sınırlandırma yetkisine sahip olur. İşte bu durumun önüne geçebilmek adına “vahşi demokrasi” anayasal olarak hatları belirli bir konuma sokulur. Hatların genişliği ve darlığı totaliterlik seviyesini belirler. Çünkü meri hukuk siyasal iktidara, yani çoğunluğa, diğerlerinin bireysel ve toplumsal yaşam alanlarını belirleme hakkı doğurmaktadır. Bireysel ve toplumsal alanın ne kadarı politik sahanın konusu ise, o toplumda, demokratik vasıtalar kullanılsa dahi, devlet o kadar totaliter bir karakter kazanacaktır.

Devlet aygıtının değer-bağımsız bir şekilde toplumun nesnel refahını yükseltmekten başka bir fonksiyonu olmamış olsa idi, siyaset kurumunun kendisine ihtiyaç olmaz, devlet; kendi kendini idare edebilen bürokratik bir makinadan ibaret olurdu. Bu durumda ihtiyaç duyacağımız kişiler; bulundukları makamlarla ilgili herhangi bir tedrisattan geçmemiş siyasiler değil, devlet makinasının farklı kollarında işinin ehli teknokratlar-bürokratlar olurdu. Ancak siyasi teşekküllerin olmadığı gibi, devletin kendisi de değer-bağımsız varlık değildir. Bütün nötr /bitaraf/değer-bağımsız görünen kurumlarıyla beraber bir aslında bir değerler silsilesinin üzerine oturur. Bu değerler silsilesi, politik iktidarı ele geçiren karar alıcıların/yasa yapıcıların ve bunları uygulayıcıların meşruiyet sınırlarını belirler. Bu devlete karakterini veren değerler statik olmasa bile, politik egemenin, iktidarda bulunduğu an itibariyle onu bağlamaktadır. Devletin üzerine inşa edildiği değerler bakımından, toplumun çoğunluğu veya bir bölümü için meşruiyet krizi mevcut ise ve bu krizin demokratik vasıtalarla aşılması imkânı ortada yoksa toplum gerektiği takdirde politik şiddeti de içeren yöntemlerle sistemin işleyişine sekte vurmanın yollarını arayacaktır. Demokratik veya gayri-demokratik yollarla olsun, toplumun belirli bir bölümü devletin üzerine inşa edildiği değerlerin belirleyicisi olacaktır.

İmdi, devletin üzerine inşa edildiği hukukun, kendisine ait olarak sınırlarını çizdiği kamusal alanı genişletmesi veya yine hukuken bireyin özel alanına müdahil olma yetkisini arttırması, çoğunluğun demokrasi aracılığıyla belirleyicisi olduğu devletin değerler manzumesinin bunu reddedenlere dayatılmasını getirecektir. Konuya girerken bahsettiğimiz ideolojilerin nihai amacı, işte bu kurumsallıktan istifade ederek, “ötekilere” kendi ideolojilerinin öngördüğü yaşam formunu benimsetmektir. Kanaatimce, iktidara geliş biçimleri demokratik olsa dahi fikri tabanı olan bütün hareketler, devleti sadece nesnel refah sağlayıcı bir araç olarak değil, toplumun geri kalanını değerler bakımında dönüştürücü bir işlevsellikte kullanmak isteyecektir.

İdeolojilerin devleti topluma refah sağlayıcı olarak görmekten ziyade ona toplumu dönüştürücü bir makine muamelesi yapmasının sebebi; ideolojilerin yalnızca yönetimsel değişim talebi değil aslında birer insan formasyonu önermeleri olmalarından kaynaklanmaktadır.  Ve, yaratılmak istenilen birey tipini yaygınlaştırmanın en etkili yolu; insan hayatını en yüksek düzeyde etkileme kapasitene sahip kurumu, yani devletin münhasır-meşru yasa yapıcı ve uygulayıcı vasfını kullanmaktır. Normatif birey formasyonu öngörmeyen ideoloji mevcut değildir. Bu durum, devlet iktidarı sayesinde kendinden olmayanlara karşı oluşabilecek dışsal bir tehdit olmaktan da öte, iktidar iddiası dahi olmayan herhangi politik bir harekete mensup olan insanlara da içsel bir baskı oluşturacaktır. Zannımca, buradaki problem politik olanı çok geniş tanımlamamızdır ki hayatımızın her alanını kapsamaya meyillidir. Zaten politikanın bu denli geniş tanımlanmasından ötürü, giyim-kuşam, selamlaşma, günlük sıradan konuşma biçimlerimiz dahi birer politik sembol haline gelmektedir.

Bu durumda şahısların, iktidardan (demokrasilerde çoğunluktan) ve hatta politikanın kendisinden onun tayin edici bir parçası olma hakkından vazgeçmeden kaçabileceği özgürlük alanı nasıl inşa edilebilir? Ya da böyle bir özgürlük alanı inşa edilmeli midir? Yukarıda ideoloji ve politikaya yönelttiğim eleştirilerin akabinde, politik teoriye hâkim olanlar bir “liberal demokrasi” güzellemesi bekleyeceklerdir. Çünkü ideolojilerin çağ-dışı kaldığı ve bireyin üzerinde bir baskı aracı olduğu “ideolojisi” büyük oranda içinde yaşadığımız liberal sistemin diskurudur. Ancak bu “anti-ideoloji” söylemi de esasında liberalizmin ideolojik bütünlüğünün bir parçasıdır ve nihayetinde o da bireylerden, öne sürdüğü değerlere azami ölçüde saygı ve içselleştirme beklemektedir. Suallerimize farklı entelektüellerin görüşlerini dâhil ederek devam edeceğiz.

______________________________

*Yevgeny Zamyatin, We, Harper Collins Publisher, New York, 1999, s.207

Geçmiş Yazılar

Comments are closed.