<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Türkyorum</title>
	<atom:link href="http://www.turkyorum.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.turkyorum.com</link>
	<description>taşlanmanın peygamber sanatı olduğunu&#34; bilenlerin, halden anlayanların attığı güle meftun olanların ocağı</description>
	<lastBuildDate>Fri, 18 May 2012 06:48:10 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.2</generator>
		<item>
		<title>Mefkûre, Buhrân, Sukut-ı Hayâl</title>
		<link>http://www.turkyorum.com/mefkure-buhran-sukut-i-hayal/</link>
		<comments>http://www.turkyorum.com/mefkure-buhran-sukut-i-hayal/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 18 May 2012 06:20:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>MEHMET KAAN ÇALEN</dc:creator>
				<category><![CDATA[MEHMET KAAN ÇALEN]]></category>
		<category><![CDATA[Buhran]]></category>
		<category><![CDATA[mefkure]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Kaan Çalen]]></category>
		<category><![CDATA[Sukut-ı Hayal]]></category>
		<category><![CDATA[Türkyorum]]></category>
		<category><![CDATA[Ziya Gökalp]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.turkyorum.com/?p=1993</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Bir millet b&#252;y&#252;k bir fel&#226;kete uğradığı, korkun&#231; bir tehlike karşısında bulunduğu zaman, fertlerindeki şahsiyetleri bel&#8217; eder. O zaman um&#251;mun ruhunda yalnız mill&#238; bir şahsiyet yaşar, b&#252;t&#252;n kalplerde bu mill&#238; şahsiyeti id&#226;me etmek teh&#226;l&#252;k&#252;nden başka bir duygu kalmaz.&#8221; G&#246;kalp mefk&#251;reyi b&#246;yle tanımlar ve ekler: &#8220;Buhr&#226;nlı zamanlar, mefk&#251;relerin hilk&#226;t g&#252;nleridir.&#8221; Evet, mefk&#251;re buhr&#226;nlı zamanların, b&#252;y&#252;k mill&#238; fel&#226;ketlerin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.turkyorum.com/wp-content/uploads/2012/05/türkyorum-mafkure.jpg" style="text-align: justify; "><img alt="" class="alignleft size-medium wp-image-1994" height="225" src="http://www.turkyorum.com/wp-content/uploads/2012/05/türkyorum-mafkure-300x225.jpg" title="türkyorum-mefkure" width="300" /></a></p>
<p style="text-align: justify; "><span style="font-family:verdana,geneva,sans-serif;"><span style="font-size:11px;">&ldquo;<em>Bir millet b&uuml;y&uuml;k bir fel&acirc;kete uğradığı, korkun&ccedil; bir tehlike karşısında bulunduğu zaman, fertlerindeki şahsiyetleri bel&rsquo; eder. O zaman um&ucirc;mun ruhunda yalnız mill&icirc; bir şahsiyet yaşar, b&uuml;t&uuml;n kalplerde bu mill&icirc; şahsiyeti id&acirc;me etmek teh&acirc;l&uuml;k&uuml;nden başka bir duygu kalmaz.</em>&rdquo;</span></span></p>
<p style="text-align: justify; "><span style="font-family:verdana,geneva,sans-serif;"><span style="font-size:11px;">G&ouml;kalp mefk&ucirc;reyi b&ouml;yle tanımlar ve ekler: &ldquo;<em>Buhr&acirc;nlı zamanlar, mefk&ucirc;relerin hilk&acirc;t g&uuml;nleridir.</em>&rdquo;</span></span></p>
<p style="text-align: justify; "><span style="font-family:verdana,geneva,sans-serif;"><span style="font-size:11px;">Evet, mefk&ucirc;re buhr&acirc;nlı zamanların, b&uuml;y&uuml;k mill&icirc; fel&acirc;ketlerin &ccedil;ocuğudur. Mill&icirc; vicdandan beslenen mefk&ucirc;re, fertleri maşer&icirc; vicdan i&ccedil;erisinde eriten kolektif bir ruh h&acirc;lidir. &ldquo;<em>Milletin mâzisinden gelip onu istikbâle doğru iten fikrî bir hamledir</em>&rdquo;. &nbsp;</span></span></p>
<p style="text-align: justify; "><span style="font-family:verdana,geneva,sans-serif;"><span style="font-size:11px;">Ya hazerde&hellip;? Ya hayatın kendi sularına &ccedil;ekildiği normal zamanlarda&hellip;? &nbsp;</span></span></p>
<p style="text-align: justify; "><span style="font-family:verdana,geneva,sans-serif;"><span style="font-size:11px;">G&ouml;kalp, &ldquo;<em>fel&acirc;ket ve buhr&acirc;n devri ge&ccedil;tikten sonra ruhlarda tul&ucirc; etmiş olan mefk&ucirc;re g&uuml;neşi artık s&ouml;nmez</em>&rdquo; diyor.</span></span></p>
<p style="text-align: justify; "><span style="font-family:verdana,geneva,sans-serif;"><span style="font-size:11px;">S&ouml;nmez mi ger&ccedil;ekten?</span></span></p>
<p><span id="more-1993"></span></p>
<p style="text-align: justify; "><span style="font-family:verdana,geneva,sans-serif;"><span style="font-size:11px;">Her biri birbirinin ayni g&uuml;nlerin; kısa ve bereketsiz g&uuml;nlerin; bir nefeslik ve bir l&acirc;hzalık g&uuml;nlerin; hızlı ve tel&acirc;şlı g&uuml;nlerin gelip &ccedil;attığı, kendi ritmi ve kendi kaygıları i&ccedil;inde muttasıl akıp gittiği şol moderen &ccedil;ağda, &ldquo;<em>hodg&acirc;mlardan c&acirc;nsip&acirc;r m&uuml;cahitler, korkaklardan tehlike-c&ucirc; kahramanlar yapan; gab&icirc;lere zek&acirc;, tembellere fa&acirc;liyet, l&acirc;kaytlara gayretkeşlik veren</em>&rdquo; mefk&ucirc;re g&uuml;neşi ger&ccedil;ekten s&ouml;nmez mi?</span></span></p>
<p style="text-align: justify; "><span style="font-family:verdana,geneva,sans-serif;"><span style="font-size:11px;">S&ouml;nmese bile bir bulutun ardına gizlendiği hakik&acirc;t l&acirc;kin bu, mefk&ucirc;re g&uuml;neşinin bir daha y&uuml;z&uuml;n&uuml; g&ouml;stermeyeceği anlamına gelmiyor&hellip;</span></span></p>
<p style="text-align: justify; "><span style="font-family:verdana,geneva,sans-serif;"><span style="font-size:11px;">Mefk&ucirc;re bir seferberlik h&acirc;li&hellip; &nbsp;Olağan &uuml;st&uuml; d&ouml;nemlerin olağan &uuml;st&uuml; ef&acirc;lini, destan &ccedil;ağının insan&uuml;st&uuml; fedak&acirc;rlıklarını, kavga devrinin &ccedil;elikleşmiş iradelerini olağan zamanların serin g&ouml;lgelerinde g&ouml;rmeyi istemek&hellip; Galiba kırgınlığımız, kızgınlığımız, huzursuzluğumuz ve umutsuzluğumuz ve d&acirc;hi en b&uuml;y&uuml;k hatamız buradan neşet ediyor. Bu a&ccedil;ıdan bakınca hepimiz bir par&ccedil;a mazuruz, hepimiz bir par&ccedil;a masumuz&hellip; Tutunabileceğimiz yeg&acirc;ne şey, ahir zamana mahsus bu bir par&ccedil;a mazuriyet sanırım&hellip;</span></span></p>
<p style="text-align: justify; "><span style="font-family:verdana,geneva,sans-serif;"><span style="font-size:11px;">Hayat s&uuml;rekli teyakkuz h&acirc;linde yaşanmıyor, yaşanamıyor&hellip; &nbsp;Kendi seyrinde y&uuml;r&uuml;meye, koşmaya başlayınca insan&icirc; zaafların rengine b&uuml;r&uuml;n&uuml;yor. İşte tam da bu noktada maden&icirc; para rejimlerinin meşhur kanunu devreye girerek i&ccedil;imizdeki k&ouml;t&uuml;n&uuml;n, i&ccedil;imizdeki iyiyi kovduğu o bildik s&uuml;reci a&ccedil;ıyor. Buhr&acirc;n ortadan kalkınca, mefk&ucirc;re maşer&icirc; vicdanın derin dehlizlerine &ccedil;ekilerek ruh d&uuml;nyamızı ferd&icirc; iştih&acirc;larımızın tahakk&uuml;m&uuml;ne bırakıyor. Buhr&acirc;n avdet edene kadar.</span></span></p>
<p style="text-align: justify; "><em><span style="font-family:verdana,geneva,sans-serif;"><span style="font-size:11px;">Not: Tırnak i&ccedil;indeki b&uuml;t&uuml;n ifadeler merh&ucirc;m Ziya G&ouml;kalp&rsquo;e aittir.</span></span></em></p>
<p style="text-align: justify; "><a href="mailto:mk_celen@hotmail.com"><img alt="" class="alignnone size-full wp-image-1290" height="24" src="http://www.turkyorum.com/wp-content/uploads/2012/02/mailto2.png" title="Yazara e-posta göndermek için" width="24" /></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkyorum.com/mefkure-buhran-sukut-i-hayal/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Namlunun Ardındaki Adam; &#8220;Yakup Cemil&#8221; &#8211; I</title>
		<link>http://www.turkyorum.com/namlunun-ardindaki-adam-yakup-cemil-1/</link>
		<comments>http://www.turkyorum.com/namlunun-ardindaki-adam-yakup-cemil-1/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 16 May 2012 12:55:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>OZAN BODUR</dc:creator>
				<category><![CDATA[OZAN BODUR]]></category>
		<category><![CDATA[Enver]]></category>
		<category><![CDATA[İttihat Terakki]]></category>
		<category><![CDATA[Ozan Bodur]]></category>
		<category><![CDATA[Türkyorum]]></category>
		<category><![CDATA[Yakup Cemil]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.turkyorum.com/?p=1971</guid>
		<description><![CDATA[-Diyar-ı &#199;epni&#8217;nin yiğit evladı, Atilla Aydın Bey kardeşime ithaf olunur&#8230;- Kimisi adını anınca karşılıksız bir vatanseverliği anımsadı&#8230; Kimisi de derin g&#252;&#231;lerin kontrol&#252;nde hareket eden bir zorbayı&#8230; Bir vatansever miydi? Yoksa bir zorba mı? &#199;ok sevdiği Enver&#8217;e sadık bir fedai mi? Yoksa isyank&#226;r bir şaki mi? Hayal miydi? Yoksa ger&#231;ek mi? Peki, K&#226;ğıthane sırtlarında vatana ihanet [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="right"><em><span style="font-size:10px;">-Diyar-ı &Ccedil;epni&rsquo;nin yiğit evladı,</span></em></p>
<p align="right"><em><span style="font-size:10px;">Atilla Aydın Bey kardeşime ithaf olunur&#8230;-</span></em></p>
<p style="text-align: justify; "><a href="http://www.turkyorum.com/wp-content/uploads/2012/05/türkyorum-yakup-cemil.jpg"><img alt="" class="alignleft size-medium wp-image-1972" height="166" src="http://www.turkyorum.com/wp-content/uploads/2012/05/türkyorum-yakup-cemil-300x166.jpg" title="türkyorum-yakup cemil" width="300" /></a></p>
<p>Kimisi adını anınca karşılıksız bir vatanseverliği anımsadı&hellip;</p>
<p>Kimisi de derin g&uuml;&ccedil;lerin kontrol&uuml;nde hareket eden bir zorbayı&hellip;</p>
<p>Bir vatansever miydi?</p>
<p>Yoksa bir zorba mı?</p>
<p>&Ccedil;ok sevdiği Enver&rsquo;e sadık bir fedai mi?</p>
<p>Yoksa isyank&acirc;r bir şaki mi?</p>
<p>Hayal miydi?</p>
<p>Yoksa ger&ccedil;ek mi?</p>
<p>Peki, K&acirc;ğıthane sırtlarında vatana ihanet su&ccedil;undan tam on d&ouml;rt kurşunla &ouml;ld&uuml;r&uuml;len bu adam kimdi, neydi, neciydi?</p>
<p>Kurtlar Vadisi adlı dizide Kuşbaşı Eşref Bey&rsquo;in torunu, istihbarat&ccedil;ı Aslan Bey&rsquo;i canlandıran Sel&ccedil;uk Y&ouml;ntem, &Ouml;mer Baba rol&uuml;nde ki Emin Olcay&rsquo;a Teşkilatın bu &ouml;nemli ismini anlatırken s&ouml;ze ş&ouml;yle başlıyordu;</p>
<p>&lsquo;&rsquo;&hellip;Teşkilat-ı Mahsusa da bir adam vardı&hellip; Yiğit bir kahraman, b&uuml;y&uuml;k bir vatanseverdi&hellip;&rsquo;&rsquo;</p>
<p>Adı; Yakup Cemil&rsquo;di&hellip;</p>
<p>İşte o adamın; Enver&rsquo;in fedaisi; Yakup Cemil&rsquo;in &ouml;yk&uuml;s&uuml;&hellip;</p>
<p><span id="more-1971"></span></p>
<p><strong>Hain Avcısı</strong></p>
<p>Yakup Cemil,1883 tarihinde İstanbul Yenibah&ccedil;e de doğdu&hellip;</p>
<p style="text-align: justify; ">Kimi kaynaklar babası Ahmet Bey&rsquo;i t&uuml;t&uuml;n ticareti ile uğraşan bir ka&ccedil;ak&ccedil;ı olarak g&ouml;sterse de daha sonraki yıllarda teşkilatın başına ge&ccedil;ecek olan H&uuml;samettin Ert&uuml;rk Bey,Samih Nafiz Tansu tarafından 1957 yılında derlenen anılarında Yakup Cemil&rsquo;in babasının m&uuml;tevazı bir devlet memuru olduğunu net şekilde ifade eder.</p>
<p>Kendisinin piyade teğmen r&uuml;tbesi ile Harbiye&rsquo;den mezun olduğu tarih 1903&rsquo;t&uuml;r&hellip;</p>
<p style="text-align: justify; ">O d&ouml;neme damgasını vuran diğer ateşli Osmanlı subayları gibi Yakup&rsquo;un da askerliğe merakı &ccedil;ocukluk yıllarına dayanmaktadır. Bu merak O&rsquo;nu kısa s&uuml;re de Rumeli dağlarında eşkıya takibi g&uuml;den fırtına gibi bir asker yaptı&#8230;</p>
<p style="text-align: justify; ">Girdiği &ccedil;ete muharebelerinin hi&ccedil;birinden geri &ccedil;ekilmeyen, son hasmını yere sermeden erata ricat emri vermeyen, pireyi g&ouml;z&uuml;nden, karıncayı dizinden vuran bu ateşten ruhlu adamın ismi kısa s&uuml;rede Bulgar ve Rum &ccedil;etecilerin diline pelesenk oldu. Giritli Kaptan Skalidis&#39;in, Bulgar Petso&#39;nun, Rum Pirle-pe&#39;nin, Arnavut Istaryalı K&acirc;mil Bey&#39;in ve &quot;Vardar G&uuml;neşi&quot; denilen Apostol&#39;un &ccedil;etesini yok eden ekibin en tanınmış siması O idi&hellip;</p>
<p>* * *</p>
<p style="text-align: justify; ">Bir s&uuml;re sonra O da devrin siyasi modasına uyup, diğer gen&ccedil; zabitler gibi II. Abd&uuml;lhamit&rsquo;in &lsquo;&rsquo;m&uuml;stebit ve baskıcı&rsquo;&rsquo; olarak ifade ettikleri idaresine son vermek i&ccedil;in g&ouml;zleri bağlı olarak silah &uuml;st&uuml;ne yemin ederek İttihat ve Terakki cemiyetine d&acirc;hil oldu&hellip;</p>
<p style="text-align: justify; ">Sonunda hedeflenen ger&ccedil;ekleşip Abd&uuml;lhamit&rsquo;in saltanatı yıkılınca Yakup Cemil, İttihat ve Terakki Cemiyetinin vilayet sorumlularından biri olarak Adana&rsquo;ya g&ouml;nderildi&#8230;</p>
<p><strong>Trablusgarp Macerası</strong></p>
<p><a href="http://www.turkyorum.com/wp-content/uploads/2012/05/türkyorum-Yakup-Cemilin-de-Aralarında-Bulunduğu-Fedai-Zabıtan-Üyeleri-Trablusgarpta.jpg"><img alt="" class="alignright size-full wp-image-2003" height="202" src="http://www.turkyorum.com/wp-content/uploads/2012/05/türkyorum-Yakup-Cemilin-de-Aralarında-Bulunduğu-Fedai-Zabıtan-Üyeleri-Trablusgarpta.jpg" title="türkyorum-Yakup Cemil'in de Aralarında Bulunduğu Fedai Zabıtan Üyeleri Trablusgarp'ta" width="300" /></a></p>
<p style="text-align: justify; ">Ancak O&rsquo;nun haşin ve d&uuml;z karakteri particiliğin kaypak ve oynak zemini ile asla bağdaşmadı. Tam bu sırada acı bir tesad&uuml;f ile imdadına İtalyanların Trablusgarp&rsquo;ı işgali yetişti. Tasını, tarağını toplayan Yakup Cemil, Fedai Zabıtan adlı gizli yapılanmaya katılarak Mustafa Kemal&rsquo;le birlikte Trablusgarp&rsquo;a ge&ccedil;ti.</p>
<p style="text-align: justify; ">İtalyanlarla yapılan gerilla savaşına katılan Yakup Cemil buradaki m&uuml;cadele tarzına Balkanlardan antrenmanlıydı. Kısa s&uuml;rede askeri organizasyonlara uyum sağlasa da Osmanlı subayları arasındaki zenci m&uuml;lazım Ş&uuml;kr&uuml; Efendi bir t&uuml;rl&uuml; i&ccedil;ine sinmiyordu. Bir zaman sonra Ş&uuml;kr&uuml; Efendi&rsquo;nin bir İtalyan ajanı olabileceği vehmi Yakup Cemil&rsquo;i gece uyuyamaz bir hale getirdi. Bir akşam kimseye bir şey demeden yatağından doğruldu, mermilerini ve silahını kontrol ettikten sonra Ş&uuml;kr&uuml; Efendi&rsquo;nin &ccedil;adırına girdi, usulca ona dokunarak kaldırdı, silahının namlusunu Ş&uuml;kr&uuml; Bey&rsquo;in alnına dayadı, sonra bir el silah sesi duyuldu. Gecenin sessizliğinin bozulduğu y&ouml;ne doğru koşan Osmanlı subayları kanlar i&ccedil;inde can &ccedil;ekişen Ş&uuml;kr&uuml; Efendi&rsquo;yi son nefesini verirken buldular&hellip;</p>
<p>Bu skandal kararg&acirc;hı bir anda karıştırdı&hellip;</p>
<p style="text-align: justify; ">Resmi savunmasında &lsquo;&rsquo;Onu n&ouml;bette uyurken yakalım, ondan &ouml;ld&uuml;rd&uuml;m&rsquo;&rsquo;diyen Yakup Cemil, yakın dostlarına ise&rsquo;&rsquo;&hellip;bir zenciden emir almak g&uuml;c&uuml;me gidiyordu&hellip;&rsquo;&rsquo;dedi. Trablusgarp&rsquo;ta Yakup Cemil&rsquo;in en &ouml;nemli şansı Balkanlardaki &ccedil;ete takiplerinden tanıdığı ve herkesten &ccedil;ok sevdiği Enver&rsquo;di. Bu gen&ccedil; erk&acirc;n-ı harp binbaşısı da bu meşum olaydan olduk&ccedil;a rahatsız oldu. Fakat orada bulunan t&uuml;m subaylar i&ccedil;inde Yakup Cemil&rsquo;i en yakından tanıyan kendisi idi. Olayı fazla irdeletmedi. İlk fırsatta Yakup Cemil&rsquo;i de oradan uzaklaştırdı.</p>
<p style="text-align: justify; ">Yakup Cemil zorlu &ccedil;&ouml;l yolculuğundan sonra İstanbul&rsquo;a geldiğinde Balkan Savaşlarının ikinci perdesi başlıyordu. Zaten başkentin tehlikede olduğunu duyan Trablusgarp&rsquo;taki Osmanlı subayları da hızla İstanbul&rsquo;a d&ouml;nm&uuml;şt&uuml;.</p>
<p><strong>B&acirc;b-ı Ali Baskını</strong></p>
<p>Balkan Savaşlarında yaşanan hezimet t&uuml;m g&ouml;zleri Nazım Paşa&rsquo;ya &ccedil;evirtmişti&hellip;</p>
<p style="text-align: justify; ">23 Ocak 1913 g&uuml;n&uuml; Enver Paşa,&nbsp;Yakub Cemil&#39;in başını &ccedil;ektiği bir grup fedai ile cemiyetin Nuruosmaniye&#39;deki merkezinden ata binerek Babı&acirc;li&rsquo;ye y&ouml;neldi. Bu arada Talat Paşa da bir grup ittihat&ccedil;ıyla başka yoldan Babı&acirc;li&rsquo;ye gitti. Ayrıca cemiyet tarafından B&acirc;b-ı &Acirc;li binası civarındaki &ouml;nemli noktalara altmış kadar İttihat&ccedil;ı yerleştirildi. Yol boyunca toplanan halk ellerinde bayraklarla tekbir getirerek Babı&acirc;li&rsquo;ye vardığında, kabinenin toplantı halinde olduğunu bilen &nbsp;Enver Paşa ve yanındakiler Babı&acirc;li kapısının &ouml;n&uuml;ne geldiler&hellip;</p>
<p><a href="http://www.turkyorum.com/wp-content/uploads/2012/05/türkyorum-bab-ı-ali-baskınından-bir-an.jpg"><img alt="" class="alignleft size-full wp-image-2005" height="212" src="http://www.turkyorum.com/wp-content/uploads/2012/05/türkyorum-bab-ı-ali-baskınından-bir-an.jpg" title="türkyorum-bab-ı ali baskınından bir an" width="326" /></a></p>
<p style="text-align: justify; ">Kapının &ouml;n&uuml;nde direnmek isteyen Sadaret yaveri Ohrili Nafiz Bey tek kurşunla oracıkta &ouml;ld&uuml;r&uuml;ld&uuml;. Bu esnada araya fırlayan Harbiye nazırının yaveri Kıbrıslızade Tevfik&#39;in tabancasından &ccedil;ıkan kurşunla ittihat&ccedil;ılardan Mustafa Necip &ouml;ld&uuml;. Arkadaşının kanlar i&ccedil;inde d&uuml;şt&uuml;ğ&uuml;n&uuml; g&ouml;ren fedailerden birinin tabancasından &ccedil;ıkan kurşunla Kıbrıslızade Tevfik&rsquo;te yere yığıldı. Kısa s&uuml;ren arbede esnasında vurularak d&uuml;şenlerden biride polis komiseri Celal Bey&rsquo;di.Bab-ı ali kapısı &ouml;n&uuml;nde adeta cinnet yaşanıyordu&hellip;</p>
<p style="text-align: justify; ">Harbiye Nazırı M&uuml;şir Nazım Paşa g&uuml;r&uuml;lt&uuml; &uuml;zerine kabine toplantısından balkona &ccedil;ıkıp baskıncılara doğru bağırmaya başladı; &lsquo;&rsquo;&hellip;Ne oluyor, siz kendinizi ne zannediyorsunuz?&#8230;&rsquo;&rsquo;</p>
<p style="text-align: justify; ">Bu esnada fedailerin &ouml;n&uuml;nde ilerleyen uzun boylu ve yapılı biri &ouml;ne &ccedil;ıktı. Kemerinde ay-yıldız toka, kırmızı fesinde de yaldız rengi iplerle işlenmiş bir hilal vardı. Dizlerinin altına sarkan gri paltosunu sağ kolu ile savurarak iri parmakları ile Nagand marka tabancasını kavradı, y&uuml;z&uuml;nde hi&ccedil;bir heyecan emaresi yoktu, yukarıya doğru kıvırdığı bıyıkları bile oynamıyordu. Sadece hafif &ccedil;ekik olan g&ouml;zlerini birazcık kıstı, gayet soğukkanlı bi&ccedil;imde silahını M&uuml;şir&rsquo;e doğrultarak, tek kurşunla Nazım Paşa&rsquo;yı alnından vurdu&hellip;</p>
<p>Oradaki herkes şok olmuştu&hellip;</p>
<p style="text-align: justify; ">Ayakları yerden kesilen Nazım Paşa, kapının &ouml;n&uuml;ndeki krem rengi halının &uuml;st&uuml;ne doğru d&uuml;şt&uuml;, alnından sızan kanlar,&nbsp; parkasına doğru sızıyordu&hellip;</p>
<p style="text-align: justify; ">Elbette bir baskın yapılıyordu ama Osmanlı Devleti&rsquo;nin g&ouml;revdeki savaş bakanını &ouml;ld&uuml;rmek kimsenin planı d&acirc;hilinde değildi. &Ouml;nce Enver&rsquo;in yeri g&ouml;ğ&uuml; inleten bağırışı duyuldu; &rsquo;&rsquo;&hellip;Ne yaptın Yakup Cemil! Sana vur diyen mi oldu?</p>
<p style="text-align: justify; ">Bir kaplanın avını yakaladıktan sonra g&ouml;zlerinde oluşan parlaklığa kavuşan Yakup Cemil, yine soğukkanlıydı, bu bağırmaları umursamadan cevap verdi; &quot;Bu tiplere laf anlatamazsın Enver! Bunları b&ouml;yle vuracaksın!&rsquo;&rsquo;</p>
<p>Sonrada silahında kalan mermileri yerde yatmakta olan M&uuml;şirin cansız bedenine boşalttı&hellip;</p>
<p>* * *</p>
<p style="text-align: justify; ">Yaşananlar sonrası sağa sola ka&ccedil;ışan kabine &uuml;yelerinin dağılmasını fırsat bilen Enver, bir hışımla Sadrazam Kıbrıslı Mehmet Kamil Paşa&#39;nın makamına girdi. Tabancasını &ccedil;ıkartıp, Paşa&rsquo;nın kafasına dayayıp, sert bir ifadeyle milletin kendisini istemediğini ve istifa etmesi gerektiğini bildirdi. Elleri titreyen Kamil Paşa asker tarafından gelen teklif &uuml;zerine istifaya mecbur kaldığını padişaha hitaben yazdı. Bu duruma sinirlenen Enver, bu c&uuml;mleye ahali s&ouml;zc&uuml;ğ&uuml;n&uuml; de ilave ettirdi. B&ouml;ylece istifa gerek&ccedil;esi ahali ve asker tarafından gelen teklife d&ouml;n&uuml;şt&uuml;. Bu sırada İttihat&ccedil;ıların &uuml;nl&uuml; hatiplerinden &Ouml;mer Naci ve &Ouml;mer Seyfettin Babı&acirc;li &ouml;n&uuml;nde toplanan kalabalığı coşturuyor, &quot;Yaşasın Millet! Yaşasın İttihat ve Terakki!&quot; diye bağırtıyordu&hellip;</p>
<p style="text-align: justify; ">Kısa s&uuml;rede başkent İstanbul, İttihat&ccedil;ıların denetimine ge&ccedil;ti. Padişah V. Mehmet (Reşad) İttihat&ccedil;ıların isteği &uuml;zerine Mahmut Şevket Paşa&#39;yı kabineyi kurmakla g&ouml;revlendirdi. B&ouml;ylece iktidar tekrar İttihat&ccedil;ılara ge&ccedil;ti. Aynı gece Cemal Paşa İstanbul muhafızlığını, Azmi Bey polis m&uuml;d&uuml;rl&uuml;ğ&uuml;n&uuml; ve Halil Kut merkez kumandanlığını ele ge&ccedil;irdiler. Talat Paşa d&acirc;hiliye nazırı vekili unvanını kullanarak vilayetlere &ccedil;ektiği telgrafta Kamil Paşa h&uuml;k&uuml;metinin, Edirne vilayetini tamamen ve Ege adalarını kısmen d&uuml;şmana bıraktığını ve bu kararını sorumsuz bir meclise tasdik ettirdiğini kaydediyor ve bu nedenle milli galeyan sonucu devrildiğini bildiriyordu&hellip;</p>
<p style="text-align: justify; ">Yaşanan son olaylar İttihat ve Terakki&rsquo;yi &uuml;lkenin başına taşımıştı taşımasına ama şimdi de cemiyetin ileri gelenlerini kara-kara d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;ren bir sorun peyda olmuştu. Bu sorun sorumsuz hareketleri ile t&uuml;m otoriteye başkaldıran, dizgine, ipe gelmeyen, Yakup Cemil&rsquo;di! Cemiyetin ileri gelenlerine g&ouml;re bazen en yakın olduğu isim Enver&rsquo;i bile dinlemeyen bu adam ilk fırsatta merkezden uzaklaştırılmalıydı&hellip;</p>
<p><strong>&lsquo;&rsquo;Benim Adım Yakup Cemil!&rsquo;&rsquo;</strong></p>
<p>Beklenen fırsat Birinci D&uuml;nya Savaşı ile geldi&hellip;</p>
<p style="text-align: justify; ">Komiteciliği ve g&ouml;z&uuml; karalığı ile nam salan Yakup Cemil, Enver Paşa tarafından Teşkilat-ı Mahsusa&rsquo;ya sokularak Kafkas Cephesi i&ccedil;in g&ouml;revlendirilip İstanbul&rsquo;dan uzaklaştırıldı&hellip;</p>
<p>Şimdi sıra Yakup Cemil&rsquo;in kadrosunu kurmaya gelmişti&hellip;</p>
<p style="text-align: justify; ">Merkez tarafından yanına atanan yardımcıları &ccedil;etin adamlardı; Lazistan Milletvekili Sudi Bey, Şakir Bey (Esbak İktisat Vekili), Binbaşı Asım, Memduh Şevket (CHP Genel sekreteri), Cemal Ferid (Milletvekili), Y&uuml;zbaşı Halit Bey (Deli Halit Paşa), Y&uuml;zbaşı Ethem Basri Bey (İttihat ve Terakki katib-i mes&rsquo;ullerinden) ve Abd&uuml;lhamit Beyler&hellip;</p>
<p>Asker olarak ise Yakup Cemil kendi adamlarını kendisi se&ccedil;ecekti&hellip;</p>
<p>Bu konudaki y&ouml;ntemi yıllarca tartışıldı&hellip;</p>
<p>Yakup Cemil son adamlarını, &uuml;n&uuml; b&uuml;t&uuml;n imparatorluğa yayılmış ve g&uuml;n&uuml;m&uuml;ze kadar da gelmiş olan Sinop Zindanlarından devşirdi. Hepsi birbirinden belalı, hepsi birbirinden tehlikeli tam iki bin adam topladı&hellip;</p>
<p>Hapishane meydanına koyduğu iskemleye oturan Yakup Cemil, g&uuml;r sesi ile haykırdı; &ldquo; Berberler bir adım &ouml;ne &ccedil;ıksın&rdquo; &#8230;</p>
<p>Sonrasında berberlik zanaatına sahip olanlar bir adım ilerledi&hellip;</p>
<p>Ve komutlar komutları izledi: &ldquo; 1 leşi, 2 leşi, 3 leşi, 4 leşi, 14 leşi olan berberler bir adım &ouml;ne &ccedil;ıksın&hellip;&rdquo;</p>
<p>Sonunda tam Yakup Cemil&rsquo;in &ouml;n&uuml;nde bir kişi kaldı!</p>
<p>Hem berber olan hem de 14 leşi bulunan bir kişi&hellip;</p>
<p>Yakup Cemil 14 leşli berberi ş&ouml;yle tepeden tırnağa s&uuml;zd&uuml; ve sonra &ldquo; getir takımlarını bu iskemlede beni tıraş et, seni &ouml;zel berberim tayin ettim&rdquo; dedi&hellip;</p>
<p style="text-align: justify; ">14 leşi olan berber, fır&ccedil;asına sabunu s&uuml;r&uuml;p, Yakup Cemil&rsquo;i tıraş etmeye hazırlanırken O da cebinden &ccedil;ıkardığı tabakasından bir dal t&uuml;t&uuml;n aldı, seri davranan berber Yakup Cemil&rsquo;in sigarasını yaktı, berber tıraşa başladığında O da olanları şaşkın -şaşkın seyreden g&ouml;z&uuml; kara iki bin yeni adamına doğru konuşmaya başladı;</p>
<p style="text-align: justify; ">-&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Her biriniz artık benim askerimsiniz! Vatana olan borcunuzu &ouml;deme vakti gelmiştir. Emrime itaat etmeyeni veya eksik yerine getireni yaşatmam! Şunu unutmayın d&uuml;şmandan ka&ccedil;abilirsiniz ama benden asla! Benim adım Yakup Cemil, hainin, ka&ccedil;ağın, vatan d&uuml;şmanının benden yana nasibi sadece &ouml;l&uuml;md&uuml;r!</p>
<p>* * *</p>
<p style="text-align: justify; ">İşte Kafkas&rsquo;a s&uuml;r&uuml;len bu &ccedil;ete, Ardahan ve Batum&rsquo;u Rus ve Ermeni kuvvetlerinden geri aldı. Ancak kesin yapılan h&uuml;cumlar sonrasında zamanla m&uuml;freze erimeye başladı. Erzurum&rsquo;a d&ouml;nen Yakup Cemil, ordu komutanı olarak karşısına &ccedil;ıkan Halepli Miralay Mahmut Kamil Bey&rsquo;den takviye g&uuml;&ccedil; istedi. Yakup Cemil&rsquo;in tabiatını &ccedil;ok iyi bilen miralay, bu isteği kibarca ge&ccedil;iştirdi, Ermenilere verilen baskınlarda bir&ccedil;ok zafer kazanan Yakup Cemil, kaybettiği anlarda adeta &ccedil;ılgına d&ouml;n&uuml;yordu. Emrini yerine getiremeyen veya mağlubiyete sebep olduğunu d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;ğ&uuml; herkesi sorgusuz sualsiz ya kurşuna diziyor ya da astırıyordu. Bu durum zamanla katlanılmaz bir hal aldığından ordu komutanı Halepli Miralay Mahmut Kamil Bey, tarafından Bitlis&rsquo;teki alaya g&ouml;nderildi&hellip;</p>
<p style="text-align: justify; ">Buradaki alay kumandanı Afyonkarahisarlı Ali Bey&rsquo;di. Yakup Cemil&rsquo;in Erzurum&rsquo;dan neden g&ouml;nderildiğini iyi bilen Ali Bey, ordu disiplinine &ccedil;ok &ouml;nem veren, şahısları asla kurumun &ouml;n&uuml;ne ge&ccedil;irmeyen mert bir askerdi. Bir Yakup Cemil klasiği olmuş birka&ccedil; olaydan sonra bu başına buyruk adamı karşısına alan Ali Bey&rsquo;in tavrı sert oldu;</p>
<p style="text-align: justify; ">&lsquo;&rsquo;&hellip; Bana bak Yakup Cemil Efendi! Beni kimseyle karıştırma. İkide bir tabancaya sarılıp, darağacına erat g&ouml;ndermekle bu işler olmaz! Burası bir ordu kuruluşu ise sende buranın kurallarına uyacaksın! Uymazsam ne olur diyebilirsin. Sakın deneme! Seni bitiririm! İflahını keser mahvederim! G&ouml;z&uuml;n&uuml; a&ccedil;, kurallara uy, edebinle otur!&rsquo;&rsquo;</p>
<p style="text-align: justify; ">Gerektiğinde Enver&rsquo;e karşı bile dikine giden Yakup Cemil her nedense Ali Bey&rsquo;e karşı s&uuml;k&ucirc;t etti. H&uuml;samettin Ert&uuml;rk Bey&rsquo;in tahminine g&ouml;re de hayatında suskun kaldığı tek hadise buydu. B&ouml;yle bir karakter korktu mu yoksa ileriye y&ouml;nelik bir şey mi d&uuml;ş&uuml;nd&uuml; tarihle O&rsquo;nun arasında sır olarak kaldı ama Yakup Cemil&rsquo;in komitacılığını ve bunu asla yanına koymayacağını &ccedil;ok iyi bilen Ali Bey ilk fırsatta Onu Bağdat&rsquo;ta bulunan Altıncı Ordunun merkezine uydurulmuş bir vazife ile g&ouml;ndermekten geri kalmadı. Bu tarihte 6.Ordunun başında Enver Paşa&rsquo;nın amcası olan Halil Paşa bulunuyordu.Aradan ge&ccedil;en birka&ccedil; g&uuml;n i&ccedil;inde Yakup Cemil&rsquo;den kurtulmanın yollarını arayan Halil Paşa bir g&uuml;n kendisini &ccedil;ağırıp,İstanbul&rsquo;dan telgraf aldığını ve Yakup Cemil&rsquo;in acilen İstanbul&rsquo;a d&ouml;nmesi gerektiğini belirtti&hellip;</p>
<p><em><strong>Devam edecek&#8230;</strong></em></p>
<p><a href="mailto:bodurozan@gmail.com"><img alt="" class="alignnone size-full wp-image-1290" height="24" src="http://www.turkyorum.com/wp-content/uploads/2012/02/mailto2.png" title="Yazara e-posta göndermek için" width="24" /></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkyorum.com/namlunun-ardindaki-adam-yakup-cemil-1/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Elhamdülillah Liberalim !</title>
		<link>http://www.turkyorum.com/elhamdulillah-liberalim/</link>
		<comments>http://www.turkyorum.com/elhamdulillah-liberalim/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 16 May 2012 07:39:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>MUSTAFA ONUR TETİK</dc:creator>
				<category><![CDATA[MUSTAFA ONUR TETİK]]></category>
		<category><![CDATA[Elhamdülillah]]></category>
		<category><![CDATA[Liberal]]></category>
		<category><![CDATA[Liberalizm]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Onur Tetik]]></category>
		<category><![CDATA[Türkyorum]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.turkyorum.com/?p=1952</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Bu tiplerin &#231;oğu, yoksul ya da orta sınıf mutaassıp aile k&#246;kenleri olan ve muhtemelen İmam-Hatip mezunu kimliklerdir. Kendilerine &#246;ne &#231;ıkma konusunda imk&#226;n tanıyanlara yaranmada, kraldan fazla kralcı davranmayı ilke edinmişlerdir. Onları o mevkilere taşıyanlar, kendilerinden aidiyet kimliklerini terk etmelerini istemiş değillerdir,- ama feda olsun! Dahası, bir kere daha s&#246;yleyeyim: Sosyetik M&#252;sl&#252;man z&#252;ppeler, birer &#39;&#199;akma Oryantalist&#39; [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote>
<p dir="ltr" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt; text-align: justify;">&ldquo;Bu tiplerin &ccedil;oğu, yoksul ya da orta sınıf mutaassıp aile k&ouml;kenleri olan ve muhtemelen İmam-Hatip mezunu kimliklerdir. Kendilerine &ouml;ne &ccedil;ıkma konusunda imk&acirc;n tanıyanlara yaranmada, kraldan fazla kralcı davranmayı ilke edinmişlerdir. Onları o mevkilere taşıyanlar, kendilerinden aidiyet kimliklerini terk etmelerini istemiş değillerdir,- ama feda olsun! Dahası, bir kere daha s&ouml;yleyeyim: Sosyetik M&uuml;sl&uuml;man z&uuml;ppeler, birer &#39;&Ccedil;akma Oryantalist&#39; olarak, taklidin taklidi&#39;dirler [Platon'un ressamları!] ve giderek Efendilerinin &uuml;slubunu bile g&ouml;z g&ouml;re g&ouml;re temell&uuml;k ederler!&rdquo;</p>
<p align="right">Hilmi Yavuz*</p>
</blockquote>
<p><a href="http://www.turkyorum.com/wp-content/uploads/2012/05/türkyorum-liberalim.jpg"><img alt="" class="alignleft size-medium wp-image-1954" height="179" src="http://www.turkyorum.com/wp-content/uploads/2012/05/türkyorum-liberalim-300x179.jpg" title="türkyorum-liberalim" width="300" /></a></p>
<p dir="ltr" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt; text-align: justify;"><span style="text-align: justify;">Soğuk Savaş yıllarının siyah-beyaz algı kalıpları, daimi bir harp i&ccedil;re bulunma hissinin bir mahsul&uuml; olarak filiz vermiştir. Mevcut olan pasif savaş hali, s&uuml;rekli teyakkuz durumunda bulunmaya icbar ettiği i&ccedil;in, fikri cephede zafiyet yaratabileceğine inanılan tartışmalar ve akıl karışıklıkları geri plana itilmiştir. Esasında, &ccedil;ok sesli diyebileceğimiz ideolojik korolar, belki de bir korunma hissiyle &ldquo;birlik ve beraberliğe en &ccedil;ok muhta&ccedil; olunan g&uuml;nlerde&rdquo; tek ses olarak yankılanmıştır. &ldquo;Sol&rdquo; d&uuml;nyanın par&ccedil;alı yapısı i&ccedil; m&uuml;cadeleyi &uuml;retse dahi dış d&uuml;şman konusunda mutabakat mevcut olmuştur. Ancak bu hal &ldquo;daimi savaşın&rdquo; sona ermesiyle beraber değişme s&uuml;recine girmiştir. D&uuml;şman &uuml;zerinden &uuml;retilen cephe durumu yerini farklılıkları fark etmeye ve yeni sentez arayışlarına bırakmıştır. K&uuml;reselleşen d&uuml;nyanın etkileri, bilgi repertuarında &ccedil;eşitlenme ve doktrinlerin sınırlayıcılığından m&uuml;stakil d&uuml;ş&uuml;nebilme imk&acirc;nlarının ortaya &ccedil;ıkmasıyla da beraber daha eklektik fikirlerle ve kimliklerle karşı karşıya kalmaya başladık. Bu tesirlere bir de T&uuml;rkiye&rsquo;nin i&ccedil;inden ge&ccedil;tiği nevi şahsına m&uuml;nhasır sosyal ve politik vetireleri de ekleyebiliriz.</span></p>
<p><span id="more-1952"></span></p>
<p dir="ltr" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt; text-align: justify;">Eklektik d&uuml;ş&uuml;ncelerin boy vermesini genel kanaatin aksine menfi bir anlamda kullanmamaktayım. Bilakis, eklektizm m&uuml;lahazalarda gri alanlar istihsal edebilme yetisine haizdir. Hi&ccedil;bir fikri kalıba b&uuml;t&uuml;n&uuml;yle sadakat vadetmemesi bu metoda dinamik bir karakter kazandırmaktadır. Dinamizmini sağlayan kaypak tavrı, bu d&uuml;ş&uuml;nme metoduna savaş hallerinde değil nispeten s&uuml;kunet anlarında başvurulmasına yol a&ccedil;mıştır. Ancak bu y&ouml;ntemin en b&uuml;y&uuml;k handikabı birbirlerine eklemlenen fikirlerin birbiriyle tezat oluşturan taraflarıdır. &Ouml;rneklemek gerekirse, milliyet&ccedil;i-sosyalizm ismiyle idealize edilebilecek eklektik bir fikri &ouml;nerme sosyalizmin tarihsel-doktirner enternasyonalist karakteri sebebiyle ciddi eleştirilere maruz kalabilir. Herhangi bir &ccedil;elişki durumunda ideolojik m&uuml;ddei harmanladığı fikirlerden birinin safında yer almak durumunda kalır. Bu hali bir şekilde tevil etse bile fikir d&uuml;nyasında bir zafiyet noktası olarak taşımak zorundadır.</p>
<p dir="ltr" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt; text-align: justify;">&nbsp;</p>
<p dir="ltr" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt; text-align: justify;">Memleketimizde bu tarz t&uuml;redi akımlardan biri, bug&uuml;n i&ccedil;in marjinal sayabileceğimiz sayıda takip&ccedil;ileri olmakla beraber, Liberal İslamcılıktır. Bu yeni d&uuml;ş&uuml;nme bi&ccedil;imini &ldquo;hareket&rdquo; yerine &ldquo;akım&rdquo; olarak nitelememizin sebebi ise hareket olarak b&ouml;yle bir b&uuml;t&uuml;nsel birliktelikten bahsetmenin zor olmasıdır. Bu sebeple daha &ccedil;ok ortalama bir Liberal İslamcıdan tipten bahsetmek s&ouml;z konusudur. Liberal kavramıyla ifade etmek istediğimiz bir iktisadi y&ouml;ntem değildir elbette. Kastettiğimiz; bir algı ve d&uuml;ş&uuml;nme bi&ccedil;imi, hudutları aşikar olmayan bir &ouml;zg&uuml;rl&uuml;k retoriği, bir paradigmasızlık durumu olarak &ldquo;Liberallik&rdquo;. &nbsp;Bu liberal s&ouml;ylemin omurgasızlığı, belirli bir doğrular manzumesine sahip her bireyi hedef tahtasına koyma konforunu kendisine sağlamaktadır. Belirli bir insan formasyonu, ahlak &ouml;ğretisi &ouml;neren her fikir ve hareket &ldquo;Homo Liberalicus&rdquo; tarafından m&uuml;stebit olarak tanımlanabilecektir. Esasında kendisi de ne istediğinin pek de farkında değildir. İdeal bir d&uuml;nya tasavvuru yoktur ve bu sebeple &uuml;lk&uuml; sahibi, moral kıymetler serdeden her d&uuml;ş&uuml;nce ona totalitarizm &ouml;zlemi olarak gelir. Tek istediği yalnız ve sefil d&uuml;nyasında, insanoğlunun doğru veya yanlış, bin bir emekle inşa ettiği, olgunlaştırdığı farklı değerlerle m&uuml;cadele edip, faaliyetine kalıp par&ccedil;alama ismini takmaktır. Gelin g&ouml;r&uuml;n ki, bu kalıp par&ccedil;alama fantezisi onu her d&ouml;nem, muhalif ideal d&uuml;nya tasavvuru sahiplerinin iktidar yolundaki muvakkat, kullan-at enstr&uuml;manı yapmaktadır.</p>
<p dir="ltr" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt; text-align: justify;">&nbsp;</p>
<p dir="ltr" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt; text-align: justify;">Hal b&ouml;yle iken, &ldquo;g&uuml;zel ahlakı tamamlamak &uuml;zere g&ouml;nderilen&rdquo; bir peygamberin &ouml;ğretisini kılavuz alan bir birey inan&ccedil;larını, ahlak s&ouml;yleminin kendisine muhalif olan bir d&uuml;ş&uuml;nce d&uuml;nyasına nasıl sığdıracaktır? Gelin g&ouml;r&uuml;n ki, modernleşme ser&uuml;venimizin &ccedil;arpıklığı ve yukarıda saydığımız bir takım sebeplerle bu tarz mutant tipler ortaya &ccedil;ıkmıştır. &Uuml;retici zihniyet yerine politik trendlerin esiri bu t&uuml;redi tip, memleketimizde zaman zaman karşımıza &ldquo;Kandil muhibbi&rdquo; &nbsp;olarak &ccedil;ıkar, &ldquo;Ermeni Soykırımı&rdquo; s&ouml;ylemini savunur, eşcinsellerin zul&uuml;m g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;nden dem vurur, şuursuzca ulus-devlet eleştirisi yapar, milliyetperverliğin İslam dışı olduğunu iddia eder, bazen feminist harekette avangart rol&uuml; oynar ve en moda &ldquo;kalıp par&ccedil;alama&rdquo; ayinlerine &ouml;n sıradan iştirak eder. K&uuml;resel liberal s&ouml;ylemin manivelası &ldquo;insan hakları&rdquo; retoriğinin sınır &ccedil;izilemezliği karşısında şaşkına d&ouml;ner. Eklektik savunusunu, liberal evrensel normların (daha doğrusu her t&uuml;rl&uuml; normdan azade olmanın) İslam&rsquo;ın ilkeleriyle &ccedil;akıştığı tezine yaslayan gayretkeş arkadaşımız, aslında o y&uuml;celttiği liberal &ouml;zg&uuml;rl&uuml;k sahasının i&ccedil;ine hapsolduğunun idrakinde değildir.</p>
<p dir="ltr" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt; text-align: justify;">&nbsp;</p>
<p dir="ltr" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt; text-align: justify;">M&uuml;sl&uuml;man kimliğini aşağı g&ouml;ren zihniyetlerin tesirleriyle aşağılık kompleksine kapılan bu aşağılık dimağ, ya k&uuml;&ccedil;&uuml;k d&uuml;nyasındaki &ouml;nemsizlik hissini veya yeni zengin muhafazakar sermayedarın evladı olarak yeni eriştiği y&uuml;ksek sınıf ortamlardaki yabancılık ve yalnızlık hislerini bastırmak i&ccedil;in &ouml;zg&uuml;rl&uuml;k savaş&ccedil;ısı &ldquo;İslamcı&rdquo; &uuml;niformasını giyer. Kaderin yazgısına bakın ki, yeni taşındığı Nişantaşı, Cihangir veya &Ccedil;ankaya&rsquo;nın eski sakinleri gibi oda kendi haline bakmadan mazlum/fakir/ezilen edebiyatı yapar, milliyet&ccedil;ilerin l&uuml;mpenliklerine buğz eder. Milliyet&ccedil;iliğin sapkınlık katsayısının cinsi sapıklıktan daha fazla olduğuna şahadet eder. Ona g&ouml;re bir şahıs ateist, eşcinsel, satanist, ter&ouml;rist vb. olduğu i&ccedil;in hor g&ouml;r&uuml;lemez ve anlamaya &ccedil;alışılmaya layıktır ama milliyet&ccedil;ilik g&uuml;nahına girenlerin katli vaciptir.</p>
<p dir="ltr" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt; text-align: justify;">&nbsp;</p>
<p dir="ltr" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt; text-align: justify;">Bu t&uuml;redi tip, Ermenilere T&uuml;rklerin yaptığı s&ouml;zde soykırımdan bahsetmekten &ldquo;&ouml;zg&uuml;rleştirici&ldquo; bir zevk alırken, &nbsp;izinden gittiğini iddia ettiği Hazreti Peygamber&rsquo;in Medine&rsquo;nin Yahudi kabileleri; Beni Kurayza, Beni Nadir ve Beni Kaynuka&rsquo;nın &ldquo;ihanetleri&rdquo; karşısındaki tavrıyla y&uuml;zleşmekten korkar. Memleketteki eşcinsel cinayetlerine kahrolurken, Allah&rsquo;ın bu y&uuml;zden toplumları helak ettiği kabul&uuml;n&uuml; nereye koyacağını bilemez. Anti-Emperyalist pozları keserken İslam Devletleri&rsquo;nin yayılmacılığını nasıl a&ccedil;ıklayacağını bulmaya &ccedil;alışır. İslam &Uuml;mmetinin birliğinden bahseder de, İslam D&uuml;nyası&rsquo;nda, hem de M&uuml;sl&uuml;man kanı d&ouml;kerek, yeni tefrikalara yol a&ccedil;acak hareketleri &ldquo;evrensel insan hakları&rdquo; penceresinden mazur g&ouml;r&uuml;r. Kimi zaman da feministtir ancak liberal kadın &ouml;zg&uuml;rl&uuml;ğ&uuml; retoriğinin s&uuml;zgecine takılacak İslami uygulamaları nasıl sindirecektir o da başka mesele.</p>
<p dir="ltr" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt; text-align: justify;">&nbsp;</p>
<p dir="ltr" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt; text-align: justify;">Bu yeni &ldquo;nesepsiz M&uuml;sl&uuml;man&rdquo; tipi yukarıda bahsettiğimiz gibi şu an i&ccedil;in toplumun &ccedil;ok k&uuml;&ccedil;&uuml;k bir kısmını oluşturmaktadır. Toplumun nabzını tutamayan, halkına yabancı, buyurucu ve k&uuml;stah idrak ve eylem bi&ccedil;iminden &ouml;t&uuml;r&uuml;, zaman zaman o &ccedil;ok &ouml;zendiği marjinal sol hareketlerdeki insanlar gibi &ouml;mr&uuml; boyunca politik mast&uuml;rbasyonla iştigal edeceği aşikardır. Dramatik sınıfsal/mekansal değişimin, şoke edici etkisini hazmedebilmek i&ccedil;in &uuml;rettiği bir t&uuml;r savunma mekanizması olan yeni halini karşılayacak en isabetli sıfat &ldquo;şaşkın&rdquo; olacaktır. Kendine geldiğinde fark edeceği şey ise etrafında kimsenin kalmamış olacağıdır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; i&ccedil;erisinde var olmaya &ccedil;alıştığı y&uuml;ksek sınıf cemiyetin g&ouml;z&uuml;nde o hala &ldquo;şık ambalajlı ve batıl inan&ccedil;lı bir k&ouml;yl&uuml;&rdquo;, toplumun geri kalanının algısında ise Hilmi Yavuz&rsquo;un ifadesiyle &ldquo;taklidin k&ouml;t&uuml; bir taklidinden&rdquo; ibarettir.</p>
<p dir="ltr" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt; text-align: justify;">&nbsp;</p>
<p dir="ltr" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt; text-align: justify;"><em>* Hilmi Yavuz, Zaman Gazetesi, 26 Ocak 2011, <a href="http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=1084365">http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=1084365</a></em></p>
<p dir="ltr" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt; text-align: justify;"><a href="mailto:mustafatetik19@hotmail.com"><img alt="" class="alignnone size-full wp-image-1290" height="24" src="http://www.turkyorum.com/wp-content/uploads/2012/02/mailto2.png" title="Yazara e-posta göndermek için" width="24" /></a></p>
<div style="text-align: justify;">&nbsp;</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkyorum.com/elhamdulillah-liberalim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>GONGO’lar ne işe yarar?</title>
		<link>http://www.turkyorum.com/gongolar-ne-ise-yarar/</link>
		<comments>http://www.turkyorum.com/gongolar-ne-ise-yarar/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 14 May 2012 11:09:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>İSKENDER ÖKSÜZ</dc:creator>
				<category><![CDATA[İSKENDER ÖKSÜZ]]></category>
		<category><![CDATA[GONGO]]></category>
		<category><![CDATA[İskender Öksüz]]></category>
		<category><![CDATA[Sivil Toplum Örgütü]]></category>
		<category><![CDATA[Türkyorum]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.turkyorum.com/?p=1947</guid>
		<description><![CDATA[&#160; Sizin fikriniz rakibinizinkinden g&#252;&#231;l&#252; ise bu avantajdır. Fakat bundan da iyisi var: Rakibinize kendi fikrinizi kabul ettirebilirsiniz! Soğuk Savaş devrinde bu iş, rakip saftaki &#252;lkenin i&#231;inde taraftar yaratmak, sonra onları kullanarak o &#252;lkenin başına &#8220;bir dost h&#252;k&#252;met&#8221; ge&#231;irmekle oluyordu. Stratfor&#8217;un 24 Nisan 2012 Rusya raporu ş&#246;yle diyor: &#8220;Ukrayna&#8217;daki Turuncu Devrim Putin&#8217;i ikna etti. Yeltsin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p><a href="http://www.turkyorum.com/wp-content/uploads/2012/05/türkyorum-gongo.jpg"><img alt="" class="alignleft size-medium wp-image-1940" height="215" src="http://www.turkyorum.com/wp-content/uploads/2012/05/türkyorum-gongo-300x215.jpg" title="türkyorum-gongo" width="300" /></a></p>
<p style="text-align: justify; "><strong><span style="font-size:11px;"><span style="font-family:verdana,geneva,sans-serif;">Sizin fikriniz rakibinizinkinden g&uuml;&ccedil;l&uuml; ise bu avantajdır. Fakat bundan da iyisi var: Rakibinize kendi fikrinizi kabul ettirebilirsiniz! Soğuk Savaş devrinde bu iş, rakip saftaki &uuml;lkenin i&ccedil;inde taraftar yaratmak, sonra onları kullanarak o &uuml;lkenin başına &ldquo;bir dost h&uuml;k&uuml;met&rdquo; ge&ccedil;irmekle oluyordu.</span></span></strong></p>
<p style="text-align: justify; "><span style="font-size:11px;"><span style="font-family:verdana,geneva,sans-serif;">Stratfor&rsquo;un 24 Nisan 2012 Rusya raporu ş&ouml;yle diyor: &ldquo;Ukrayna&rsquo;daki Turuncu Devrim Putin&rsquo;i ikna etti. Yeltsin gibiler y&ouml;netmeye devam ederse ABD Rusya&rsquo;yı bitirecekti. Ukrayna Rusya&rsquo;nın mill&icirc; g&uuml;venliği i&ccedil;in hem ekonomi hem de coğrafya a&ccedil;ısından vazge&ccedil;ilmezdir. Putin bu &lsquo;devrim&rsquo;de, Washington&rsquo;un,</span></span></p>
<p style="text-align: justify; "><span style="font-size:11px;"><span style="font-family:verdana,geneva,sans-serif;">CIA&rsquo;nın fonladığı Sivil Toplum &Ouml;rg&uuml;tleri&rsquo;ni kullanarak rejim değiştirme,</span></span></p>
<p style="text-align: justify; "><span style="font-size:11px;"><span style="font-family:verdana,geneva,sans-serif;">NATO&rsquo;ya girmeyi arzu eden Batı taraftarı bir h&uuml;k&uuml;met yaratma,</span></span></p>
<p style="text-align: justify; "><span style="font-size:11px;"><span style="font-family:verdana,geneva,sans-serif;">Rusya&rsquo;yı kalıcı şekilde zayıflatma gayretlerini g&ouml;r&uuml;yordu. Turuncu Devrim başarıya ulaşır ulaşmaz Putin kaybedilenleri geri almak i&ccedil;in harekete ge&ccedil;ti.&rdquo;</span></span></p>
<p><span id="more-1947"></span></p>
<p style="text-align: justify; "><span style="font-size:11px;"><span style="font-family:verdana,geneva,sans-serif;">&ldquo;Arap Baharı&rdquo; aslında Ukrayna ve G&uuml;rcistan&rsquo;da başladı. O tarihte ne Arap&rsquo;tı ne de bahar.</span></span></p>
<p style="text-align: justify; "><span style="font-size:11px;"><span style="font-family:verdana,geneva,sans-serif;">Tarih boyunca siyaset, madd&icirc; unsurlar kadar fikirlere ve duygulara da dayanmıştır. Madd&icirc; unsurlar ekonomi, coğrafya ve asker&icirc; g&uuml;&ccedil;t&uuml;r. Fakat kimlikleri belirleyen, idealleri ateşleyen, insanları bir araya getirip harekete ge&ccedil;iren fikirler yoksa madd&icirc; unsurlar cansızdır. Rus siyasetine Vatikan&rsquo;ın tesiri tartışılırken Stalin&rsquo;in, &ldquo;Papa&rsquo;nın ka&ccedil; tankı var?&rdquo; dediği meşhurdur. Fakat Sovyetler Birliği&rsquo;ni Avrupa&rsquo;da &ccedil;&ouml;kerten unsurlardan biri de Papa&rsquo;nın olmayan tanklarıydı. Leh Valesa, &uuml;lkesinde Kom&uuml;nist diktaya ilk darbeyi vuran belgeyi imzalarken kaleminin arka ucundaki kocaman Polonyalı Papa John Paul bebeğini yaşınız m&uuml;saitse hatırlarsınız. Aynı g&uuml;nlerde Sovyetler&rsquo;e coğrafyasının &ouml;b&uuml;r ucunda kan kaybettiren ve sonunda Asya&rsquo;daki ilk yenilgiyi aldıran da bir başka din, Afganistan&rsquo;daki M&uuml;sl&uuml;man m&uuml;cahitlerdi.</span></span></p>
<p style="text-align: justify; "><strong><span style="font-size:11px;"><span style="font-family:verdana,geneva,sans-serif;">Budizm &Ccedil;in&rsquo;e nasıl girdi?</span></span></strong></p>
<p style="text-align: justify; "><span style="font-size:11px;"><span style="font-family:verdana,geneva,sans-serif;">Daha gerilere gidelim. &Ccedil;in bin yıl Budizm&rsquo;in Konf&uuml;&ccedil;y&uuml;s devletine sızmasına karşı m&uuml;cadele etmiştir. Budizm&rsquo;in &Ccedil;in&rsquo;deki silahı Avrupa&rsquo;dan asırlar &ouml;nce kullanılmaya başlanan matbaa idi. Bu m&uuml;cadelede Budizm mağlup oldu. Konf&uuml;&ccedil;y&uuml;s&rsquo;&uuml; ancak yirminci asırda Kom&uuml;nizm yenebildi. Avrupa matbaayı yeniden keşfettiğinde de bu keşif, bir başka din-siyaset-fikir hareketine, Protestanlığa sil&acirc;h oldu.</span></span></p>
<p style="text-align: justify; "><span style="font-family: verdana, geneva, sans-serif; font-size: 11px; ">Denilir ki, merkezdeki S&uuml;nn&icirc; devlet Şia&rsquo;nın ateşli propagandası karşısında zaafa d&uuml;ş&uuml;nce aynı ateş ve g&uuml;&ccedil;te karşılık verilebilsin diye Orta Asya&rsquo;dan gelen T&uuml;rk dervişleri sahaya s&uuml;rm&uuml;şt&uuml;r.</span></p>
<p style="text-align: justify; "><span style="font-size:11px;"><span style="font-family:verdana,geneva,sans-serif;">Yavuz&rsquo;un bir an &ouml;nce savaşa tutuşup işi bitirme arzusunun temelinde Şah İsmail&rsquo;in fikirlerinin Anadolu&rsquo;da yankı bulması yatar. Hatayi mahlaslı Şah İsmail o kadar etkilidir ki, onu &Ccedil;aldıran&rsquo;da yenen yeni&ccedil;eri arkasından &ldquo;Biz sana ne yaptık Şahım&rdquo; diye d&ouml;v&uuml;nen şiirler yazmıştır.</span></span></p>
<p style="text-align: justify; "><span style="font-size:11px;"><span style="font-family:verdana,geneva,sans-serif;">Eski bir bilim-kurgu hik&acirc;yesi hatırlıyorum. Farklı bir on dokuzuncu asırda ge&ccedil;iyor. Hıristiyanlık hi&ccedil; doğmamış. Roma hi&ccedil; yıkılmamış ve h&acirc;l&acirc; İngiltere&rsquo;ye h&acirc;kim. Roma Genel Valisi&rsquo;nin ta&ccedil; giydirdiği gen&ccedil; Krali&ccedil;e Viktorya, Apollon Mabedi&rsquo;nde d&uuml;ş&uuml;nmektedir: &ldquo;Bizim Roma ilahlarından g&uuml;&ccedil;l&uuml; ilahlarımız olsaydı, belki Roma&rsquo;yı kovardık. Adamızın g&uuml;&ccedil;l&uuml; bir donanması olur, d&uuml;nyaya Roma değil de biz h&acirc;kim olurduk&#8230;&rdquo; Ger&ccedil;ek d&uuml;nyada g&uuml;&ccedil;l&uuml; ilahları oldu. Adını liberalizm koydular ve imparatorlukları &uuml;zerinde g&uuml;neş batmadı. Robert Cooper gibi bazı Batılı stratejistler o &ccedil;ağa &ldquo;birinci liberal emperyalizm&rdquo; diyor.</span></span></p>
<p style="text-align: justify; "><span style="font-size:11px;"><span style="font-family:verdana,geneva,sans-serif;">Mustafa Kemal&rsquo;e mal edilen, &ldquo;harp meydanlarında ordular kadar milletlerin felsefeleri de &ccedil;arpışır&rdquo; s&ouml;z&uuml;n&uuml; hatırlıyorum&#8230;</span></span></p>
<p style="text-align: justify; "><span style="font-size:11px;"><span style="font-family:verdana,geneva,sans-serif;">Mustafa Kemal ile yirminci asra geldikse Batı&rsquo;da klasik diye &uuml;niversite m&uuml;fredatlarında yer alan, bizimse -Lawrence d&uuml;şmanımızdır diye herhalde- pek haberdar olmadığımız &ldquo;Hikmetin Yedi S&uuml;tunu&rdquo;nu da hatırlamak zorundayız: &ldquo;Hedefimiz T&uuml;rk Ordusu değil, T&uuml;rklerin g&ouml;n&uuml;lleri ve zihinleridir.&rdquo;</span></span></p>
<p style="text-align: justify; "><strong><span style="font-size:11px;"><span style="font-family:verdana,geneva,sans-serif;">Harp siyasetinin vasıtaları</span></span></strong></p>
<p style="text-align: justify; "><span style="font-size:11px;"><span style="font-family:verdana,geneva,sans-serif;">Teknoloji ve harp sanatı geliştik&ccedil;e harpler daha yıkıcı, daha felaketli hale geldi. &Ccedil;ekirdek silahları son noktayı koydu. Aklı başında insanlar i&ccedil;in d&uuml;nya harbi &ouml;l&ccedil;eğinde bir savaş artık d&uuml;ş&uuml;n&uuml;lemezdi.</span></span></p>
<p style="text-align: justify; "><strong><span style="font-size:11px;"><span style="font-family:verdana,geneva,sans-serif;">O halde?</span></span></strong></p>
<p style="text-align: justify; "><span style="font-size:11px;"><span style="font-family:verdana,geneva,sans-serif;">&ldquo;Harp siyasetin başka vasıtalarla devamıdır&rdquo;, modern stratejinin babası Clausewitz&rsquo;in en sık tekrarlanan s&ouml;z&uuml;d&uuml;r. Bunu tersine &ccedil;evirip siyasetin de harbin başka vasıtalarla devamı olduğunu s&ouml;yleyebiliriz. Nedir o &ldquo;başka vasıtalar&rdquo;? Fikirler, fikir sistemleri, ideolojiler&#8230; (İdeolojisiz anayasa siparişi, bu y&uuml;zden biraz da &ldquo;siz silahınızı bırakın!&rdquo; talimatıdır aslında.) Silahlarla değil fikirlerle ve -b&uuml;t&uuml;n b&uuml;t&uuml;n de ihmal etmeyelim- ekonomiyle d&ouml;v&uuml;ş&uuml;len bu yeni harbe, soğuk savaş&rdquo; dedik.</span></span></p>
<p style="text-align: justify; "><span style="font-size:11px;"><span style="font-family:verdana,geneva,sans-serif;">Bu &ccedil;&ouml;z&uuml;m Clausewitz&rsquo;den iki bin beş y&uuml;z yıl &ouml;nce yaşamış bir başka strateji babasını, Sun Tzu&rsquo;yu da mutlu edecektir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; Tzu&rsquo;ya g&ouml;re usta general, savaş başlamadan &ouml;nce muharebeyi kazanan generaldir. Harbetmeden kazanan&#8230; Clausewitz ile Tzu&rsquo;nun ışıklarını yan yana koyunca zamanımızın siyaseti bir hayli aydınlanıyor.</span></span></p>
<p style="text-align: justify; "><span style="font-size:11px;"><span style="font-family:verdana,geneva,sans-serif;">Sizin fikriniz rakibinizinkinden g&uuml;&ccedil;l&uuml; ise bu avantajdır. Fakat bundan da iyisi var: Rakibinize kendi fikrinizi kabul ettirebilirsiniz! Soğuk Savaş devrinde bu iş, rakip saftaki &uuml;lkenin i&ccedil;inde taraftar yaratmak, sonra onları kullanarak o &uuml;lkenin başına &ldquo;bir dost h&uuml;k&uuml;met&rdquo; ge&ccedil;irmekle oluyordu. Doğu Avrupa&rsquo;nın demir perde h&acirc;kimiyetine ge&ccedil;işi hep bu &ldquo;dost h&uuml;k&uuml;met&rdquo;ler eliyle yapıldı. Afganistan&rsquo;ın Sovyet işgali de bir dost h&uuml;k&uuml;met ile başladı. Yaşı kemale erenler &ldquo;Babrak Karmal&rdquo;ı hatırlayacaklardır. Yahut Macaristan&rsquo;ın &ldquo;Yanoş Kadar&rdquo;ını. T&uuml;rkiye&rsquo;de 1970&rsquo;lerdeki m&uuml;cadelede solun &ouml;nemli bir kesiminin hedefi de Sovyetler&rsquo;e dost bir h&uuml;k&uuml;metin başa ge&ccedil;irilmesidir. 19. asrın sonundan yirminci asrın sonuna kadar ABD&rsquo;ye &ldquo;dost h&uuml;k&uuml;metlerin&rdquo; iş başına ge&ccedil;irilmesini Stephen Kinzer, &ldquo;Darbe&rdquo; kitabında hik&acirc;ye eder. Tuttuğunuz tarafa g&ouml;re bu operasyonlar sonucu gelen iktidarlara &ldquo;dost, m&uuml;ttefik&rdquo; veya &ldquo;kukla, uydu&rdquo; derdiniz.</span></span></p>
<p style="text-align: justify; "><span style="font-size:11px;"><span style="font-family:verdana,geneva,sans-serif;">Gelelim bug&uuml;ne&#8230; &Ccedil;ok şey değişti mi?</span></span></p>
<p style="text-align: justify; "><span style="font-size:11px;"><span style="font-family:verdana,geneva,sans-serif;">İki kitaptan bahsedeceğim. Biri John Arquilla ve David F. Ronfeldt&rsquo;in &ldquo;Noopolitik&rsquo;in Doğuşu: Bir Amerikan Enformasyon Stratejisine Doğru&rdquo; başlıklı eserleri. Yazarlara g&ouml;re Siber-Uzay donanım ve teknoloji demektir. İnfosfer ağırlıklı olarak İnternet demektir ama kitle iletişim vasıtalarını da kapsar. Hem Siber-Uzayı hem İnfosferi i&ccedil;ine alan, fakat &ouml;zellikle Sivil Toplum Kuruluşları vasıtasıyla bunların &ouml;tesine ge&ccedil;en asıl cephe Noosferdir. Yazarlar terimi Yunansa &ldquo;noos&rdquo;, yani &ldquo;akıl&rdquo;dan t&uuml;rettiklerini s&ouml;yl&uuml;yorlar. Burada kitap &ouml;zeti vermeyeceğim ama bir sorum var: Bu kitap bazı kurumlarca verilen sipariş &uuml;zerine yazılmış. Fikir politikaları konusundaki projeyi kim yaptırdı dersiniz? Hangi STK? Cevap i&ccedil; kapakta veriliyor: &ldquo;Bu raporda anlatılan araştırma, Savunma Bakanlığı&rsquo;nca desteklenmiştir. Araştırma federal h&uuml;k&uuml;met&ccedil;e fonlanan ve Savunma Bakanlığı, Genel Kurmay, Bileşik Kuvvet Komutanları ve Savunma Ajansı&rsquo;nca desteklenen RAND&rsquo;ın Mill&icirc; Savunma Araştırma Ensitit&uuml;s&uuml;&rsquo;nde DASW01-95-C-0059 sayılı Kontratı altında ger&ccedil;ekleştirilmiştir.&rdquo;</span></span></p>
<p style="text-align: justify; "><span style="font-size:11px;"><span style="font-family:verdana,geneva,sans-serif;">İkinci kitap, &ldquo;Fikirler Savaşını Ger&ccedil;ek Bir Savaş Gibi Vuruşmak&rdquo; adlı ve yazarı J. Michael Waller. Bu da adı STK&rsquo;ları andıran bir kuruluştan: D&uuml;nya Siyaseti Enstit&uuml;s&uuml;&rsquo;den. ABD Ordusu&rsquo;nun Başkaldırıya Karşı Saha El Kitabı&rsquo;ndan bir alıntıyla başlıyor: &ldquo;En iyi silahlardan bazısı atış yapmaz.&rdquo;</span></span></p>
<p style="text-align: justify; "><strong><span style="font-size:11px;"><span style="font-family:verdana,geneva,sans-serif;">Kurşun atmayan silahlar</span></span></strong></p>
<p style="text-align: justify; "><span style="font-size:11px;"><span style="font-family:verdana,geneva,sans-serif;">Wikipedia&rsquo;da Sivil Toplum Kuruluşu veya İngilizcesi ile &ldquo;H&uuml;k&uuml;met Dışı Kuruluş- Non Government Organization (NGO)&rdquo; maddesinde NGO cinsleri sayılıyor. Cinslerden biri GONGO denilen H&uuml;k&uuml;met&ccedil;e Organize Edilen H&uuml;k&uuml;met Dışı Kuruluşlar! Buna en iyi &ouml;rnek, eskiden CIA&rsquo;nin el altından yaptığı bazı işleri şimdi tezg&acirc;h &uuml;st&uuml;nden y&uuml;r&uuml;tt&uuml;ğ&uuml; s&ouml;ylenen NED (Milli Demokrasi Vakfı). NED, biliyorsunuz USAID, Soros Vakfı gibi kurumların fonlarının dağıtımında santral g&ouml;revini &uuml;stleniyor.&nbsp; Bizdeki GONGO&rsquo;ları bileceksiniz. &ldquo;H&uuml;k&uuml;met&ccedil;e Organize&rdquo; ifadesine bakıp bundan bizim h&uuml;k&uuml;metin katkısının kastedildiğini sanmayın. GONGO, başka h&uuml;k&uuml;metlerce organize ediliyor, sonra sizin &uuml;lkenizde &ldquo;H&uuml;k&uuml;met Dışı Organizasyon&rdquo; oluyor. Yani sizin h&uuml;k&uuml;metinizin dışı. Kendi h&uuml;k&uuml;metlerinin i&ccedil;i.</span></span></p>
<p style="text-align: justify; "><span style="font-size:11px;"><span style="font-family:verdana,geneva,sans-serif;">Başa d&ouml;nersek, Putin&rsquo;i, &ldquo;Rusya elden gidiyor, CIA&rsquo;nın fonladığı bu STK&rsquo;lar belimizi kıracak&rdquo; diye harekete ge&ccedil;iren, renkli devrimlerin, baharların m&uuml;teahhidi bu GONGO&rsquo;lar.</span></span></p>
<p style="text-align: justify; "><span style="font-size:11px;"><span style="font-family:verdana,geneva,sans-serif;">Bunlara karşı ne yapılır? Bunlara &ldquo;karşı&rdquo; bir şey yapmak etik midir? Bir &uuml;lkenin bunlara &ldquo;karşı&rdquo; bir şey yapması fikirlere sans&uuml;r m&uuml;d&uuml;r?</span></span></p>
<p style="text-align: justify; "><span style="font-size:11px;"><span style="font-family:verdana,geneva,sans-serif;">Bence etiktir ve liberal d&uuml;ş&uuml;nceye de uygundur. Liberal anlayış eşit şartlarda rekabeti &ouml;ng&ouml;r&uuml;r ve serbest, &ccedil;ok oyunculu, tekellerden, hele devlet tekelinden uzak bir piyasa ister. Anti-tekel yasaları bize, sosyalist ekonomilerden değil, kapitalist ekonomilerden gelmiştir. GONGO&rsquo;lar iki a&ccedil;ıdan liberal etiği ihlal eder. Bir kere kendileri h&uuml;r fikir ortamının değil, h&uuml;k&uuml;metlerin dış siyasetinin, hatta savunma stratejisinin uzantılarıdır. Burada bir &ldquo;kendini olduğunda başka tanıtma (misrepresentation)&rdquo; hilesi var ki liberalizm hileye karşı liberal değildir. İkincisi, GONGO&rsquo;ların devletlerce fonlanmasıdır. Bu, devlet tr&ouml;st&uuml; demektir. Biz bunları ithal ederken devlet tr&ouml;stlerinin fikir dampingine muhatabız!</span></span></p>
<p style="text-align: justify; "><span style="font-size:11px;"><span style="font-family:verdana,geneva,sans-serif;">Siz bir &uuml;lkede &ldquo;hukuk&ccedil;u&rdquo;, &ldquo;akademisyen&rdquo; ve benzeri unvanı taşıyan insanlara belli &ccedil;izgilerde &ldquo;araştırma&rdquo; yapsınlar diye para veriyorsunuz. Araştırmadan &ccedil;ıkacak sonu&ccedil; &ouml;nceden belli. B&uuml;t&uuml;n projelerden -hayret- sizin siyas&icirc; &ccedil;ıkarlarınıza uygun sonu&ccedil;lar &ccedil;ıkıyor. Sonra bu &ldquo;proje&rdquo;leri yine elinizdeki &ldquo;ateşsiz silahlar&rdquo;la yayınlıyorsunuz. Bu mu h&uuml;r fikir ortamı?</span></span></p>
<p style="text-align: justify; "><span style="font-size:11px;"><span style="font-family:verdana,geneva,sans-serif;">Bakınız, T&uuml;rkiye&rsquo;de anayasa tartışmaları ve bu konuda &ldquo;h&uuml;r fikir&rdquo; &uuml;retimi var. Bakıyorsunuz, &Ccedil;emişkezek Fırıncılar Derneği&rsquo;nden katkı geliyor: &ldquo;Anayasada ideoloji olmamalı.&rdquo; Bolu Aş&ccedil;ılar Cemiyeti de onlara katılıyor: &ldquo;Anayasa&rsquo;da&rsquo;egemenlik&rsquo;ten s&ouml;z edilmemeli.&rdquo; Ne derin entelekt&uuml;ellerimiz olduğuna şaşıp kalıyorsunuz. (Dernek isimlerini ben uydurdum, &Ccedil;emizkezek&rsquo;in fırıncılarından ve Bolu&rsquo;lu aş&ccedil;ılardan &ouml;z&uuml;r dilerim.)</span></span></p>
<p style="text-align: justify; "><span style="font-size:11px;"><span style="font-family:verdana,geneva,sans-serif;">Bu talepler, &ldquo;Fikirler Savaşı&rdquo; yaşanan 21. asırda şu anlama geliyor: Siz fikir silahlarınızı teslim edin, fikir adamlarınızı terhis edin. Mill&icirc; değerlere, egemenliğe ve istiklale ihtiyacınız yok. Gerekirse bizim fikirlerimizi kullanırsınız.</span></span></p>
<p style="text-align: justify; "><strong><span style="font-size:11px;"><span style="font-family:verdana,geneva,sans-serif;">Putin&rsquo;in GONGO&rsquo;ları&#8230;</span></span></strong></p>
<p style="text-align: justify; "><span style="font-size:11px;"><span style="font-family:verdana,geneva,sans-serif;">Putin&rsquo;le başladık, onunla bitirelim. Putin ne yapmış? Bir kere liberal etik onu durdurmamış. &Ouml;nce GONGO&rsquo;ları kapı dışarı etmiş. Muhtemelen, &ldquo;Mevzubahis Rusyaysa gerisi teferruattır&rdquo; diye d&uuml;ş&uuml;nm&uuml;şt&uuml;r. Sonra kendi GONGO&rsquo;larını kurmuş mu acaba? Rusya&rsquo;da Sovyet devrinden kalma bol GONGO malzemesi vardır.</span></span></p>
<p style="text-align: justify; "><span style="font-size:11px;"><span style="font-family:verdana,geneva,sans-serif;">Bilmiyoruz ama şu olay enteresan&#8230;</span></span></p>
<p style="text-align: justify; "><span style="font-size:11px;"><span style="font-family:verdana,geneva,sans-serif;">&ldquo;Demokratik Kurumlar ve Devlet Egemenliği Uluslar Arası Konseyi&rdquo;, Transdinyester&rsquo;in bağımsızlığını destekleyen bir araştırma yayınladı. Araştırma birka&ccedil; g&uuml;n s&uuml;ren bir toplantıdan sonra &ccedil;oğunluğunu itibarlı &uuml;niversitelerden akademisyen ve hukuk&ccedil;uların teşkil ettiği bir topluluk&ccedil;a imzalanmıştı. Derken Economist dergisinde bu &ldquo;think tank&rdquo;ın kimliğini soruşturan bir yazı yayınlandı. O g&uuml;n bu g&uuml;nd&uuml;r bu Konsey bir t&uuml;rl&uuml; bulunamıyor. İmza sahipleri imzalarını ink&acirc;r etti. Rapor Washington&rsquo;da Beacon Oteli&rsquo;nde yapılan toplantıda kaleme alınmış g&ouml;r&uuml;n&uuml;yordu. Otel, b&ouml;yle bir toplantının kayıtlarında bulunmadığını bildirdi.</span></span></p>
<p style="text-align: justify; "><span style="font-size:11px;"><span style="font-family:verdana,geneva,sans-serif;">Ger&ccedil;i Rusya ekonomisini epey d&uuml;zeltti ama bu STK, Amerikan tipinden daha ucuz olsa gerek. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; NED, Soros ve diğerleri ger&ccedil;ek dolar &ouml;d&uuml;yorlar.</span></span></p>
<p style="text-align: justify; "><em><span style="font-size:11px;"><span style="font-family:verdana,geneva,sans-serif;"><a href="http://www.stargazete.com/acikgorus/gongolar-ne-ise-yarar/haber-573633">A&ccedil;ık G&ouml;r&uuml;ş</a>&#39;ten iktibas edilmiştir.</span></span></em></p>
<p style="text-align: justify; "><a href="mailto:iskenderoksuz@gmail.com"><img alt="" class="alignnone size-full wp-image-1290" height="24" src="http://www.turkyorum.com/wp-content/uploads/2012/02/mailto2.png" title="Yazara e-posta göndermek için" width="24" /></a></p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkyorum.com/gongolar-ne-ise-yarar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türk-Afgan Münasebeti Çerçevesinde: Memduh Şevket Esendal</title>
		<link>http://www.turkyorum.com/turk-afgan-munasebeti-cercevesinde-memduh-sevket-esendal/</link>
		<comments>http://www.turkyorum.com/turk-afgan-munasebeti-cercevesinde-memduh-sevket-esendal/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 12 May 2012 21:32:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>AFŞİN SELİM</dc:creator>
				<category><![CDATA[AFŞİN SELİM]]></category>
		<category><![CDATA[Afgan]]></category>
		<category><![CDATA[Afganistan]]></category>
		<category><![CDATA[afşin selim]]></category>
		<category><![CDATA[Memduh Şevket Esendal]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[Türkyorum]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.turkyorum.com/?p=1925</guid>
		<description><![CDATA[Memduh Şevket Esendal, 29 Mart 1883&#8217;de, &#199;orlu&#8217;da doğar. &#199;ift&#231;ilikle uğraşan ailesinin madd&#238; yetersizlikleri nedeniyle, hi&#231;bir mektepten mezun olamaz. Fakat şahs&#238; gelişimini ihmal etmemiştir. Mesela, iyi derecede, Fransızca ve Rus&#231;a bilir, T&#252;rk leh&#231;elerine vakıftır. 1906&#8217;da, hen&#252;z 20 yaşındayken katıldığı İttihat ve Terakki Cemiyeti&#8217;nde, m&#252;fettiş olur. Kara Kemal&#8217;in siyasi cephe yardımcılığını &#252;stlenir, m&#252;tareke d&#246;neminde İtalya&#8217;ya gider, İzmir&#8217;in [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img alt="" class="alignleft size-medium wp-image-1926" height="300" src="http://www.turkyorum.com/wp-content/uploads/2012/05/türkyorum-Memduh-Şevket-Esendal-255x300.jpg" style="color: rgb(0, 0, 238); " title="türkyorum-Memduh-Şevket-Esendal" width="255" /></p>
<p style="text-align: justify; ">Memduh Şevket Esendal, 29 Mart 1883&rsquo;de, &Ccedil;orlu&rsquo;da doğar. &Ccedil;ift&ccedil;ilikle uğraşan ailesinin madd&icirc; yetersizlikleri nedeniyle, hi&ccedil;bir mektepten mezun olamaz. Fakat şahs&icirc; gelişimini ihmal etmemiştir. Mesela, iyi derecede, Fransızca ve Rus&ccedil;a bilir, T&uuml;rk leh&ccedil;elerine vakıftır. 1906&rsquo;da, hen&uuml;z 20 yaşındayken katıldığı İttihat ve Terakki Cemiyeti&rsquo;nde, m&uuml;fettiş olur. Kara Kemal&rsquo;in siyasi cephe yardımcılığını &uuml;stlenir, m&uuml;tareke d&ouml;neminde İtalya&rsquo;ya gider, İzmir&rsquo;in işgaliyle &uuml;lkeye geri d&ouml;ner. Mill&icirc; m&uuml;cadele yıllarında Mustafa Kemal&rsquo;le birliktedir. 1919&rsquo;da, Ali İhsan Bey&rsquo;in katkılarıyla, Mesleki Temsil Programı&rsquo;nı hazırlar; buradaki g&ouml;r&uuml;şlerini, Halk ve Meslek dergilerinde işleyerek, Cumhuriyet d&ouml;nemine aynen aktarır. 1920&rsquo;de, Azerbaycan Cumhuriyeti nezdinde, H&uuml;k&uuml;met temsilcisi olarak g&ouml;revlendirilir. 1924&rsquo;de Rusların Azerbaycan Cumhuriyetini lağvetmeleri &uuml;zerine, İstanbul&rsquo;dadır. &nbsp;Tahran el&ccedil;iliğine atanıncaya kadar, Galatasaray ve Kabataş Liseleri&rsquo;nde tarih ve coğrafya &ouml;ğretmenliği yaparak ge&ccedil;imini sağlar. Meslek bu d&ouml;nemde yayımlanmıştır. Fakat İzmir Suikastı davasında zarar g&ouml;rmemesi i&ccedil;in, yurt dışına g&ouml;nderildiği bilinmektedir. Sonrasında, Elazığ ve Bilecik milletvekilliği yapmıştır. Cumhuriyet Halk Partisi Genel Sekreterliği, parti i&ccedil;i sorunlar nedeniyle, 1945 yılına kadar devam eder. Faal siyaseti bırakmasıyla, eski &ouml;yk&uuml;lerini derleyip yayımlatır. Uzun s&uuml;re edebiyatla uğraşmamasına rağmen, T&uuml;rk edebiyatında yer edinebilmiştir.</p>
<p><span id="more-1925"></span></p>
<p style="text-align: justify; ">İdealist bir diplomat olan Memduh Şevket Esendal, B&uuml;y&uuml;kel&ccedil;i olarak, 12 yıl boyunca; Azerbaycan, İran, Afganistan ve Sovyetler Birliği&rsquo;nde bulunur. 1930&rsquo;lu yıllarda, Mustafa Kemal&rsquo;in direktifleri doğrultusunda y&uuml;r&uuml;tt&uuml;ğ&uuml; Afganistan B&uuml;y&uuml;kel&ccedil;iliği&rsquo;ne &ouml;zellikle temas etmek gerekir, &ccedil;&uuml;nk&uuml; neredeyse Afgan H&uuml;k&uuml;meti&rsquo;nin Başdanışmanı mevkiine gelmiştir bile&#8230; İngiliz, Alman ve Fransız B&uuml;y&uuml;kel&ccedil;ileri&rsquo;nin, Esendal&rsquo;ın izni olmadan Kral ile g&ouml;r&uuml;şememesi, mesele &ccedil;er&ccedil;evesinde m&uuml;himdir. B&uuml;y&uuml;k ama desiseperest devletlerin, jeopolitik &ouml;nemi nedeniyle, ilgilendikleri(!) ve birbirleriyle m&uuml;cadeleye giriştikleri bir &uuml;lkeden bahsediyoruz, Afganistan&rsquo;dan&#8230;</p>
<p style="text-align: justify; ">T&uuml;rk-Afgan m&uuml;nasebeti değerlendirilirken, T&uuml;rkiye&rsquo;nin ve Afganistan&rsquo;ın, emperyal g&uuml;&ccedil;ler tarafından, aynı d&ouml;nemlerde paylaşılmak istenmesi yadsınabilir mi? &ldquo;K&ouml;pr&uuml; &uuml;lke&rdquo; olarak g&ouml;r&uuml;lmelerine rağmen&#8230; T&uuml;rkiye T&uuml;rklerin, Afganistan Afganlıların vatanı olabilmiş midir?</p>
<p style="text-align: justify; ">Gelgelelim, &ldquo;T&uuml;rk Afgan m&uuml;nasebetleri olduk&ccedil;a eski bir tarihe dayanmaktadır. Hatt&acirc; bu iki &uuml;lke arasındaki ilişki bir bakıma T&uuml;rklerin Orta Asya&rsquo;daki yaşayışlarına kadar uzanmaktadır. O d&ouml;nemde Afganistan &ouml;nemli bir ticar&icirc; ge&ccedil;it yolu &uuml;zerinde bulunuyordu. Gazneliler ve Sel&ccedil;uklular d&ouml;neminde Afganistan, T&uuml;rkler i&ccedil;in &ouml;nemli yerleşme merkezlerinden biri olmuştur.&rdquo;<span style="font-size:8px;"><sup>1</sup></span> Pek&acirc;l&acirc;, Osmanlılar i&ccedil;in de: &ldquo;1907 yılında Mehmet Fazlı adında bir Osmanlı seyyahı, Mısır&rsquo;dan Afganistan&rsquo;a seyahat ederek Afganistan hakkında şunları s&ouml;ylemiştir: Asya&rsquo;nın bu gen&ccedil; ve din&ccedil; h&uuml;k&uuml;meti hakkında b&uuml;t&uuml;n cihanı İslamiyet&rsquo;te bir tevecc&uuml;h, bir muhabbet vardır. &Ouml;zellikle Osmanlılar, umumiyetle bu diyar ve h&uuml;k&uuml;met i&ccedil;in pek b&uuml;y&uuml;k bir his takdiri tevecc&uuml;h ve ihtiram beslerler.&rdquo;<span style="font-size:8px;"><sup>2</sup></span></p>
<p style="text-align: justify; ">Esendal&rsquo;ın Afganistan&rsquo;daki g&ouml;revi esnasında g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml; saygı, itibar, h&uuml;rmet vesilesiyle, gelişig&uuml;zel bir hadiseye muhatap olmadığımız aşik&acirc;rdır. 2. D&uuml;nya Savaşı&rsquo;nın yahut emperyal paylaşımının evvelinde, İtalya ve Almanya, Afganistan&rsquo;a tamamen yerleşmek istemiş, Afganistan&rsquo;ın rahatsız olduğunu işiten Mustafa Kemal, Sadabat Paktı (8 Temmuz 1937) ile gidişata m&uuml;dahale etmiş, İtalya ve Almanya, Afganistan&rsquo;dan mahrum kalmıştır. Dolayısıyla Batı emperyalizminin Afganistan&rsquo;a n&uuml;fuz edemeyişi olarak da okuyabiliriz bu vaziyeti&#8230; Sadabat Paktı&rsquo;nı yalnızca Afganistan&rsquo;a indirgeyemeyiz. Afganistan&rsquo;dan ziyade, İran ve Irak&rsquo;ın d&acirc;hil edildiği bir birliktelik, dayanışma ve antlaşmadır bu, bir diğer adıyla, saldırmazlık paktı&#8230; Fakat ilerleyen zamanlarda, mensup &uuml;lkelerdeki iktidar değişiklikleri dolayısıyla feshedilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify; ">Esendal&rsquo;ın, Doğu T&uuml;rkistan&rsquo;ın kurtuluş m&uuml;cadelesini s&uuml;rd&uuml;rmek i&ccedil;in Afganistan&rsquo;ın başkenti Kabil&rsquo;de bulunan, Doğu T&uuml;rkistan mill&icirc; m&uuml;cahitlerinden Mehmet Emin Buğra ile irtibatını da, mesele &ccedil;er&ccedil;evesinde g&ouml;zardı etmememiz gerekiyor. Hatt&acirc; Doğu T&uuml;rkistan&rsquo;lı bazı gen&ccedil;lerin, &ouml;ğrenci olarak Afgan okullarına yerleştirilmesini de. &nbsp;Turan coğrafyasındaki T&uuml;rklerin, Sovyet baskısından dolayı kitleler halinde Afganistan&rsquo;a sığındığı bir d&ouml;nemde; bir diğer adıyla, G&uuml;ney T&uuml;rkistan&rsquo;a, yani unutulan coğrafyaya&#8230;&nbsp;</p>
<p style="text-align: justify; ">Afganistan&rsquo;da, &ldquo;T&uuml;rk kimliğine mensup &Ouml;zbek, T&uuml;rkmen, sayıları az da olsa Kazak, Kırgız ve T&uuml;rk kimliğine yakın oldukları bilincini taşıyan Hazara gibi etnik grupların bulunması, T&uuml;rkiye&rsquo;nin bu &uuml;lkedeki başarısını artıran etkenler olarak g&ouml;r&uuml;lebilir.&rdquo;<span style="font-size:8px;"><sup>3</sup></span> Bu y&uuml;zden, &nbsp;Mustafa Kemal&rsquo;in vefatına yakın, &Ouml;zbek, T&uuml;rkmen, Kazak, Kırgız&#8230; onlarca &ouml;ğrenci, T&uuml;rkiye&rsquo;ye, asker&icirc;, tıbb&icirc; ve k&uuml;lt&uuml;rel alanlarda yetiştirilmek &uuml;zere g&ouml;nderilir. Fakat T&uuml;rkiye&rsquo;ye gelen o &ouml;ğrencilerin akıbeti hakkında bug&uuml;n herhangi bir malumat bulunmamakta&#8230;</p>
<p><strong id="internal-source-marker_0.2554592539090663">Memduh Şevket Esendal vesilesiyle: T&uuml;rk-Afgan m&uuml;nasebeti</strong></p>
<p style="text-align: justify; ">Afganistan, Mustafa Kemal&rsquo;in T&uuml;rkiye tasavvuru kapsamındaydı. &ldquo;&Ouml;zellikle Emanullah Han zamanında T&uuml;rkiye, Afganistan&rsquo;a, modernleşme &ccedil;alışmalarında hem &ouml;rnek olmuş, hem de fiilen yardım etmiştir. Emanullah Han reformlarında M. Kemal&rsquo;i &ouml;rnek almıştır.&rdquo;<span style="font-size:8px;"><sup>4</sup></span> Pek zikredilmez ama&#8230; Cemal Paşa, kuvvetli bir Afganistan sayesinde, Hindistan M&uuml;sl&uuml;manlarının, İngiliz esaretinden kurtulabileceğine inanmakta ve Afgan ordusuyla &ouml;zellikle ilgilenmekteydi. Keza, Kral Emanullah Han&rsquo;ın, Enver Paşa&rsquo;yı da, vakti zamanında, desteklediğini hatırlatalım: &ldquo;Sovyetlerin, Orta Asya&rsquo;daki Bolşevikleştirme politikaları ve uyguladıkları sert y&ouml;ntemler sonucu bir&ccedil;ok T&uuml;rk ayaklandı. Bunların bir kısmı Bolşeviklerden ka&ccedil;arak Afganistan&rsquo;a sığındılar. Enver Paşa&rsquo;nın liderliğinde &ccedil;ıkan bu ayaklanmalara Emanullah Han destek verdi.&rdquo;<span style="font-size:8px;"><sup>5</sup></span></p>
<p style="text-align: justify; ">T&uuml;rk-Afgan m&uuml;nasebetinin en &uuml;st d&uuml;zeye &ccedil;ıkmasında, Esendal&rsquo;ın şahs&icirc; yeteneği ink&acirc;r edilemez. Besbelli ki, B&uuml;y&uuml;kel&ccedil;ilikten ibaret değildi g&ouml;revi&#8230; T&uuml;rkiye, kendisinin ihtiyacı varken, 1920&rsquo;lerden itibaren; asker&icirc;, tıbb&icirc; ve k&uuml;lt&uuml;rel alanlarda yetişmiş insanlarını Afganistan&rsquo;a g&ouml;nderebilmişti. Tastamam bir dayanışmaydı bu&#8230; Afganistan&rsquo;ın İngilizlere karşı savaşına ve direnişine kayıtsız kalınmadı. Tıpkı Afganistan&rsquo;ın, T&uuml;rkiye paylaşılırken kayıtsız kalmaması gibi&#8230; D&ouml;nemin &ldquo;Times&rdquo; gazetesinde yayımlanan bir makalede, ş&ouml;yle bir hatırlatma yapılması anlamlı olsa gerek: &ldquo;İttifak devletleri T&uuml;rkiye&rsquo;yi par&ccedil;alarken, Afganistan&rsquo;ın i&ccedil;inde bulunduğu İsl&acirc;m halklarının tepkisini hesaba katmak zorunda kalmaktadır.&rdquo;<sup><span style="font-size:8px;">6</span></sup></p>
<p style="text-align: justify; ">Daha sonra, Ankara y&ouml;netimi tarafından, Sovyetler Birliği ile diplomatik m&uuml;nasebetler kurmak i&ccedil;in g&ouml;revlendirilen T&uuml;rk Heyeti, Moskova&rsquo;ya gitmiş, b&ouml;lgede tanıştıkları Afgan temsilcileri sayesinde, bir dostluk antlaşması imzalanmıştı. D&ouml;nemin tabii m&uuml;ttefiki olan her &uuml;&ccedil; &uuml;lke, İngiliz aleyhtarıydı ve fakat Hindistan&rsquo;a komşu olan Afganistan ile T&uuml;rkiye&rsquo;nin dayanışması, İngiltere&rsquo;yi her ge&ccedil;en g&uuml;n rahatsız ediyordu.</p>
<p style="text-align: justify; ">Tarih, 1 Mart 1921&rsquo;i g&ouml;sterdiğinde&#8230; T&uuml;rk-Afgan m&uuml;nasebeti, siyasi bir kimlik kazandı. Moskova&rsquo;da, T&uuml;rkiye&rsquo;yi temsilen bulunan, Doktor Rıza Nur ve Yusuf Kemal Tengirşerk &ouml;nc&uuml;l&uuml;ğ&uuml;ndeki T&uuml;rk heyeti ile bağımsızlığını hen&uuml;z kazanmış olan Afganistan temsilcileri arasında, &ldquo;T&uuml;rk-Afgan İttifak Muahedesi&rdquo; imzalandı. Bu antlaşmanın &uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; maddesi h&uuml;km&uuml; gereğince; Afganistan, T&uuml;rkiye&rsquo;yi İslam D&uuml;nyası&rsquo;nın lideri olarak tanıdı. Kararlardan bazıları şunlardır:</p>
<p style="margin-left:36.0pt;">&middot;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; <strong id="internal-source-marker_0.2554592539090663">İki kardeş devlet ve millet, birbirlerinin bağımsızlıklarını tanıyacaklardır,</strong></p>
<p style="margin-left:36.0pt;">&middot;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; <strong id="internal-source-marker_0.2554592539090663">Taraflardan birine yapılacak saldırı, diğerine de yapılmış sayılacak, saldırıyı ortadan kaldıracaklardır,</strong></p>
<p style="margin-left:36.0pt;">&middot;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; <strong id="internal-source-marker_0.2554592539090663">K&uuml;lt&uuml;rel bağları g&uuml;&ccedil;lendirmek i&ccedil;in, T&uuml;rkiye&rsquo;den Afganistan&rsquo;a &ouml;ğretmen ve subay g&ouml;nderilecektir&#8230;</strong></p>
<p style="text-align: justify; ">10 Haziran 1921&rsquo;de, Ankara&rsquo;da, Afganistan b&uuml;y&uuml;kel&ccedil;iliği a&ccedil;ılmış ve d&uuml;zenlenen t&ouml;rende, el&ccedil;ilik g&ouml;nderine bayrağı, Mustafa Kemal bizzat kendisi &ccedil;ekmişti. Burada bir konuşma yapmış, ş&ouml;yle demişti: &ldquo;Her İsl&acirc;m y&ouml;netimini Afganistan gibi &ouml;zg&uuml;r ve bağımsız g&ouml;rmekten gurur duyacağız. Doğuda baskı altında yaşayanlar, T&uuml;rkiye, Afganistan ve Sovyet Rusya arasındaki ittifaktan sevin&ccedil; duymaktadırlar.&rdquo;<span style="font-size:8px;"><sup>7</sup></span></p>
<p style="text-align: justify; ">1928 yılında ise, Afgan Kralı Emanullah Han&rsquo;ın T&uuml;rkiye ziyareti ger&ccedil;ekleşti; Ankara&rsquo;nın başkent oluşuyla, ziyarete gelen ilk h&uuml;k&uuml;mdar olarak&#8230; ve ardından, d&ouml;nemin, &ldquo;Hakimiyet-i Milliye&rdquo; gazetesinde, &ldquo;T&uuml;rkiye-Afganistan ilişkileri&rdquo; başlığı altında, ş&ouml;yle bir haber yayımlandı: &ldquo;Afgan Emiri Emanullah Hazretleri tarafından TBMM H&uuml;k&uuml;meti Reisi Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine bir mektup g&ouml;nderilerek Afgan devletinin dış işlerini d&uuml;zenlemek i&ccedil;in m&uuml;mk&uuml;n olan &ccedil;abuklukla bir askeri heyet g&ouml;nderilmesi rica ve cesur Osmanlı askerlerinin Orta Asya&rsquo;da ittifak ve ittihat bağlarının kurulması ve sağlamlaştırılmasına sebep olması temenni edilmiş ve nihayet İslam birliğinin g&uuml;&ccedil;lendirilmesi de temenni edilerek mektuba son verilmiştir. Afganistan ile T&uuml;rkiye arasında bu dostluk ve samimiyet, kayda ve zikretmeye değer g&ouml;r&uuml;l&uuml;r.&rdquo;<span style="font-size:8px;"><sup>8</sup></span></p>
<p>Bu ziyaretle birlikte, Ankara&rsquo;da, bir diğer antlaşma, &ldquo;T&uuml;rk-Afgan Ebed&icirc; Dostluk Antlaşması&rdquo; imzalandı. Tarih, 25 Mayıs 1928&#8230;</p>
<p style="text-align: justify; ">Afganistan, T&uuml;rkiye Cumhuriyeti&rsquo;nin siyasi varlığını, bağımsızlığını ilk tanıyan &uuml;lkelerden biriydi. Afganistan&rsquo;ın bağımsızlığını tanıyan ikinci &uuml;lke de T&uuml;rkiye olmuştu. Fakat İttihat ve Terakki H&uuml;k&uuml;meti d&ouml;neminde olduk&ccedil;a gelişen T&uuml;rk-Afgan dostluğu, Cumhuriyetin ilanıyla devam etmiş, her iki &uuml;lkedeki iktidar değişiklikleri nedeniyle kesintiye uğramıştı. Mesele, T&uuml;rkiye a&ccedil;ısından, d&uuml;nya &ouml;l&ccedil;eğinde iddialı toplum &uuml;lk&uuml;s&uuml;n&uuml; yitirmişliğin ispatlarından biriydi artık&#8230;</p>
<p><b>______________________________</b></p>
<div style="text-align: left; "><em><span style="font-size:8px;"><sup>1&nbsp;</sup></span></em><em>Can, Aydın. &Ccedil;ukurova &Uuml;niversitesi, Atat&uuml;rk İlkeleri ve İnkıl&acirc;p Tarihi Okutmanı,&ldquo;Atat&uuml;rk D&ouml;nemi T&uuml;rk-Afgan ilişkileri&rdquo; , &ldquo;<a href="http://turkoloji.cu.edu.tr/ATATURK/arastirmalar/aydin_can_ataturk_donemi_turk_afgan_iliskileri.pdf">http://turkoloji.cu.edu.tr/ATATURK/arastirmalar/aydin_can_ataturk_donemi_turk_afgan</a></em></div>
<div style="text-align: left; "><em><a href="http://turkoloji.cu.edu.tr/ATATURK/arastirmalar/aydin_can_ataturk_donemi_turk_afgan_iliskileri.pdf">_iliskileri.pdf</a>&rdquo;</em></div>
<div style="text-align: left; "><em><span style="font-size:8px;"><sup>2</sup></span> Afganistan&rsquo;a Bakış Dergisi, Afganistan B&uuml;y&uuml;kel&ccedil;iliği, Sayı:2, Mart-Nisan, 2006, s.5</em></div>
<div style="text-align: left; "><em><span style="font-size:8px;"><sup>3</sup></span> Burget Fazıl, Ahmet. &ldquo;Afganistan&rsquo;da Başlayan Yeni D&ouml;nemde T&uuml;rkiye&rsquo;nin Yeri&rdquo;, &ldquo;<a href="http://www.turksam.org/tr/yazilar.asp?kat=15&amp;yazi=273">http://www.turksam.org/tr/yazilar.asp?kat=15&amp;yazi=273</a>&rdquo;</em></div>
<div style="text-align: left; "><em><span style="font-size:8px;"><sup>4</sup></span> Can, Aydın. A.g.m.</em></div>
<div style="text-align: left; "><em><sup><span style="font-size:8px;">5</span></sup> Can, Aydın. A.g.m</em></div>
<div style="text-align: left; "><em><span style="font-size:8px;"><sup>6</sup></span> Can, Aydın. A.g.m</em></div>
<div style="text-align: left; "><em><span style="font-size:8px;"><sup>7</sup></span> H&uuml;lag&uuml;, Metin. &ldquo;Milli M&uuml;cadele D&ouml;nemi&rdquo;, Atat&uuml;rk Araştırma Merkezi Dergisi,C.15, Sayı 45, Kasım 1999</em></div>
<div style="text-align: left; "><em><sup><span style="font-size:8px;">8</span></sup> Hakimiyet-i Milliye, Sayı 66, 19 Ekim 1920&rsquo;den aktaran Zeki Sarıhan, Kurtuluş savaşımızda T&uuml;rk-Afgan İlişkileri, s.109</em></div>
<div style="text-align: left; "><em>*2023 Dergisinin Nisan 2012 sayısında yayımlanmıştır.</em></div>
<p><a href="mailto:afsinselim@gmail.com"><img alt="" class="alignnone size-full wp-image-1290" height="24" src="http://www.turkyorum.com/wp-content/uploads/2012/02/mailto2.png" title="Yazara e-posta göndermek için" width="24" /></a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkyorum.com/turk-afgan-munasebeti-cercevesinde-memduh-sevket-esendal/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Petrodolarların Yeni Adresi Neresi? Arap Baharı&#8217;nın Ekonomipolitiğine Giriş</title>
		<link>http://www.turkyorum.com/petrodolarlarin-yeni-adresi-neresi-arap-baharinin-ekonomipolitigine-giris/</link>
		<comments>http://www.turkyorum.com/petrodolarlarin-yeni-adresi-neresi-arap-baharinin-ekonomipolitigine-giris/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 07 May 2012 09:18:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>MEHMET AKİF OKUR</dc:creator>
				<category><![CDATA[MEHMET AKİF OKUR]]></category>
		<category><![CDATA[arap]]></category>
		<category><![CDATA[Arap Baharı]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet akif okur]]></category>
		<category><![CDATA[Türkyorum]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.turkyorum.com/?p=1917</guid>
		<description><![CDATA[Ortadoğu haberlerini izlerken hepimizin zihninde &#34;aslında ne oluyor?&#34; sorusu var. En &#231;ok da perdenin ardında gizlenen akt&#246;rleri ve niyetlerini merak ediyoruz. G&#246;z &#246;n&#252;nde ger&#231;ekleşen olayları yalnızca g&#246;rme duyumuzun g&#252;c&#252;ne g&#252;venerek anlamlandırabilmemiz imkansız. Aldanmamak i&#231;in farklı par&#231;aları zihnimizde bir araya getirebilmeli, b&#252;t&#252;n&#252;n resmine bakabilmeliyiz. Bu zorlu işin her aşamasında kılı kırk yararak hareket etmemiz gerekiyor. Zihnimizdeki [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.turkyorum.com/wp-content/uploads/2012/05/türkyorum-arap-bahari.jpg"><img alt="" class="alignleft size-medium wp-image-1919" height="156" src="http://www.turkyorum.com/wp-content/uploads/2012/05/türkyorum-arap-bahari-300x156.jpg" title="türkyorum-arap-bahari" width="300" /></a></p>
<p style="text-align: justify; "><span style="font-family: verdana, geneva, sans-serif; font-size: 11px; text-align: justify; ">Ortadoğu haberlerini izlerken hepimizin zihninde &quot;aslında ne oluyor?&quot; sorusu var. En &ccedil;ok da perdenin ardında gizlenen akt&ouml;rleri ve niyetlerini merak ediyoruz. G&ouml;z &ouml;n&uuml;nde ger&ccedil;ekleşen olayları yalnızca g&ouml;rme duyumuzun g&uuml;c&uuml;ne g&uuml;venerek anlamlandırabilmemiz imkansız. Aldanmamak i&ccedil;in farklı par&ccedil;aları zihnimizde bir araya getirebilmeli, b&uuml;t&uuml;n&uuml;n resmine bakabilmeliyiz. Bu zorlu işin her aşamasında kılı kırk yararak hareket etmemiz gerekiyor. Zihnimizdeki tablonun inş&acirc;sı sırasında ger&ccedil;eklikten kopmamalı, yakamızı muhakemeyi fel&ccedil; eden komplo teorilerine kaptırmamalıyız. G&uuml;n&uuml;m&uuml;z T&uuml;rkiyesinde bunu başarmak o kadar zor ki!</span></p>
<p style="text-align: justify; "><span style="font-size:11px;"><span style="font-family:verdana,geneva,sans-serif;">Yine de, eğer hakikatin peşindeysek dengeyi bulmamızı kolaylaştıracak y&ouml;ntemlerde ısrarcı olmalıyız. &Ouml;rneğin, tartışmalarımız sırasında referans aldığımız &ouml;nemli veri akışlarını s&uuml;rekli izlemeliyiz. Nitekim Roubini Global Economics, Bloomberg, Wall Street Journal ve The Economist gibi itibarlı kaynaklara dayanarak inceleyeceğimiz petrodolar hareketlerinin yeni seyri de Ortadoğu&#39;daki gelişmeleri tahlil ederken dikkate almamız gereken temel parametrelerden biri. B&ouml;lgedeki değişimin kime kazandırdığını bilmeden, ayakları yere basan yorumlar yapmak m&uuml;mk&uuml;n olabilir mi?<span id="more-1917"></span></span></span></p>
<p style="text-align: justify; "><span style="font-size:11px;"><span style="font-family:verdana,geneva,sans-serif;">***</span></span></p>
<p style="text-align: justify; "><span style="font-size:11px;"><span style="font-family:verdana,geneva,sans-serif;">&Ouml;nce bazı tespitlerde bulunalım. H&acirc;len kriz s&uuml;recini yaşayan d&uuml;nya ekonomisinin bir k&ouml;şesinde ticaret fazlaları sayesinde nakit biriktiren, diğer tarafında ise ticaret a&ccedil;ıklarının finansmanı i&ccedil;in bor&ccedil;lanan devletler var. Petrol &uuml;reticisi &uuml;lkeler, 2000&#39;den bu yana yaklaşık d&ouml;rt trilyon dolar ticaret fazlası verdiler. Sadece bu yıl lehlerine ger&ccedil;ekleşecek fazla ise tahminen 740 milyar dolar. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, son &uuml;&ccedil; yılda OPEC ham petrol&uuml;n&uuml;n ortalama fiyatı % 93 arttı. Buna paralel olarak OPEC &uuml;yelerinin net petrol ihracatından ge&ccedil;en yılki k&acirc;rları neredeyse ikiye katlanarak 1.03 trilyon dolara y&uuml;kseldi. 2012&#39;de de 1.17 trilyon dolara ulaşması bekleniyor. Bu muazzam k&acirc;rın beşte &uuml;&ccedil;&uuml;, Ortadoğu&#39;daki kasalara girecek. Miktarın b&uuml;y&uuml;kl&uuml;ğ&uuml;n&uuml; daha iyi anlatabilmek i&ccedil;in K&ouml;rfez&#39;de toplanan dolar rezervlerini &Ccedil;in&#39;deki y&uuml;kselişi m&uuml;mk&uuml;n kılan birikimlerle kıyaslamak gerekiyor. Pekin&#39;in 2000&#39;den sonraki uluslarararası ticaret faaliyetlerinden elde ettiği fazla, 180 milyar doları bu yıl ger&ccedil;ekleşmek &uuml;zere, iki trilyon dolar civarında. Yani, petrol&uuml;n kazandırdığının sadece yarısı kadar.</span></span></p>
<p style="text-align: justify; "><span style="font-size:11px;"><span style="font-family:verdana,geneva,sans-serif;">Peki, b&ouml;lgede temerk&uuml;z eden bu b&uuml;y&uuml;k mali g&uuml;&ccedil; d&uuml;nyanın kalan kısmını nasıl etkiliyor? Petrodolarlar, yani petrol ihracatı karşılığında elde edilen para, yalnızca sınırlı bir b&ouml;lgenin değil, d&uuml;nya ekonomisinin genel gidişatını belirleyen fakt&ouml;rler arasında yer alıyor. &Ouml;zellikle fiyatların y&uuml;kseldiği d&ouml;nemlerde, petrol ihracat&ccedil;ısı &uuml;lkelerin kasalarında biriken naktin ne kadarının harcanacağı en b&uuml;y&uuml;k merak konularından birine d&ouml;n&uuml;ş&uuml;yor. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, eğer Ortadoğu&#39;ya akan petrodolarlar dışardan petrol satın alan ABD, Avrupa ve &Ccedil;in gibi coğrafyalara mal ve hizmet ticareti aracılığıyla geri d&ouml;nerse k&uuml;resel talep canlı tutulabiliyor ve &ccedil;evrim tamamlanıyor. Ancak, petrodolarların biriktirilmesi tercih edilirse, petrol ithal eden &uuml;lkeler, ihracat&ccedil;ılara kalıcı gelir transferi yapmış oluyorlar. Bu da, d&uuml;nya ekonomisinde talep daralması yaratıyor.</span></span></p>
<p style="text-align: justify; "><span style="font-size:11px;"><span style="font-family:verdana,geneva,sans-serif;">G&uuml;n&uuml;m&uuml;zde ikinci duruma benzeyen bir eğilim s&ouml;z konusu. &Ouml;nce, kıyaslama yapabilmek i&ccedil;in hafızamızı kısaca tazeleyelim. 1970&#39;lerde petrol fiyatlarını daha &ouml;nce emsali g&ouml;r&uuml;lmemiş bi&ccedil;imde y&uuml;kselten dalga, petrol &uuml;reticilerinin hesaplarında b&uuml;y&uuml;k meblağlar biriktirmişti. Ancak o d&ouml;nemde ilave kazanılan dolarların % 70&#39;i petrol satın alan &uuml;lkelerden yapılan ithalata harcandı. Arap Baharı&#39;nın etkisini hissettirdiği 2010-2012 arasını mercek altına yatırdığımızda ise petrodolarların &ccedil;evriminde bariz bir yavaşlamanın yaşandığını, s&ouml;z konusu oranın % 50&#39;nin altına indiğini g&ouml;r&uuml;yoruz. Tam bu noktada yer vermemiz gereken diğer istatistikler de, Ortadoğu&#39;daki değişim dalgasının ticar&icirc; bakımdan kimi nasıl etkilediği sorusuna cevap oluşturabilecek bilgiler sunuyor. Uluslararası Enerji Ajansı&#39;na g&ouml;re, ge&ccedil;en yıl ABD&#39;nin OPEC &uuml;yesi &uuml;lkelere petrol i&ccedil;in &ouml;dediği miktarın yalnızca % 34&#39;&uuml; ihracat aracılığıyla bu &uuml;lkeye geri d&ouml;nd&uuml;. &Ccedil;in ile AB&#39;ye baktığımızda ise % 64 ve % 80&#39;lik oranlarla karşılaşıyoruz. Amerika 2006-2009 yılları arasında Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Kuveyt&#39;e ait devlet fonlarının en &ccedil;ok yatırım yaptığı &uuml;lkeler listesinde ilk &uuml;&ccedil; sıradan aşağıya hi&ccedil; inmemişti. 2010-2011 d&ouml;neminde ise Brezilya, Avustralya ve İspanya gibi &uuml;lkeler listede &uuml;st basamaklara y&uuml;kselirken ABD yedinci sıraya d&uuml;şm&uuml;ş durumda.</span></span></p>
<p style="text-align: justify; "><span style="font-size:11px;"><span style="font-family:verdana,geneva,sans-serif;">Petrodolar hareketlerindeki bu &ouml;nemli değişimlerle Arap Baharı arasındaki ilişki, en somut bi&ccedil;imde K&ouml;rfez&#39;deki yeni harcama ve yatırım kararlarında g&ouml;zlenebiliyor. Zengin monarşiler, kaynağını demokratik s&uuml;re&ccedil;lerden almayan iktidarlarını y&ouml;nettiklerinin g&ouml;z&uuml;nde kabul edilebilir kılmaya devam edebilmek i&ccedil;in kesenin ağzını a&ccedil;tılar. Tebalarını, akraba coğrafyalarda y&uuml;kselen siyasi &ouml;zg&uuml;rl&uuml;k taleplerinin b&uuml;y&uuml;s&uuml;nden uzak tutabilmek amacıyla &uuml;lkelerinin i&ccedil;indeki yatırımlara ağırlık veriyorlar. &quot;D&uuml;şmanın&quot; dışardan &ccedil;ok i&ccedil;erden vuracağına inanmaya başlayan rejimler, yalnızca yeni kaynakları değil askeri ihtiya&ccedil;lar gibi başka kalemlere ayrılan fonların bir kısmını da sosyal projelerde kullanmaya başladılar.</span></span></p>
<p style="text-align: justify; "><span style="font-size:11px;"><span style="font-family:verdana,geneva,sans-serif;">Bank of America ve Merrill Lynch&#39;in hazırladığı raporlar, K&ouml;rfez &uuml;lkeleri tarafından Arap Baharı&#39;nın daha ilk r&uuml;zgarları estiğinde sarf edilen miktarın 157 milyar dolar olduğunu, bu rakamın da 2011&#39;deki b&ouml;lgesel GSMH&#39;nin % 13.4&#39;&uuml;ne denk d&uuml;şt&uuml;ğ&uuml;n&uuml; g&ouml;steriyor. Harcamalar hız kesmeden devam ediyor. &Ouml;rneğin ge&ccedil;en yıl Suudi Arabistan hazinesinden &ccedil;ıkan 220 milyar dolar, bu &uuml;lkeye ait net petrol gelirinin &uuml;&ccedil;te ikisinden fazlasına tekab&uuml;l ediyor. Ayrıca Mart ayında Kral Abdullah, yine i&ccedil;erde kullanılmak &uuml;zere 70.9 milyar dolarlık ilave kaynak ayırdıklarını a&ccedil;ıkladı. Bu fonlarla maaşlara y&uuml;kl&uuml; zamlar yapılıyor, yeni evler, hastaneler, sosyal tesisler inşa ediliyor. Elbette, gen&ccedil;liğe istihdam vadeden b&uuml;y&uuml;k iş sahaları da ihmal edilmiyor. B&ouml;lgedeki h&uuml;k&uuml;met harcamalarının 2009&#39;a kıyasla % 35 artarak 488.6 milyar dolara ulaştığını bilmek, dev şantiyelerdeki hummalı faaliyeti g&ouml;z&uuml;n&uuml;zde canlandırmaya yetiyor.</span></span></p>
<p style="text-align: justify; "><span style="font-size:11px;"><span style="font-family:verdana,geneva,sans-serif;">Peki alt yapıya, sosyal hizmetlere, genişleyen memur sınıfına, eğitime v.b. bu hızla para akıtılması m&acirc;l&icirc; bakımdan s&uuml;rd&uuml;r&uuml;lebilir mi? &Uuml;lkeler arasında değişiklikler g&ouml;stermekle birlikte, b&uuml;t&ccedil;e a&ccedil;ığı vermeksizin mevcut politikaların devamı i&ccedil;in ham petrol fiyatının varil başına 80-100 dolar bandından aşağı inmemesi gerekiyor. Yani K&ouml;rfez monarşileri, y&uuml;z dolardan aşağı bir fiyatla petrol satmak zorunda kalırlarsa bir noktadan sonra halklarının g&ouml;nl&uuml;n&uuml; alacak ara&ccedil;ları yeterince kullanamaz h&acirc;le gelecekler. D&uuml;nya petrol fiyatlarının &quot;taban&quot; seviyesindeki bu değişimin boyutları, ge&ccedil;mişle kıyaslandığında daha fazla berraklaşıyor. Sadece şu kadarını s&ouml;ylemekle yetinelim; Ortadoğu&#39;daki b&uuml;y&uuml;k d&ouml;n&uuml;ş&uuml;m&uuml;n başladığı 2003&#39;te Suudi Arabistan varili sadece 30 dolardan petrol satarak t&uuml;m harcamalarını karşılayabiliyordu.</span></span></p>
<p style="text-align: justify; "><span style="font-size:11px;"><span style="font-family:verdana,geneva,sans-serif;">Kaderini y&uuml;ksek petrol fiyatlarına bağlayanlar, yalnızca K&ouml;rfez &uuml;lkeleri değil. Arap Baharı&#39;na b&ouml;lge dışından m&uuml;dahil olan Rusya da aynı durumda. Moskova, federal b&uuml;t&ccedil;esinin yaklaşık % 60&#39;ını petrol ve gaz gelirlerinden karşılıyor. Ayrıca son se&ccedil;im d&ouml;neminde Putin, gen&ccedil;lerin ve yeni orta sınıfların başkent sokaklarında &quot;Bahar&quot; havası estirmelerini engellemek i&ccedil;in maaş ve emekli ikramiyelerine yapılacak zamlardan bebek yardımlarına kadar uzanan bir vaatler listesiyle sandığa gitti. Citigrop&#39;un hesaplamalarına g&ouml;re, Rusya devlet başkanının s&ouml;zlerini tutabilmesi ise şimdilerde varil başına 100 dolar civarında seyreden ham petrol fiyatlarının 150 dolar seviyelerine y&uuml;kselmesiyle m&uuml;mk&uuml;n.</span></span></p>
<p style="text-align: justify; "><span style="font-size:11px;"><span style="font-family:verdana,geneva,sans-serif;">***</span></span></p>
<p style="text-align: justify; "><span style="font-size:11px;"><span style="font-family:verdana,geneva,sans-serif;">&Ouml;zetlemeye &ccedil;alıştığımız yeni dinamikleri, Ortadoğu&#39;daki her t&uuml;rl&uuml; dalgalanmanın gizli &ouml;znesi kabul edilen Amerika&#39;yı merkeze alarak anlamlandırmaya &ccedil;alıştığımızda hayli ilgin&ccedil; bir manzarayla karşılaşıyoruz. &quot;Yalnızca&quot; petrodolarlar &uuml;zerinden konuşursak, Arap Baharı&#39;nın ABD&#39;yi ekonomik kayba uğrattığını s&ouml;ylememiz gerekiyor. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, b&ouml;lgedeki isyanların yarattığı istikrarsızlık petrol fiyatlarını tırmandırıyor. D&uuml;nyadaki petrol t&uuml;ketiminin yaklaşık d&ouml;rtte biri ise Amerika&#39;da ger&ccedil;ekleşiyor. Dolayısıyla fiyat artışlarından en b&uuml;y&uuml;k zararı, en &ccedil;ok petrol t&uuml;keten ekonomi sıfatıyla ABD g&ouml;r&uuml;yor. Jeopolitik bakımdan farklı eksenlerde yer alan Rusya, İran ve K&ouml;rfez &uuml;lkeleri ise ortak bir paydada buluşuyorlar. İstikrarsızlık yaşamamak i&ccedil;in petrollerini m&uuml;mk&uuml;n olduğunca pahalıya satmak zorundalar.</span></span></p>
<p style="text-align: justify; "><span style="font-size:11px;"><span style="font-family:verdana,geneva,sans-serif;">Y&uuml;ksek petrol fiyatları sayesinde K&ouml;rfez&#39;de biriken para, ge&ccedil;mişe nazaran dışarıda daha az harcanıyor. Zira, kendi &uuml;lkelerinde ayaklanma istemeyen monarşiler tebalarının sadakatini temin i&ccedil;in petrol gelirlerini kullanmaya &ccedil;alışıyorlar. Demokrasi talebini, daha &ccedil;ok hazır refah sunarak &ouml;telemek istiyorlar. B&ouml;lge dışında yapılmaya devam eden yatırımların ise yine eskiye kıyasla k&uuml;&ccedil;&uuml;k bir b&ouml;l&uuml;m&uuml; ABD&#39;ye gidiyor. Bu durumun hem k&ouml;kleri 11 Eyl&uuml;l sonrasındaki tartışmalara dayanan siyasi/psikolojik hem de ekonomik sebepleri var.</span></span></p>
<p style="text-align: justify; "><span style="font-size:11px;"><span style="font-family:verdana,geneva,sans-serif;">Petrodolarların karşımıza koyduğu bu denklem, Kasım ayı sonrası d&ouml;nemde Ortadoğu&#39;daki Amerikan politikalarının nasıl bir değişime uğrayacağını merak edenler i&ccedil;in ipu&ccedil;ları da i&ccedil;eriyor. Zaman ilerledik&ccedil;e bunlar daha fazla netleşecekler. Bu aşamada gelişmeleri sağlıklı bi&ccedil;imde takip etmek isteyen bizlere d&uuml;şen şey, y&uuml;z yıl &ouml;ncesine ait ideolojik/teorik şemaların dışına &ccedil;ıkmaktan &ccedil;ekinmemek. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, hi&ccedil; bir emperyalizm teorisi temel parametrelerine dokunmaya &ccedil;alıştığımız bu s&uuml;reci a&ccedil;ıklayabilecek analitik ara&ccedil;lara sahip değil.</span></span></p>
<p style="text-align: justify; "><a href="mailto:mehmetakifo@yahoo.com"><img alt="" class="alignnone size-full wp-image-1290" height="24" src="http://www.turkyorum.com/wp-content/uploads/2012/02/mailto2.png" title="Yazara e-posta göndermek için" width="24" /></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkyorum.com/petrodolarlarin-yeni-adresi-neresi-arap-baharinin-ekonomipolitigine-giris/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İktidar Olgusuna Dâir Mütevazı Bir Girizgâh</title>
		<link>http://www.turkyorum.com/iktidar-olgusuna-dair-mutevazi-bir-girizgah/</link>
		<comments>http://www.turkyorum.com/iktidar-olgusuna-dair-mutevazi-bir-girizgah/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 03 May 2012 06:01:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>AFŞİN SELİM</dc:creator>
				<category><![CDATA[AFŞİN SELİM]]></category>
		<category><![CDATA[afşin selim]]></category>
		<category><![CDATA[Elias Canetti]]></category>
		<category><![CDATA[Girizgah]]></category>
		<category><![CDATA[İktidar]]></category>
		<category><![CDATA[Mütevazı]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Türkyorum]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.turkyorum.com/?p=1908</guid>
		<description><![CDATA[Elias Canetti(1905-1994), Kitle ve İktidar&#8217;ında, kedi metaforu ile meseleyi izah eder. Kedi, g&#252;c&#252;n&#252;, fareyi yakalamak, onu ele ge&#231;irmek, pen&#231;elerinin arasında tutmak ve nihai olarak &#246;ld&#252;rmek i&#231;in kullanmaktadır. S&#252;re&#231; itibariyle, &#226;deta bir oyundur bu, kedinin fareyle olan ilişkisinde muhtelif etkenler bulunmaktadır. Fırsat tanır ona: Farenin gitmesine izin verir, biraz da olsa ka&#231;masına ve hatt&#226; arkasını d&#246;nmesine&#8230; [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.turkyorum.com/wp-content/uploads/2012/05/türkyorum-iktidar_kavrami.jpg"><img alt="" class="alignleft size-medium wp-image-1909" height="300" src="http://www.turkyorum.com/wp-content/uploads/2012/05/türkyorum-iktidar_kavrami-239x300.jpg" title="türkyorum-iktidar_kavrami" width="239" /></a></p>
<p style="text-align: justify; ">Elias Canetti(1905-1994), <em>Kitle ve İktidar</em>&rsquo;ında, kedi metaforu ile meseleyi izah eder. Kedi, g&uuml;c&uuml;n&uuml;, fareyi yakalamak, onu ele ge&ccedil;irmek, pen&ccedil;elerinin arasında tutmak ve nihai olarak &ouml;ld&uuml;rmek i&ccedil;in kullanmaktadır. S&uuml;re&ccedil; itibariyle, &acirc;deta bir oyundur bu, kedinin fareyle olan ilişkisinde muhtelif etkenler bulunmaktadır. Fırsat tanır ona: Farenin gitmesine izin verir, biraz da olsa ka&ccedil;masına ve hatt&acirc; arkasını d&ouml;nmesine&#8230; L&uuml;tfetmiştir. Bu s&uuml;re boyunca fare, g&uuml;ce maruz değildir, ama h&acirc;l&acirc; kedinin iktidar alanının i&ccedil;indedir, tekrar yakalanabilir de! Uzaklaşırsa şayet, kedinin iktidar alanından ka&ccedil;ar, ulaşılamayacak olduğu noktaya varana kadar da h&acirc;l&acirc; kedinin iktidar alanının i&ccedil;indedir. O noktaya varana kadar; umutlanmak h&acirc;kimdir bu ilişkiye&#8230; Kedinin egemen olduğu uzam, fareye yaşattığı umut anları, bir yandan da b&uuml;t&uuml;n bu zaman zarfında onu yakından izlemeyi s&uuml;rd&uuml;rmesi ve onu yoketmeye g&ouml;sterdiği ilgi&#8230; İktidarın fiili bedenidir, iktidarın ta kendisidir. Peki, bu hadise &uuml;zerine, nasıl bir &ccedil;&ouml;z&uuml;mleme yapılabilir? Kedinin fareyi yakalayacak kadar g&uuml;&ccedil;l&uuml; olduğunu kedi de, fare de bilmekteyken&#8230; Ele ge&ccedil;irmek, pen&ccedil;elerinin arasında tutmak ve en nihayetinde &ouml;ld&uuml;rmek, kediye kedi olduğunu hatırlatır; haz devşirilmiş olur. Daha da m&uuml;himi: Durumdan vazife &ccedil;ıkartılır. Her ikisi de, yaşanmışlıklarının gerektirdiğine g&ouml;re davranmaktadır. Gerisi teferruat olmadığı i&ccedil;in a&ccedil;ıklamak mecburiyetindeyiz: Fareyle oyun esnasında, muhtelif aşamalar mevcuttur. Kedinin tanıdığı fırsatlar, ge&ccedil;ici de olsa, fareyi memnun eder. Fırsat tanımak? Fırsat tanır &ccedil;&uuml;nk&uuml; farenin &uuml;zerinde h&acirc;kimiyet sağlayabilmiştir. Etkilidir ve yetkilidir.<span id="more-1908"></span> Farenin uzaklaşma niyeti g&uuml;tmesi veyahut uzaklaşmaya başlaması bile iktidarın uydusundan kurtulamadığının ispatıdır. Ge&ccedil;miş olsun&#8230; İktidar, muhafaza ettiği alan itibariyle; kapsayıcıdır, kollayıcıdır ve koruyucudur.&nbsp; Farenin ka&ccedil;ışı, tedirginliğini gidermeye yetmez, tekrar yakalanabilme korkusu yaşamaktadır artık; korkusunu da, umudunu da, kediye bor&ccedil;ludur, yani iktidara.</p>
<p><strong>&Ccedil;atışan iktidarlar, ka&ccedil;ışan fareler</strong></p>
<p style="text-align: justify; ">İktidar, yapısından dolayı, diğer iktidarlar &uuml;zerinden, diğer iktidarlara karşı &ccedil;atışarak varlığını devam ettirir. Veyl olsun! Bozgunculuk, memleket muhafızlığına b&uuml;r&uuml;n&uuml;p, ahlak&ccedil;ılıkla istismar edilerek, meşrulaştırılabilir de, yalnızca paylaşım endişesidir: &ldquo;O oradayken, ben ni&ccedil;in buradayım?&rdquo; İktidar olgusunu, elbette, devlet y&ouml;netimini elinde bulundurmaya ve devlet g&uuml;c&uuml;n&uuml; kullanma yetkisine indirgeyemeyiz. En azından indirgenmemelidir &ccedil;&uuml;nk&uuml; adı iktidar olan olgu, varlığın oluşuyla birlikte tahlil edilmelidir, varlığın yani yaratılmış olanın&#8230; İktidar olgusunun insana, eşyaya ve hadiseye olan tesiri g&ouml;zardı edilmiş olur ki, mesele b&uuml;t&uuml;n&uuml;yle anlamlandırılamaz. Kişilerin k&ouml;t&uuml;c&uuml;l eğilimlerine y&ouml;nelik sığ didişmeler, ger&ccedil;eğe erişmemize engel olabilir, olmaktadır, olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify; ">Bir meselenin ni&ccedil;inini dosdoğru &ouml;ğrenebilmek, ara&ccedil;larımızı ve arg&uuml;manlarımızı nasıl tercih ettiğimizle ilişkilidir. Malumun ilanıdır ki, hayatın hemen hemen her sahasında, iktidar olgusu kendisini olanca yoğunluğuyla hissettirmektedir. İnsan, eşya ve hadise &uuml;zerinde&#8230; Peki, &ldquo;g&uuml;&ccedil;&rdquo; herşey midir? Orman kurallarıyla, kanunlarıyla y&ouml;netilmiyorsak şayet, herşeyden ibaret g&ouml;r&uuml;lemez ama hi&ccedil;birşey de değildir. İktidar alanı, arındırılabilir. Muhatapların maksada giden yol uğruna, erdemsizleşerek, her yolu y&uuml;r&uuml;nebilir kabul etmemeleri gerekir.</p>
<p style="text-align: justify; ">Hatırlayalım ve hatırlatalım: İktidar olanların, iktidara gelemediği g&ouml;r&uuml;lm&uuml;şt&uuml;r. Hayır, gelişig&uuml;zel bir kelime oyunu değildir bu, iktidar olmakla iktidara gelmek arasındaki ilişki, mevcut şartlar g&ouml;z&ouml;n&uuml;nde bulundurularak, ayrıca değerlendirilebilir. İktidar olup, muktedir olamamaktan bahsediyorum. Fakat herşeyin ve hepsinin &uuml;zerindedir: Mukadderata razı olunuz. İktidar olanların(kazanım) ve iktidara gelenlerin(kudret), vakit muştuladığında tepetaklak olmaları, tarihin kesintisiz devamlılığına delildir. Herşeyden &ouml;te, hepsinden ziyade, insan denilen varlık, b&uuml;nyesinde, iktidar olgusunu muhafaza etmektedir, etmiştir, edecektir&#8230;</p>
<p><a href="mailto:afsinselim@gmail.com"><img alt="" class="alignnone size-full wp-image-1290" height="24" src="http://www.turkyorum.com/wp-content/uploads/2012/02/mailto2.png" title="Yazara e-posta göndermek için" width="24" /></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkyorum.com/iktidar-olgusuna-dair-mutevazi-bir-girizgah/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Aracı Amaç Zannedince…</title>
		<link>http://www.turkyorum.com/araci-amac-zannedince/</link>
		<comments>http://www.turkyorum.com/araci-amac-zannedince/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 02 May 2012 08:54:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>HÜSEYİN RAŞİT YILMAZ</dc:creator>
				<category><![CDATA[HÜSEYİN RAŞİT YILMAZ]]></category>
		<category><![CDATA[Amaç]]></category>
		<category><![CDATA[Araç]]></category>
		<category><![CDATA[hüseyin raşit yılmaz]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[türkçülük]]></category>
		<category><![CDATA[Türkyorum]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.turkyorum.com/?p=1898</guid>
		<description><![CDATA[18. asırda Osmanlı&#8217;nın gerilemesi tevil kabul etmez bir vaziyette su y&#252;z&#252;ne &#231;ıkınca, askeri ve siyasi elitler imparatorluğun kudretli g&#252;nlerine d&#246;nmesi i&#231;in &#231;&#246;z&#252;m arayışlarına girmişlerdi. İlk b&#252;y&#252;kel&#231;imiz Yusuf Ag&#226;h Efendi&#8217;nin Londra&#8217;ya g&#246;nderilmesi de anılan asrın sonlarına rastlar. Bir&#231;ok tarih&#231;i tarafından İlber Ortaylı&#8217;ya atfen &#8220;imparatorluğun en uzun y&#252;zyılı&#8221; olarak tanımlanan 19. Y&#252;zyıla gelindiğinde ricatın hızlanması, bu halin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.turkyorum.com/wp-content/uploads/2012/05/TBMM-turkyorum.jpg"><img alt="" class="alignleft size-medium wp-image-1901" height="199" src="http://www.turkyorum.com/wp-content/uploads/2012/05/TBMM-turkyorum-300x199.jpg" title="TBMM-turkyorum" width="300" /></a></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:11px;"><span style="font-family:verdana,geneva,sans-serif;">18. asırda Osmanlı&rsquo;nın gerilemesi tevil kabul etmez bir vaziyette su y&uuml;z&uuml;ne &ccedil;ıkınca, askeri ve siyasi elitler imparatorluğun kudretli g&uuml;nlerine d&ouml;nmesi i&ccedil;in &ccedil;&ouml;z&uuml;m arayışlarına girmişlerdi. İlk b&uuml;y&uuml;kel&ccedil;imiz Yusuf Ag&acirc;h Efendi&rsquo;nin Londra&rsquo;ya g&ouml;nderilmesi de anılan asrın sonlarına rastlar. Bir&ccedil;ok tarih&ccedil;i tarafından İlber Ortaylı&rsquo;ya atfen &ldquo;imparatorluğun en uzun y&uuml;zyılı&rdquo; olarak tanımlanan 19. Y&uuml;zyıla gelindiğinde ricatın hızlanması, bu halin beraberinde getirdiği hayli sancılı siyasal, toplumsal, ekonomik gelişmeler karşısında memleketi idare makamındakilerin ve dahi idare makamında olmayıp s&uuml;rece m&uuml;dahil olma iştiyakı ile y&ouml;netim mekanizmalarına y&uuml;kselmeye &ccedil;alışanların gayretleri dikkat &ccedil;ekmekteydi. S&ouml;z konusu gayretlerin ortak bir amaca odaklanması durumun vahameti g&ouml;z &ouml;n&uuml;ne alındığında şaşırtıcı değildir. Devletin yaşatılmasının ana gaye kabul edildiği, m&uuml;nevverlerin bu gayeye matuf re&ccedil;eteler hazırlamakla meşgul olduğu ve bilindiği &uuml;zere b&uuml;t&uuml;n bu &ccedil;abaların istenen sonuca ulaşmaya yetmediği bir zaman dilimidir Osmanlı&rsquo;nın son demleri. Bu manada amaca odaklanmanın ara&ccedil;sallaştırmaları arttırdığı ve &ccedil;eşitlendirdiğini s&ouml;ylemek m&uuml;mk&uuml;n olsa gerektir. Bilhassa imparatorluğun son &ccedil;eyrek asrında bu halin a&ccedil;ık&ccedil;a g&ouml;r&uuml;ld&uuml;ğ&uuml; ve sona yaklaşıldık&ccedil;a ivme kazandığı ifade edilebilir. Osmanlıcılıktan İslamcılığa sonrasında T&uuml;rk&ccedil;&uuml;l&uuml;ğe y&ouml;nelişi, nihai kararda bile &ouml;nceki hallerden izler taşınmasını bu &ccedil;er&ccedil;evede değerlendirebiliriz.<span id="more-1898"></span>Esasında bu değişim ser&uuml;veni &ldquo;hasta adam&rdquo; ın sağlığına kavuşması i&ccedil;in tatbik edilen tedavi metotlarından başarısız olduğuna kanaat getirilenlerden vazge&ccedil;ilmesi ve yeni tedavi y&ouml;ntemleri benimsenmesi s&uuml;reci olarak tanımlanabilir.</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:11px;"><span style="font-family:verdana,geneva,sans-serif;">Osmanlı&rsquo;nın sosyal, ekonomik ve zihni mirasının varisi h&uuml;km&uuml;nde olan T&uuml;rkiye Cumhuriyeti&rsquo;nin kurucu kadrolarının imparatorluğun son demlerinin yukarıda kısmen de olsa ifadeye &ccedil;alışılan ikliminden neşet ettikleri a&ccedil;ıktır. Bu bakımdan siyasi, iktisadi ve sosyal politika tasarımında &ouml;ncelikli kaygılarının yetiştikleri d&ouml;nemle paralellik arz ettiği g&ouml;r&uuml;lmektedir. Tek parti d&ouml;nemindeki devlet&ccedil;iliği de bu bağlamda değerlendirmek yerinde olacaktır. İktisadi sahada arzu edilen inkişafın yerli sermaye tarafından ger&ccedil;ekleştirilmesi hedefine ulaşılamayacağı anlaşıldığında kuvvetli bir devlet&ccedil;iliğin iktisadiyata h&acirc;kim olması, sonrasında ise şartlardaki değişimin beraberinde getirdiği devlet&ccedil;ilikten uzaklaşma amaca odaklanmış ara&ccedil;sallaştırmaya verilecek, temsil kabiliyeti olan bir misaldir. Siyasi sahada devlet&ccedil;ilikte bu &ccedil;er&ccedil;evede ele alınabilir. Devletin h&acirc;kimiyet alanını siyasal ve sosyal hayatın b&uuml;t&uuml;n&uuml;ne yayması, &ouml;zdeşleştiği parti dışındaki herhangi bir yapılanmaya tahamm&uuml;l etmemesi kurucu elitlerin yol haritasından sapmaya sebep olabilecek olası gelişmeleri &ouml;nlemeye y&ouml;nelik &ccedil;abaları olarak karşımıza &ccedil;ıkmaktadır. Milli m&uuml;cadelenin sembol isimlerinin kurduğu Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası&rsquo;nın kapatılmasında, İzmir Suikastı sonrası İttihat&ccedil;ıların tasfiyesinde, &ldquo;g&uuml;d&uuml;ml&uuml;&rdquo; muhalefet olarak tasarlanan Serbest Cumhuriyet Fırkası&rsquo;na dahi iktidarın ancak &uuml;&ccedil; ay tahamm&uuml;l edebilmesinde ve T&uuml;rk Ocakları&rsquo;nın kendini feshetmeye zorlanmasında da bu anlayışı g&ouml;rmekteyiz. Bu anlamda kesin bir m&uuml;samahasızlığın olduğu a&ccedil;ıktır.</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:11px;"><span style="font-family:verdana,geneva,sans-serif;">Bu m&uuml;samahasızlığın doruk noktalarından biri 1944 tarihinde Nihal Atsız ve Sabahattin Ali arasındaki bir dava nedeniyle Ankara&rsquo;da y&uuml;ksek &ouml;ğretim gen&ccedil;liğinin o zamana kadar g&ouml;r&uuml;lmemiş mahiyetteki g&ouml;sterileri ile hafızalarda yer edinen T&uuml;rk&ccedil;&uuml;l&uuml;k-Turancılık yargılamalarıdır. İsmet Paşa&rsquo;nın nutuklarında doğrudan hedef g&ouml;sterdiği T&uuml;rk milliyet&ccedil;ilerine devlet kurumları tarafından reva g&ouml;r&uuml;len Nazi Almanya&rsquo;sının işkence metotlarıyla harmanlanmış ağır muamele Cumhuriyet Halk Partisi dışında hi&ccedil;bir yapıya hangi g&ouml;r&uuml;şten olursa olsun, konjonkt&uuml;rel zaruretler yok ise, hoşg&ouml;r&uuml;yle yaklaşılmadığının &ouml;nemli g&ouml;stergelerindendir. D&ouml;nemin gen&ccedil;lik liderlerinden Osman Y&uuml;ksel&rsquo;e yine d&ouml;nemin Ankara valisi Nevzat Tandoğan&rsquo;ın: &ldquo; &hellip;milliyet&ccedil;ilik gerekiyorsa onu da biz getiririz sizin neyinize&hellip;&rdquo; mealindeki hitabı d&ouml;nemin siyasi atmosferini yansıtması bakımından m&uuml;himdir.</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:11px;"><span style="font-family:verdana,geneva,sans-serif;">Devlet ile &ouml;zdeşleşmiş tek bir partiye g&ouml;re dizayn edilen bir sistemin m&uuml;dafiliği de elbette m&uuml;mk&uuml;nd&uuml;r. Lakin sistem savunmasına girişenler arasında sistemin kendisine ait olduğu kanaatinde olanların tamamının haklı sayılamayacağını g&ouml;rmek lazımdır. Fondotenle beyaz olunabileceğini sanan karalarımızın Aytmatov okumadıkları belli oluyor.</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:11px;"><span style="font-family:verdana,geneva,sans-serif;">&nbsp; Bu noktada kendini m&uuml;nevver addedenlerin davranış bi&ccedil;imleri, hassaten millilik iddiasındakilerin fikri tavrı pek m&uuml;himdir ve gelecek nesillerin istifade edecekleri, belki de ibret alacakları bir mahiyet arz etmektedir. Hitamı Erol G&uuml;ng&ouml;r&rsquo;&uuml;n irfanı ile yapalım: <em>&ldquo;T&uuml;rk m&uuml;nevveri y&uuml;zyıl &ouml;nceki T&uuml;rk&ccedil;e&rsquo;yi kullanmayacak, ama bin yıl &ouml;nceki T&uuml;rk&ccedil;e metinleri bile anlayacak; yeni harfleri kullanacak, ama &uuml;niversite kapısı &ouml;n&uuml;ndeki kitabeyi g&ouml;r&uuml;nce alık alık bakmayacak, demokrat olacak ama atalarının siyasi ve idari dehasından faydalanmasını bilecek; bir Osmanlı T&uuml;rk&rsquo;&uuml; gibi ayakları yerde, başı dik, g&ouml;nl&uuml; geniş, kalbi metin olacak, hi&ccedil;bir zaman basitliğe d&uuml;şmeyecek. Ve nihayet, milletinin b&uuml;y&uuml;kl&uuml;ğ&uuml;n&uuml; anladığı zaman artık fuzuli kurtarıcılık ve akıl hocalığı yapmaktan vazge&ccedil;ecek.&rdquo;</em><span style="font-size:8px;"><sup>1</sup></span></span></span></p>
<div>
<p>&nbsp;</p>
<hr align="left" size="1" width="33%" />
<div>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:11px;"><span style="font-family:verdana,geneva,sans-serif;"><span style="font-size:8px;"><sup>1</sup></span> Erol G&uuml;ng&ouml;r, T&uuml;rk K&uuml;lt&uuml;r&uuml; ve Milliyet&ccedil;ilik, 19. Baskı, İstanbul, &Ouml;t&uuml;ken Neşriyat, 2009, s. 130</span></span></p>
<p>&nbsp;</p>
</p></div>
</div>
<p><a href="mailto:hrasityilmaz@gmail.com"><img alt="" class="alignnone size-full wp-image-1290" height="24" src="http://www.turkyorum.com/wp-content/uploads/2012/02/mailto2.png" title="Yazara e-posta göndermek için" width="24" /></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkyorum.com/araci-amac-zannedince/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Aşk, Hakikat ve Hilmi Oflaz</title>
		<link>http://www.turkyorum.com/ask-hakikat-ve-hilmi-oflaz/</link>
		<comments>http://www.turkyorum.com/ask-hakikat-ve-hilmi-oflaz/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 01 May 2012 19:54:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>CEM SÖKMEN</dc:creator>
				<category><![CDATA[CEM SÖKMEN]]></category>
		<category><![CDATA[aşk]]></category>
		<category><![CDATA[cem sökmen]]></category>
		<category><![CDATA[Hakikat]]></category>
		<category><![CDATA[Hilmi Oflaz]]></category>
		<category><![CDATA[Türkyorum]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.turkyorum.com/?p=1887</guid>
		<description><![CDATA[Necip Fazıl’ın iki mısralık şiirlerinden biri şöyledir: “Garip geldik gideriz, rafa koy evi barkı/ Tek, dudaktan dudağa geçsin ölümsüz şarkı!&#8230;” O, bu şiiri yazarken kimi veya kimleri düşünmüştür bilmiyoruz. Ancak bildiğimiz bir şey var ki Hilmi Oflaz “Ölümsüz Şarkı”nın dudaktan dudağa geçmesi için varlığını feda etmiş, ‘evi, barkı’ rafa koymuş çok önemli bir insandır. Hilmi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.turkyorum.com/wp-content/uploads/2012/05/Hilmi-Oflaz-2.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-1896" title="Hilmi Oflaz 2" src="http://www.turkyorum.com/wp-content/uploads/2012/05/Hilmi-Oflaz-2-200x300.jpg" alt="" width="200" height="300" /></a>Necip Fazıl’ın iki mısralık şiirlerinden biri şöyledir: “Garip geldik gideriz, rafa koy evi barkı/ Tek, dudaktan dudağa geçsin ölümsüz şarkı!&#8230;” O, bu şiiri yazarken kimi veya kimleri düşünmüştür bilmiyoruz. Ancak bildiğimiz bir şey var ki Hilmi Oflaz “Ölümsüz Şarkı”nın dudaktan dudağa geçmesi için varlığını feda etmiş, ‘evi, barkı’ rafa koymuş çok önemli bir insandır. Hilmi Oflaz derken, evinde otuz tane kitabı olmayan binlerce üniversite mezunu insanın bulunduğu bir ortamda evini 30 bine yakın kitapla doldurmuş bir adamdan bahsettiğimizi unutmayalım. Batı’da, batı kültürü için hayatını vermiş böyle  bir insan olsa belki adına kitaplar yazılırdı. Ancak bizdeki kültür atmosferi anti-yerli bir çerçeveye sahip olduğu için burada görünür ve tanınır olmak, aydınların kalitesi veya tutarlılığına değil oryantalizmine bağlıdır.</p>
<p style="text-align: justify;"> <strong>“Gönüller yapmaya geldim”</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye bugün örnek insan ihtiyacı duymaktadır. İnsani hasletlerin, kültürümüzün temel vasıflarının, yeni yetişen nesillerin zihninde daha sağlam bir yere oturması için anlatılan hikayeler, hatıralar ve anektodlar ancak şöyle bir 40-50 yıl geriye gidildikten sonra çok sayıda farklı karakterlerle çeşitlenebilmektedir.<span id="more-1887"></span> Bir toplumun örnek şahsiyetleriyle arasında böylesine bir boşluk doğarsa orada sorumluluk şuurunu da kendine güven duygusunu da bulmak zorlaşır. Türkiye’nin tarihi ve kültürel birikimini meydana getiren  dünya görüşü kamuoyu oluşturma imkanlarını kaybettikçe, o kadim değerlerin bugünkü varlık mücadelesini üst seviyede yürüten şahsiyetlerin tanınma şansı da azalmaktadır. Yardımseverliğiyle, fedakarlığıyla, maddi hırslardan kopuk; sürekli başkalarını düşünen feragatiyle modernite’nin kalıplarına meydan okuyan Hilmi Oflaz maalesef layıkıyla tanınamıştır. Eğer Hilmi Oflaz gibi bu fani dünyaya “gönüller yapmaya gelen”  samimiyet abideleri yeterince tanınsaydı, Türkiye’de kimisi yoklar aleminde varolan kimisi de büyüdükçe küçülen, Necip Fazıl’ın ifadesiyle ‘meselesiz, gerçeksiz..’ yarı-aydınlara itibar edilmez bunların hepsi sigaya çekilirdi. Necip Fazıl,   Hilmi Oflaz ile beraber kendisini dinlemeye gelen gençlere: “Hilmi’yi cevheriyle tanıyormusunuz? Hilmi uçaktan hızlı gider, kamyondan çok yük taşır.” der. Yazdığı “Dahiler ve Deliler” adlı romanı “Dostluk ve vefa abidesi Hilmi Oflaz’ın aziz hatırasına” diyerek ona ithaf eden Mehmed Niyazi, onu,  “Serapa samimi bir insandı. Gerçekten de aziz bir dost idi. Sevdiğini tam severdi. İki yüzlülük, hulüs, çalım nedir bilmezdi. Dostlarından esirgeyeceği hiçbir şey yoktu. Kırk yıl yanında bulundum; “Allah” diyen bir kulun aleyhinde konuştuğunu duymadım. Milli meselelerde hizmeti geçmiş bir kimsenin aleyhine katiyen kimseyi konuşturmazdı. Paralı, parasız zamanı olmuştur; ne varlığın gururunu yaşadı, ne de yokluğun ızdırabını çekti. Şahsi hiçbir sevincine, üzüntüsüne şahit olmadım; sevinç ve üzüntüleri dostları milleti ve ümmeti içindi.”  cümleleriyle anlatıyor. Gazeteci Yusuf Ziya Cömert ise Hilmi Oflaz’ı bir aşk adamı olarak vasfediyor ve şöyle diyor: “Hilmi Abi’nin her halinde gözle görülür bir şey olarak ‘aşk’ vardı. Simsiyah gözlerinde, dudaklarında, boyun damarlarında, sesinde, sözünde, öfkesinde, sevincinde, özleminde, vefasında yaşayan bir şeydi aşk. Çok aşık gördüm. Fakat Hilmi Abi’den daha büyük aşık tanımadım.”<strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Hilmi Oflaz, yerinde durmaz&#8230;</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Yaşadığı hayatla, “banane demeden”, “menfaatim ne diye sormadan”, elinden gelen her şeyi yapmak için gösterdiği çaba ve kararlılıkla dünyanın faniliğini adeta kişiliğinde tecessüm ettirmiş olan Hilmi Oflaz, dünyevileşmeye lafzen değil ruhen karşı durmak isteyenler için muhteşem bir örnektir. Hilmi Oflaz’ın mücadelesi “kendileri için hiçbir şey istemeyenler”in, “başkaları için hiçbir şey istemeyenler”e rağmen yürüttükleri mücadeledir. Yaşanan dünyevileşme, “yerlilik” ve “muhafazakarlık” iddiası taşıyan önemli bir insan potansiyelinin seküler/batıcılar karşısında inançları ve dünya görüşleri sayesinde değil ancak maddi zenginlik yoluyla komplekslerinden kurtulabilmesini bir olgu haline getirdi. Dünyevileşme derken Hilmi Oflaz’ın ders dolu bir hatırasını nakledelim: Zenginliğiyle övünen bir tanıdığı Hilmi Oflaz’a sorar: “Neyin var?”. Onun cevabı acı bir gülümseme ve şu cümlelerdir: “ Dostlarım, kitaplarım bir de sigaram var. Midesiyle toprağa basan insanların edinmeyi hayal ettikleri servet, sadece bir dostumun verdiği zenginliğin yanında hiç kalır.”</p>
<p style="text-align: justify;">Hilmi Oflaz sohbetlerde dostlarına kendisini şu sözlerle ifade eder: “Benim hayatım dört devreden ibarettir: İKBAL, İDBAR, İKMAL ve İCMAL&#8230;”. O, Mahmutpaşa’daki tezgahından kazandığını milli ve manevi değerlere hizmet etme çabası içindeki gençlerle birlikte harcayan, aynı gençlere “ekmeğim var, peynirim var” diyerek cömertliğini sergileyen, onların sıkıntılarına çözüm bulmaya çalışan, halden anlayan, dertlere ortak olan müstesna bir insan&#8230;<strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Söz ustası Hilmi Oflaz</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Onu tanıyanlar hiç umulmadık anlarda ağzından dökülen şairane ifadeleri, verdiği şaşırtıcı cevapları anmadan edemiyorlar. Bir sohbet esnasında eleştiride ileri gittiğini düşündüğü dostuna “Devlet selamette, hükümetler rezalette; milletin bir kısmı gaflette, bir kısmı hayrette, bir kısmı gayrette; ama devlet selamette.” derken herşeye rağmen günün seline kapılmayan etrafına umut aşılayan bir ruhi çoşkunluğu sergiliyordu. Eski bir milletvekilinin önemli hizmetleri bulunan bir devlet adamımız hakkında söylediği sert sözler karşısında: “Beyefendi, söylemediklerinize saygımız sonsuz, ancak söylediklerinize iştirak edemeyeceğiz.” deyişi de ayrı bir söz ustalığı numunesidir. Yine bir sohbette son yüzyıl içinde yerli düşüncenin devamlılığı adına  büyük emek sarfetmiş iki değerli münevvere haksız tenkitler gelince, bu isimlerin verdikleri mücadele uğrunda çektikleri sıkıntıları hatırlatırcasına “Belalar bizim olsun, safalar sizin olsun. Rabbimizden gelen belayı biz çiçek gibi göğsümüzde taşır, mutluluğu onda bulmaya çalışırız. Ama size safa değil de, bela gelirse manda pisliği gibi dağılırsınız.” diyor. Evlenmek için münasip birini arayan yakından tanıdığı üniversiteli gence, bir arkadaşının kızını tavsiye ederken kendine has edasıyla söylediği şu cümle sevenleri tarafından unutulmuyor: ”Bir Allah’ı, bir de seni tanır&#8230;” Ya, Ötüken yayınevinden Necip Fazıl’ın Adana’da vereceği konferansta satmak üzere,  konsinye usulü  100’er tane aldığı, Necip Fazıl’ın ‘Reis Bey’ ve Vecdi Bürün’ün ‘Nasıl Öldüler’ adlı kitaplarını, gelen dinleyicilere bedava dağıttığı sırada yayınevinin ortaklarından Özer Revanoğlu’nun “Ne yapıyorsun Hilmi Ağabey?” sorusuna, gayet soğukkanlılıkla: “Dağıt Revanoğlu, sen de dağıt yayılsın&#8230;” deyişine ne demeli..<strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“Fanatik olmayan eşektir”</strong></p>
<p style="text-align: justify;">27 Mayıs’ı takip eden günlerde, insanların memleket meseleleri üzerinde konuşmaya çekindiği, herkesin sindiği  ortamda, Hilmi Oflaz bir çay bahçesi sohbetinde kalabalığı etrafına toplayıp  Türk ve İslam tarihine, milletimizin tarihi misyonuna doğru bir gezintiye çıkarır. Fakat bu heyecanlı sohbeti dinleyenler arasında ilçe emniyet amiri de bulunmaktadır. Bir süre dinledikten sonra kimliğini açıklayan Komiser, karakola götürdüğü Hilmi Oflaz’a “Darbeyle ilgili sözlerini dinledim. Darbeden yana mısın, değil misin, anlayamadım. Yalnız, fanatik bir insan olduğun kesin” derken, o, “Evet efendim, ben fanatiğim. Günde yedi paket sigara içiyorum, uyuyunca içemediğime üzülüyorum. Fanatiklik bir anlamda sadakat demektir, bana göre fanatik olmayan eşektir.” cevabıyla komiserin şaşkınlığını bir kat daha arttırır.</p>
<p style="text-align: justify;">Karakol’dan çıkıp bindiği otobüste sıkıntıdan elindeki bileti ezip büzer. Biletleri kontroleden görevli elindeki bileti görüp “Bu ne hale gelmiş!” diye kızınca, Hilmi Oflaz yine orijinal bir cevap verir: “Benim ne hale geldiğimi niye sormuyorsunuz?”</p>
<p style="text-align: justify;">Mahmutpaşa’da bir tezgah düşünün ki sergisinde çoraplar, askı ipinde “Büyük Doğu” dergileriyle dolu olsun. İnsanların oraya ucuza bir şeyler almaya geldiği besbelli fakat Hilmi Oflaz yılmıyor. Ara ara sattığı malları yerine bırakarak, elinde Büyük Doğu dergisi “Hanımlar, beyler! Sadece giyim kuşamınızı düşünmeyin, biraz da kafanızı düşünün. Şu dergilerden bir tane alın, siz okumasanız da çoluk çocuğunuz okur!&#8230;” diye bağırıyor. Fakat bütün çabasına rağmen dergiler bir türlü satılmıyor. Üstadın şevkinin kırılmamasını sağlamak için bulduğu çözüm ise insanı acı acı gülümsetiyor. Hilmi Oflaz beslediği tavuk ve horozlara isimler takarak hepsini Büyük Doğu dergisine abone yapıyor, her ay postacının getirdiği dergileri de eşe dosta dağıtıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">  Necip Fazıl’ın şiiriyle başladığımız yazıyı, Dahiler ve Deliler kitabıyla tanıdığımız Cemalettin Server Revnakoğlu’na ait olan ve Hilmi Oflaz hayatıyla pratiğe döktüğüne inandığımız bir güzel cümleyle bitirelim: “<strong>İltifat edilmese de lüzumlu bulduğunuz marifetin insanı olunuz&#8230;”</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>(Türk Edebiyatı Dergisi, Temmuz 2005, sayı:381)</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="mailto:cemsokmen@gmail.com"><img class="alignnone size-full wp-image-1290" title="Yazara e-posta göndermek için" src="http://www.turkyorum.com/wp-content/uploads/2012/02/mailto2.png" alt="" width="24" height="24" /></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkyorum.com/ask-hakikat-ve-hilmi-oflaz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Duran: &#8220;Toplumların hafızaları iğdiş edilmektedir, kısırlaştırılmaktadır&#8230;&#8221;</title>
		<link>http://www.turkyorum.com/duran-toplumlarin-hafizalari-igdis-edilmektedir-kisirlastirilmaktadir/</link>
		<comments>http://www.turkyorum.com/duran-toplumlarin-hafizalari-igdis-edilmektedir-kisirlastirilmaktadir/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 30 Apr 2012 06:34:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>TÜRKYORUM</dc:creator>
				<category><![CDATA[SÖYLEŞİ]]></category>
		<category><![CDATA[afşin selim]]></category>
		<category><![CDATA[Hacı Duran]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Türkyorum]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.turkyorum.com/?p=1874</guid>
		<description><![CDATA[Prof. Dr. Hacı Duran; 1961, Besni doğumlu&#8230; Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ni bitirdi. Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü’nde çalıştı. 1993-1999 yılları arasında Sakarya Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nde akademik çalışmalarda bulundu. Ürdün Yermuk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi, Sosyoloji Bölümü’nde misafir öğretim üyesi olarak çalıştı. Arapça olarak sosyoloji dersleri verdi. Çeşitli dergilerde yazıları yayımlandı, Arapça ve İngilizce bilen Duran, ayrıca, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.turkyorum.com/wp-content/uploads/2012/04/türkyorum-hacıduran1.jpg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-1876" title="türkyorum-hacıduran1" src="http://www.turkyorum.com/wp-content/uploads/2012/04/türkyorum-hacıduran1-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 11px;"><span style="font-family: verdana,geneva,sans-serif;"><strong>Prof. Dr. Hacı Duran</strong>; 1961, Besni doğumlu&#8230; Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ni bitirdi. Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü’nde çalıştı. 1993-1999 yılları arasında Sakarya Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nde akademik çalışmalarda bulundu. Ürdün Yermuk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi, Sosyoloji Bölümü’nde misafir öğretim üyesi olarak çalıştı. Arapça olarak sosyoloji dersleri verdi. Çeşitli dergilerde yazıları yayımlandı, Arapça ve İngilizce bilen Duran, ayrıca, profesyonel turist rehberi, iş analizi ve etüdü uzmanı olarak çalıştı. Halen, Adıyaman Üniversitesi’nde öğretim üyesi olup, Stratejik Düşünce Enstitüsü’nce yapılan Arap-Türk Sosyal Bilimler Kongresi bilim heyeti üyesidir. İki kitabı ve 60’ı aşkın bilimsel makalesi bulunan Prof. Dr. Hacı Duran ile “Türkyorum” okuyucularının istifade edebileceği bir söyleşi gerçekleştirdik, ilgilerinize sunuyoruz&#8230;</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 11px;"><span style="font-family: verdana,geneva,sans-serif;"><strong>Afşin SELİM / <a href="file:///C:/Users/Pesimist/Desktop/selamile___yenisyleimiz/afsinselim@gmail.com">afsinselim@gmail.com</a></strong></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 11px;"><span style="font-family: verdana,geneva,sans-serif;"><strong><em>- Hocam, son makalelerinizden birinde, “Irak’ta son otuz yılda yaşananlarla ilgili ciddi bir anlatı bile mevcut değil” diyorsunuz. Bir duyarsızlaşma mı söz konusu?</em></strong></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 11px;"><span style="font-family: verdana,geneva,sans-serif;">Evet, Irak halkı cinayetle birlikte yaşamaya alışmış. Cinayete ve ölüme alışmak bir toplum için ciddi bir hafıza kaybıdır. Irak halkı otuz yılı aşkın bir zamandır, savaşmaktadır. Bu savaş bir yandan Amerika ve İran gibi harici güçlerle yapıldı. Diğer yandan halkı biri birine karşı kışkırtan siyasi gruplar arasında devam etti. Yani iki büyük savaşla birlikte aynı zamanda sürekli bir şekilde teröristlerce yönetilen bir iç savaşı da yaşadı ve halen yaşamaktadır.<span id="more-1874"></span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 11px;"><span style="font-family: verdana,geneva,sans-serif;">Irak’ta doğrudan doğruya cinayet ve katliam görmeden 30 yaşına gelmiş hiç kimse yok. Ve halkın geri kalanı da sürekli cinayet izlemektedir. Ölümlere şahit olmaktadır. Üstelik bu ölenler daha önce ölümleri izleyenlerdir. Yani Irak halkı arasında cinayetle, katliamla yüzleşmeyen kimse kalmamıştır. Her evin ve her kişinin tanıdığı ve akrabası olan bir kişi, bu cinayetlerde ölmüştür. </span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 11px;"><span style="font-family: verdana,geneva,sans-serif;">Dünya bu katliamları medyada izleyerek, duyarsızlaşmaktadır. Iraklılarsa bu katliamları yaşayarak duyarsızlaşıyorlar. Bu sosyo-psişik bir hafıza kaybıdır. Hafıza kaybı yaşayan bir halk arasında terörist yetiştirmek çok kolaydır. Bu teröristlere, planlanmış ve mantıksal olarak düzenlenmiş katliamları yaptırmak da, o kadar kolay olmaktadır. Bundan dolayı Irak halkı arasında insanın değeri ile ilgili duyarlılıklar da zamanla körelmiş bulunmaktadır. Hiç kimse ne kendi yakınlarının ne de başkalarının kurban edilmiş olmasını, öldürülmüş olmasını fazla ciddiye almıyor. Ölümleri, katliamları ve cinayetleri gündelik hayatlarının rutinlerini değiştirmeden izlemektedirler.</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 11px;"><span style="font-family: verdana,geneva,sans-serif;">Bazı ilkel kabilelerde örneğine rastlanılan çocuk ve kızların öldürülmesinin olağan bir kültürel motif olarak algılanması ve kabul edilmesi gibi bir haleti ruhiye, bütün Iraklılar tarafından kanıksanmıştır. Bu insanların terörize edilerek planlı ve mantıklı cinayetlerle biribirlerini öldürmesi, artık Irak halkı tarafından yadırganmıyor. Bu tür cinayetler bundan dolayı ciddi manada sorgulanmıyor. Yani Irak’ta cinayet ve katliam kültürü diyebileceğimiz, yeni bir kültürel motif inşa edilmiş bulunmaktadır.</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 11px;"><span style="font-family: verdana,geneva,sans-serif;">Irak halkının bu katliamları destana, anlatıya, romana dönüştürmemesinin arkasında böyle bir yanılsama, yani insan olduğunu inkâr etme kültürü yatmaktadır. Hangi değerlerin ve kıymet hükümlerinin insani olduğu onlar için bir mesele olmaktan çıkmıştır. Sadece ölülerini gömüyorlar. Onların yasını tutacak bir bilinçleri kalmamış. Cinayet ve katliam teknolojisinin çarklarına dönüşmüşler.</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 11px;"><span style="font-family: verdana,geneva,sans-serif;">Irak halkının içine girdiği bu süreç insanlık için ciddi bir tehdit halini de almış bulunmaktadır. Çünkü bu insanlar simulasyonlarla şartlandırılarak birer cinayet makinesi haline getirildiler. Yarın başka bir ülkenin halkı da bu duruma getirilebilir. Teknik olarak bunun şartları oluşturulmuş bulunmaktadır.</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 11px;"><span style="font-family: verdana,geneva,sans-serif;">Benim en büyük korkum, bütün bir İslam ve Arap dünyasının bu yöntemle zaman içerisinde bir ölüm teknolojisinin veya cinayet teknolojisinin dişlilerine dönüştürülmesidir. Maalesef bu tehlike karşısında halkını bilinçlendirecek ilmi donanıma sahip ve samimi aydınlar da yetersiz kalmaktadır. Aydın denilen entelektüeller ve medya köşelerini tutanlar, iç savaş kışkırtıcılığını yapmaktadır. Bazıları Şiilik, bazıları selefilik, kimileri tarikat, kimileri de etnik değerlere ait inançları bağlamlarından söküp, iç savaş için araçsallaştırmaktadır. Araçsallaştırılmış grupsal değerler sürekli gündemde tutulmaktadır. İnsanların kendileri, toplumları, tarihleri ve kendi ölümlerini düşünecek vakitleri ve ortamları kalmamıştır. Hafıza kaybı bu sebeplerden dolayı kronik bir şizofreniye dönüşmüştür.</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 11px;"><span style="font-family: verdana,geneva,sans-serif;"><strong>İnsanlarda işgalci kuvvete karşı inşa olunan nefret ve kin, yön değiştirmiştir, Irak’ın kendi halkına yönelmiştir&#8230;</strong></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 11px;"><span style="font-family: verdana,geneva,sans-serif;"><strong><em>- İşgal devam ettikçe direniş artıyor mu?</em></strong></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 11px;"><span style="font-family: verdana,geneva,sans-serif;">Direniş, işgalci ve emperyal güçlere ve iktidarlara karşı yapılan bir fiildir. Irak’ta görünürde bir işgalci kuvvet şu anda mevcut değildir. Bundan dolayı İşgalcilere karşı ciddi bir direniş hareketi beklemiyorum. Ayrıca yukarıda belirtmiştim: Bu insanlar içtimai hafızalarını yitirmişler. Cinayet teknolojilerinin aktörü haline gelmişler.</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 11px;"><span style="font-family: verdana,geneva,sans-serif;">İnsanlarda işgalci kuvvete karşı inşa olunan nefret ve kin, yön değiştirmiştir, Irak’ın kendi halkına yönelmiştir. Bu bazı insanların kendi ailesine, topluma, ekonomik darboğazlara karşı duydukları nefreti, kendilerine yöneltmesi yani intihar etmesi ve canına kıyması gibi bir durumdur.</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 11px;"><span style="font-family: verdana,geneva,sans-serif;">Irak halkının karşı karşıya kaldığı durumu Durkheim’in ve psikanalistlerin intihar olgusuna getirdikleri açıklamalarla ele almak gerekir.  Emperyal kuvvetler tarafından inşa edilen simularklar, göstergeler, söylemler; yani “dedikodular” ve “uydurulan yalanlar” , “sosyal intihar kültürünü” beslemektedir, canlandırmaktadır. Ayrıca bu “kahredici propaganda”, işgalci kuvvetin dolaylı yönetimiyle ve planlamasıyla oluşturulan terörist gruplar tarafından müşahhaslaştırılmaktadır. Gerçekliğe dönüştürülmektedir. Bundan dolayı Amerikan kuvvetlerine ve yönetimine gösterilmesi gereken direniş ve nefret, Irak’ın kendi halkına yönelmiştir. Halkın kendi kendini kıymasının ve kurban etmesinin altyapısını hazırlamıştır.  </span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 11px;"><span style="font-family: verdana,geneva,sans-serif;">Direniş yön değiştirmiştir. Irak halkına ve Irak vatandaşlarına yönelmiştir. Direniş adına yapılan eylemlerin nerdeyse tümünde sadece Irak vatandaşları öldürülmektedir. Bu bir intihardır. Eski toplumların bazılarında düşmanlarına yenilenler, yapacak bir şeyleri kalmadığında, kendi kadınlarını ve çocuklarını öldürürlerdi.  Evlerini yakarlardı. Sonrada intihar ederlerdi. Irak halkı şimdi böyle bir süreci yaşamaktadır.</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 11px;"><span style="font-family: verdana,geneva,sans-serif;"><strong>Wallerstein, Arap halklarının Batı emperyalizmi ve onun uzantısı yerli işbirlikçilere değil, sanki yine Türklere karşı isyan etme pozisyonunda olduklarını söylemeye çalıştı&#8230;</strong></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 11px;"><span style="font-family: verdana,geneva,sans-serif;"><strong><em>- Bir ara, Immanuel Wallerstein’in malum devrimlere olan yaklaşımını oryantalistçe bulmuştunuz?</em></strong></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 11px;"><span style="font-family: verdana,geneva,sans-serif;">Mısır’da meydana gelen 25 Ocak devrimi sonrasında Wallerstein, Arap baharı adıyla anılan süreci, Arapların ikinci büyük isyanı olarak tanımladı. Bunu söylerken birinci Arap halk isyanının 1916’da Şerif Hüseyin’in Birinci Dünya Savaşı’nda, Osmanlı Devleti’ne karşı İngiliz kuvvetleriyle yaptığı işbirliğini ve kendi ülkesine karşı yaptığı ihaneti, Birinci Arap İsyanı olarak tanımladı. Wallerstein, bu iddiasının maskesini halen Arap ülkelerinde devam eden halk isyanlarına da giydirmeye çalıştı. Arap halklarının Batı emperyalizmi ve onun uzantısı yerli işbirlikçilere değil, sanki yine Türklere karşı isyan etme pozisyonunda olduklarını söylemeye çalıştı.</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 11px;"><span style="font-family: verdana,geneva,sans-serif;">Wallerstein’in isyanları bu şekilde tanımlaması ve yönlendirmesini “Arap Halk İsyanları’na Oryantalist Gömlek” olarak tanımladım(<a href="http://www.haciduran.com/2011/11/09">http://www.haciduran.com/2011/11/09</a>). Wallerstein, bu yorumlarıyla, hem Birinci Dünya Savaşı’ındaki olayı çarpıtmaktadır. Hem de günümüzde adına Arap Baharı denen ve Arap ülkelerinde halen devam eden, iç çatışmaları bağlamından koparmakta. Bu hareketleri sömürgecilere hizmet edecek şekilde etiketlemeye çalışmakta. İsyanları emperyalizme hizmet edecek bir bağlama oturtmaktadır.</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 11px;"><span style="font-family: verdana,geneva,sans-serif;"><strong>Araplar Osmanlı’nın dağılmasından sonra Türk kurtuluş savaşı gibi bir mücadeleyi başlatamadılar&#8230;</strong></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 11px;"><span style="font-family: verdana,geneva,sans-serif;"><strong><em>- Özellikle hatırlatmışsınız: “Son Osmanlı Mebuslar Meclisi’nin aldığı Misak-ı Milli kararının en önemli maddelerinden birisi, müttefik ülkeler tarafından işgal edilen Arap ülkelerindeki halkların demokratik seçimlerle kendi gelecekleri hakkında karar verme hakkına sahip olmalarını öngörüyordu.” Günümüzdeki gelişmeler gözönüne alındığında, nasıl yorumlayabiliriz bu durumu?</em></strong></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 11px;"><span style="font-family: verdana,geneva,sans-serif;">Bu karar Arap ülkelerindeki halkın durumu ile alakalı olarak alındı. Araplar o tarihlerde Osmanlı vatandaşıydı. Onların yaşadığı toprakların hepsi işgal edilmişti. Onların kendi adlarına karar verme hakkına sahip olmasını öngörüyordu. Ancak işgalci kuvvetler bu imkânı ne Araplara ne de Türkler vermediler.</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 11px;"><span style="font-family: verdana,geneva,sans-serif;">Türkler Osmanlı’nın yıkılmasından sonra kurtuluş savaşı yaptılar. Bağımsızlığı ve Milli egemenliği güç kullanarak elde ettiler. Araplar Osmanlı’nın dağılmasından sonra Türk kurtuluş savaşı gibi bir mücadeleyi başlatamadılar. Arapların ileri gelenlerinin çoğu, örneğin Şerif Hüseyin, Mısır’ın Hidivleri gibi adamlar, mandacılığa rızalık gösterdiler. İhvanı Müslimin gibi anti emperyalist halk hareketlerini ise bastırdılar.</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 11px;"><span style="font-family: verdana,geneva,sans-serif;">Şunu söylemek lazım: Araplar, Birinci Dünya Savaşı’ndan bu yana kendi adlarına karar verme imkânını hiçbir zaman elde edemediler. Halen Arap ülkelerinde devam eden isyanlar ve iç savaşlar bu gecikmiş antiemperyalist direnişin bakiyelerinden neşet etmektedir. Arap halkları ülkelerindeki mevcut iktidarları, sömürgecilerin ve Batı emperyalizminin uzantısı olarak görmektedir.</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 11px;"><span style="font-family: verdana,geneva,sans-serif;">Ancak işin tuhafı şudur ki, bu halk direnişleri de başlangıç ideolojilerinden sapma eğilimi göstermektedirler. Antiemperyalist olma hüviyetlerini yitirmektedirler. Bana öyle geliyor ki bütün bir Arap dünyası bir şekilde “Iraklılaştırılmaya”, “Afganistanlılaştırılmaya” çalışılmaktadır. Hatırlayalım bir zamanlar bu tür bölünmelere ve iç çatışmalara “Balkanlaştırma” denirdi.</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 11px;"><span style="font-family: verdana,geneva,sans-serif;"><strong>Fitne endüstrisi; olmayan bir şeyin veya uydurulan bir yalanın propagandasının yapılması demektir&#8230;</strong></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 11px;"><span style="font-family: verdana,geneva,sans-serif;"><strong><em>- İnsanlık, sizin tabirinizle, bir fitne endüstrisiyle mi karşı karşıya, fitne endüstrisinden ne anlamalıyız?</em></strong></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 11px;"><span style="font-family: verdana,geneva,sans-serif;">Kapitalizm uzun zamandan beri, kitleleri, merkezi olarak düzenlenmiş ve mantıksal süreçlere göre aşamalandırılmış propaganda teknikleriyle istenen amaçlara göre yönlendirebilmektedir. Propaganda kendi başına düşünüldüğünde bir ürünün pazarlanması, bir düşüncenin kitlelerce benimsenmesinin sağlanması, siyasi bir hareketin taraftar edinmesi ve bu taraftarların güdülenmesi yani istenen amaçlar doğrultusunda teşvik edilmesi amaçlarıyla yapılmaktadır.</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 11px;"><span style="font-family: verdana,geneva,sans-serif;">Propaganda tek yönlü bir iletişimdir. Yani bir taraftan anlatan ve anlatılarını yayan bir mekanizma var, diğer taraftan bu yayından ve mesajdan etkilenen sadece alıcı olmak durumunda kalan kitleler ve halklar var. Propaganda müşahhas bir fikrin ve ürünün müşterilerinin üretilmesi için yapılır. Propagandanın etkisinde kalmamak gibi bir durum artık mevcut değildir. Bu durum insanlık için kendi başına bir sorundur.</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 11px;"><span style="font-family: verdana,geneva,sans-serif;">Ancak fitne endüstrisi ifadesini, propagandanın ötesindeki bir durumu ve etkinliği tanımlamak için kullandım. Fitne endüstrisinin yaptığı şey, şekil bakımından, yine propagandadır. Fakat önemli bir farka işaret etmek için bu deyimi kullanmıştım. Fitne endüstrisi; olmayan bir şeyin veya uydurulan bir yalanın propagandasının yapılması demektir.</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 11px;"><span style="font-family: verdana,geneva,sans-serif;">Bu durum durum J. Baudrillard&#8217;ın simulakrlar ve simulasyonlarla ifade ettiği hiper gerçeklikliği hatırlatmaktadır. Olmayan bir şeyin kopyasının çıkartılarak çoğaltılması, yani uydurulan bir yalanın gerçekliğe dönüştürülmesinin sağlanması demektir.</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 11px;"><span style="font-family: verdana,geneva,sans-serif;">Fitne Endüstrisi terimini, <em>Wikileaks belgeleri</em> yayınlanması ile bağlantılı olarak kullandım. Ancak günümüzde bu türden belgeleri yayınlayan çok sayıda kuruluş ve medya organı var. Belgelerin bir gerçekliği ifade etmesi hiç bir şeyi değiştirmiyor. Hatta belgeleri tanzim eden güçleri ve belgeye konu olan grupları ve aktörleri daha da güçlendirmektedir.</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 11px;"><span style="font-family: verdana,geneva,sans-serif;">Bu tür haberler, merkezi olarak örgütlenmiş büyük güçler tarafından, yeni bir imajın kitlelere kabul ettirilmesi için yayınlanmaktadır. İnsanların kafasını tamamen bulanıklaştırmaktadır. Bundan dolayı olmayan bir şeyin sırf propaganda gücü ile gerçekliğe dönüştürülme çabasına fitne endüstrisi adını koydum.</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 11px;"><span style="font-family: verdana,geneva,sans-serif;">Simulasyonlarla gerçeklik yaratmayı, Kur’an’ı Kerim’de tanımlanan fitne kavramıyla ilişkilendirmenin bir kaç önemli sebebi var. Bunlardan birincisi, insanlar yalanlarla yanıltılmaktadır. İkincisi bu uydurulan yalanlar, insanlar arasında bölünme, kin ve nefret duygularını kışkırtmaktadır. Üçüncüsü uydurulan yalanların gösterimi, meşru yollarla planlı bir propaganda ile yapıldığı için bir endüstriye dönüşmüştür.</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 11px;"><span style="font-family: verdana,geneva,sans-serif;">İnsanların kendilerini yanıltan ve uydurulan yalanlara kanmasını sağlayan bu mekanizmaları meşru kabul etmiş olmaları sorunu insanlığın geleceği için daha da vahim bir hale getirmektedir.  </span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 11px;"><span style="font-family: verdana,geneva,sans-serif;"><strong><em>- Endüstriden bahsetmişken, “Endüstri çağının dinamikleri” adlı bir kitabınız yayımlanmış?</em></strong></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 11px;"><span style="font-family: verdana,geneva,sans-serif;">Modern Avrupa’nın kuruluşunun temelinde yer alan sanayileşmenin hangi duygular, yöntemler ve hangi araçlarla gerçekleştiğini, bu eserde tartışmaktayım. Sanayileşme ve Modern medeniyetin kuruluşunu üç soruyu esas alarak ele almaktayım.</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 11px;"><span style="font-family: verdana,geneva,sans-serif;">“Niçin sorusu”, Avrupa&#8217;da sanayi devrimini yapan milletlerin hangi duygu ve inançların etkisi ile bu çabaya kapıldıklarını açıklar. Sanayileşmenin arkasındaki duygunun başlangıç dönemlerinde Batı’da ortaya çıkan dini ve milli hareketlerle ilgili olduğunu iddia etmekteyim. “Nasıl sorusu”nun cevabı ise Avrupa’daki ilmi ve felsefi hareketlerle ilgilidir. “Ne ile sorusu” ise iktisadi ve demografik faktörlerle alakalıdır. Niçin sanayileşmek istiyorlar? Nasıl sanayileşecekler? Ne ile sanayileşecekler? Birinci soru modern medeniyetin manevi saiklerine bizi götürür. Yani niçin sorusunun cevabı kalkınma ve sanayileşme ideolojilerini besleyen duyguları anlatmaktadır. “Nasıl sorusu”, modern medeniyetin bilimle ilgili varlıklarına gönderme yapar. “Ne ile” sorusu ise iktisadi ve demografik saiklere bizi götürür.</span></span></p>
<div class="mceTemp" style="text-align: left;">
<div class="mceTemp" style="text-align: center;">
<dl id="attachment_1877" class="wp-caption alignleft" style="width: 310px;">
<dt class="wp-caption-dt"><a href="http://www.turkyorum.com/wp-content/uploads/2012/04/türkyorum-hacıduran2.jpg"><img class="size-medium wp-image-1877" title="türkyorum-hacıduran2" src="http://www.turkyorum.com/wp-content/uploads/2012/04/türkyorum-hacıduran2-300x244.jpg" alt="" width="300" height="244" /></a></dt>
<dd class="wp-caption-dd"><em>Antik Mısır&#8217;da Firavunlardan kalma bir mezar odasını süsleyen resim</em></dd>
</dl>
</div>
<p><strong style="font-family: verdana, geneva, sans-serif; font-size: 11px; text-align: justify;">Küreselleşme aynı zamanda, ekonomik kaynakların ve emeğin, sömürgeci ülkelerin şirketlerinin yönetimi altına girmesinin sağlanması çabasıdır&#8230;</strong></p>
</div>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 11px;"><span style="font-family: verdana,geneva,sans-serif;"><strong><em>- Modernizm ile küreselleşme arasındaki ilişkiyi nasıl tanımlıyorsunuz?</em></strong></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 11px;"><span style="font-family: verdana,geneva,sans-serif;">Batı’nın dünya üzerindeki hâkimiyeti noktasından konuya yaklaştığımızda, küreselleşme, modernleşmeyi pekiştiren ve kökleştiren bir çabadır. Yani modern medeniyetin kurucusu olan Batılı toplumların yerküre üzerindeki hâkimiyetlerini süreklileştirme ve mutlaklaştırma çabasıdır.</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 11px;"><span style="font-family: verdana,geneva,sans-serif;">Kavramların söylemleştirdikleri değerlere ve kıymet hükümlerine göre konuya yaklaştığımızda; modernleşme, Batı dışı toplumların ve ülkelerin toplumsal sorunlarını modernleşme veya batılılaşma ideolojisine göre ele almaları ve çözümlemeye çalışmaları demektir. Küreselleşme ise bir yandan aşiretlere, cemaatlere ayrılma çabası içinde olmaktır. Bu sadece bir çabadır. Gerçekleşmesi muhaldir. Sivil toplum kavramı ile bu mikrolaşma çabalarının gerçekleşmesi amaçlanmaktadır. Ancak sosyolojik olarak bunun bir hayal olduğunu düşünüyorum. Diğer yandan küreselleşme aynı zamanda, ekonomik kaynakların ve emeğin sömürgeci ülkelerin şirketlerinin yönetimi altına girmesinin sağlanması çabasıdır.</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 11px;"><span style="font-family: verdana,geneva,sans-serif;">Küreselleşme yanlış bir şekilde, modernizmin değerlerinin aşındırılması olarak gündemde tutulmaktadır. Ancak her nedense modernist değerler, kalkınmanın son aşamasına gelen kapitalist ve liberal ülkelerde aşınmıyor. Gittikçe depreşiyor. Ancak Batı dışı toplumlarda toplumsal çözülmenin ve ayrışmanın ideolojisi oluyor. Bu biraz garip bir durumdur.</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 11px;"><span style="font-family: verdana,geneva,sans-serif;"><strong><em>- İnsanlığımız mevcut durumu ile tehdit altında mı?</em></strong></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 11px;"><span style="font-family: verdana,geneva,sans-serif;">Yüce Allah’ın insanlığın geleceği için neyi takdir ettiğini bilme imkânımız yoktur. Ancak kökenleri sömürgeciliğe dayanan çok uluslu şirketlerin ve onların siyasi temsilcisi olan ABD’nin kitlelerin önüne koyduğu açmazlara baktığımızda durum tehlikeli bir hal almıştır. Bilgi kirliliği, insanların gündelik hayatlarının bulundukları her yerde ve ortamda denetlenebilir duruma getirilmiş olması ve sanal ekonomik krizlerle birikmiş kişisel kazançların heba edilmesi olgularına baktığımızda ciddi bir tehlikeyi hissetmeden yaşamak zorunda kaldığımızı görüyorum.</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 11px;"><span style="font-family: verdana,geneva,sans-serif;">Modern dönemde sömürgeciler, tüccarlarıyla, askerleriyle ve rahipleriyle Batı dışı toplumlara saldırıyordu. Şimdi ise saldırı simülasyonlarla yapılmaktadır. Saldırı bilinçlere yönelmiştir. Toplumların hafızaları iğdiş edilmektedir, kısırlaştırılmaktadır. Sosyal medya ve iletişim teknolojileri şirketlere bu imkânları vermektedir. Hepimiz uydurulan yalanlardan dolayı kavga eden gladyatörlere dönüştürülme süreci içine girmiş bulunmaktayız. Bundan dolayı iç savaşların artacağını düşünüyorum.</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong style="font-family: verdana, geneva, sans-serif; font-size: 11px;">Araplarda kökleri tarihe dayanan bir Türk hayranlığı var. Türkleri çalışkan, başarılı ve İslam’ın fedakâr milleti olarak görenler çoğunluktadır&#8230;</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 11px;"><span style="font-family: verdana,geneva,sans-serif;"><strong><em>- İslam ülkelerinin Türkiye’yi ümit olarak gördüğünü düşünüyor musunuz?</em></strong></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 11px;"><span style="font-family: verdana,geneva,sans-serif;">İslam ülkeleri kavramından neyi anladığımızla ilgili bir sorudur. Arap kamuoyuna hâkim olan algılara baktığımızda, Türkiye’yi kendileri için bir kurtarıcı olarak gören kesimler var. Ancak Türkiye’nin böyle bir gücünün mevcut olmadığı ortadadır. Öte yandan, ne Türkiye’nin ne de Arapların ideolojik duruşu böyle bir umudun fiiliyata dönüşmesine uygun değildir. Biri birimizden nerdeyse bir yüzyıldır habersiz ve etkileşimsiz yaşamaktayız. Aramızda nostaljik bir birliktelik duygusu var. Ancak bu duyguyu fiiliyata geçirecek araçlar yok. Ne onlar Türkçe biliyor, ne de biz Arapça biliyoruz.</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 11px;"><span style="font-family: verdana,geneva,sans-serif;">Araplarda kökleri tarihe dayanan bir Türk hayranlığı var. Türkleri çalışkan, başarılı ve İslam’ın fedakâr milleti olarak görenler çoğunluktadır. Üstelik bu duygu seksen yıldır bütün Arap ülkelerinin ders kitaplarında işlenen Türk karşıtı propagandaya rağmen devam ediyor. Buna rağmen Arapların Türkiye’yi bir umut olarak görmelerinin ortak bir birliğe dönüşmesinin şartları mevcut değildir.</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 11px;"><span style="font-family: verdana,geneva,sans-serif;"><strong>Türkiye’de ana dil ve mezhep farklılıkları var, ancak bu farklar Batı’daki gibi bir etnik kimliğin inşasına dönüşmedi&#8230;</strong></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 11px;"><span style="font-family: verdana,geneva,sans-serif;"><strong><em>- Küreselleşmenin etnik kimlikler üzerindeki söylemi Türkiye’yi nasıl etkiliyor?</em></strong></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 11px;"><span style="font-family: verdana,geneva,sans-serif;">Türkiye’de etnik kimlikle kendini tanımlayan bir halk yoktur. Ana dil farklılıkları etnik aidiyete dönüşmemiştir. Bundan dolayı sorunuzdaki kavram bana göre sorunludur. Yine de bunu sormakta haklısınız. Çünkü basmakalıp bir kavram olarak Türk kamuoyu ana dil farklılıklarını etnik farklılık ve kimlik olarak lanse etmektedir. Bir gerçekliği söyleme harcatmamak gerekir. Türkiye&#8217;de ana dil ve mezhep farklılıkları var, ancak bu farklar Batı’daki gibi bir etnik kimliğin inşasına dönüşmedi. Bu durum, modern dönem öncesinde de böyledir, modern dönemde de böyledir, şimdi de aynı özelliğini korumaktadır. Doğu toplumlarında etnik farklılıklarla siyasal farklılıklar biri birlerini hiç bir zaman desteklemedi. Biri biriyle müteradif olmadı.</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 11px;"><span style="font-family: verdana,geneva,sans-serif;">Arapların hepsi aynı dine inandıkları ve aynı dili konuştukları halde ortak bir siyasal kimlik oluşturamadılar. Türkler için de bu durum geçerlidir. Türkler ve Kürtler birlikte yıllarca Anadolu’ya saldıran doğulu Türklere karşı durdu ve savaştı. Timur’a karşı, Moğollara karşı, Şah İsmail’e karşı hep birlik oldular. Çerkezler Türkiye için son yüz yılda en fazla mücadele eden örgütlü gruplar oldular. Çerkezler ve Kürtler bu çabalar içinde olurken ne Kürt kimliği ne de Çerkez kimliği kaygısı taşıdılar. Aynı durum Türkler için de geçerlidir. Onların da halk olarak Türklük diye özel bir kaygıları yoktur.</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 11px;"><span style="font-family: verdana,geneva,sans-serif;">İdeolojik Kürtçülerin veya Türkçülerin çabalarına ve ayrıştırıcı liberal propagandalara rağmen ana dil farklılıkları etnik bir kimliğe dönüşmedi. Anadil farklılıkları üzerinden ideolojik propaganda yapanları destekleyen çok sayıda terörist saldırı gerçekleşmiş olmasına rağmen insanlar yine de kardeş olduklarına, aynı ülkenin vatandaşı olduklarına inanmaktadırlar.</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 11px;"><span style="font-family: verdana,geneva,sans-serif;">Batı toplumlarında modernizm başından itibaren etnik kimliklere bağlı olarak kurulan beylikler tarafından gerçekleşti. Daha sonra bu beylikler ulusal devletlere dönüştü. Ancak ayrıştırıcı ve asimile edici politikaları sonuna kadar uyguladılar.</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 11px;"><span style="font-family: verdana,geneva,sans-serif;">Bundan dolayı kurucu iktidarlar etnik kimlikler ve kabilelere bağlı olarak şekillendi. Hatırlatmak isterim ki bugün Batı ülkelerinde halen on beşi aşkın krallık var. Bu krallıkların da en az bin yıllık bir geçmişi var. Ve bu krallıkların hepsi başından itibaren bir etnik bilince bağlı olarak kuruldu. Bu gün ne Arap ülkelerinde, ne İran’da ne de İslam dünyasının herhangi bir ülkesinde etnik bir kimlikle kurulan bir devlet mevcut değildir. Doğu kültürleri ana dil farklılıklarını etnik aidiyete dönüştürmezler. Onların geleneğinde böyle bir tavır yoktur. </span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 11px;"><span style="font-family: verdana,geneva,sans-serif;"><strong><em>- Geçen yıl, “Barış Diyarı Mardin” adıyla bir konferans tertiplenmişti, siz de eleştirmiştiniz?</em></strong></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 11px;"><span style="font-family: verdana,geneva,sans-serif;">Evet. İnsanlar barış isteyebilir, bu doğrudur. Teşvik de edilmelidir. Ancak Mardin’de tarihi bir fetvanın hükmünün kalmadığına dair garip bir değerlendirme ve yorumlama çabası ortaya konmaya çalışıldı. Kendi ülkesinin egemenliği ve bağımsızlığı için savaşan insanlar, tarihin her döneminde vardır. Bu özgürlükçü karşı koymaların fetva ile bir alakası da yoktur.</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 11px;"><span style="font-family: verdana,geneva,sans-serif;"><strong><em>- Müslüman toplumların eninde sonunda kendi kaderlerini özgürce tayin etme hakkı kazanacağına inanıyor musunuz?</em></strong></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 11px;"><span style="font-family: verdana,geneva,sans-serif;">Bir Müslüman olarak bu inancımı muhafaza etmek bana göre dini bir vücubiyettir. Bilimsel olarak şu anda bunun şartlarının olgunlaşıp olgunlaşmadığı tartışılabilir.</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 11px;"><span style="font-family: verdana,geneva,sans-serif;"><strong><em>- Son olarak, Türkiye’nin Batı ile ittifak ilişkilerinde sorunlar olduğunu düşünüyor musunuz, sizce Türkiye için alternatif ilişki alanları nereler olabilir?</em></strong></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 11px;"><span style="font-family: verdana,geneva,sans-serif;">Batı’da Türkiye karşıtı bir söylem her zaman olmuştur. Bu söylem gittikçe güçlenmektedir. Sorunlar vardır ve bu sorunlar gittikçe artacaktır. Siyasal ittifaklar kültürleri birleştirmez ve ortadan kaldırmaz. Türkiye kültür olarak Batı karşıtı bir toplumdur. Batı toplumları da çok daha aşırı bir düzeyde bu karşıtlığı canlı tutmaktadır. Devletlerarası ittifaklarla kültürel çelişkileri birbirinden ayrı düşünerek düşünmek gerekir.</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 11px;"><span style="font-family: verdana,geneva,sans-serif;"><strong><em>- Vakit ayırdığınız için teşekkürler, hayırlı çalışmalar dileriz&#8230;</em></strong></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 11px;"><span style="font-family: verdana,geneva,sans-serif;">Ben teşekkür ederim. Okurlarınıza başarılar dilerim.</span></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkyorum.com/duran-toplumlarin-hafizalari-igdis-edilmektedir-kisirlastirilmaktadir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Asliyet Şuuru</title>
		<link>http://www.turkyorum.com/asliyet-suuru/</link>
		<comments>http://www.turkyorum.com/asliyet-suuru/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 26 Apr 2012 13:02:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>CEM SÖKMEN</dc:creator>
				<category><![CDATA[CEM SÖKMEN]]></category>
		<category><![CDATA[Asliyet]]></category>
		<category><![CDATA[cem sökmen]]></category>
		<category><![CDATA[Erol Güngör]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmed Niyazi]]></category>
		<category><![CDATA[Şuur]]></category>
		<category><![CDATA[Türkyorum]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.turkyorum.com/?p=1867</guid>
		<description><![CDATA[Mehmed Niyazi &#8220;Ecdadımız k&#252;lt&#252;r teorileriyle uğraşmamıştır, bizzat yaşamıştır.&#8221; diyor. Bu tavır yaşadığı hayata hakim olan, ayakları yere sağlam basan tavırdır. Ve bize vereceği &#231;ok şeyler vardır. Erol G&#252;ng&#246;r&#8217;&#252;n &#8220;Bizden evvelki nesiller medeniyet teriminin alışılagelmiş manasıyla belli bir hayat tarzını insana ve d&#252;nyaya belli bir bakışı temsil ediyorlardı.&#8221; ifadesi ve Ahmet Hamdi Tanpınar&#8217;ın &#8220;Eskinin mahallesi şimdiki [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.turkyorum.com/wp-content/uploads/2012/04/türkyorum-asliyetşuuru.jpg"><img alt="" class="alignleft size-medium wp-image-1869" height="225" src="http://www.turkyorum.com/wp-content/uploads/2012/04/türkyorum-asliyetşuuru-300x225.jpg" title="türkyorum-asliyetşuuru" width="300" /></a></p>
<p style="text-align: justify; "><span style="font-family: verdana, geneva, sans-serif; font-size: 11px; text-align: justify; ">Mehmed Niyazi &ldquo;Ecdadımız k&uuml;lt&uuml;r teorileriyle uğraşmamıştır, bizzat yaşamıştır.&rdquo; diyor. Bu tavır yaşadığı hayata hakim olan, ayakları yere sağlam basan tavırdır. Ve bize vereceği &ccedil;ok şeyler vardır. Erol G&uuml;ng&ouml;r&rsquo;&uuml;n &ldquo;Bizden evvelki nesiller medeniyet teriminin alışılagelmiş manasıyla belli bir hayat tarzını insana ve d&uuml;nyaya belli bir bakışı temsil ediyorlardı.&rdquo; ifadesi ve Ahmet Hamdi Tanpınar&rsquo;ın &ldquo;Eskinin mahallesi şimdiki gibi belediye teşkilatının bir c&uuml;z&uuml; değil adeta bir v&uuml;cut gibiydi.&rdquo; C&uuml;mlesinin &uuml;zerinde derin derin d&uuml;ş&uuml;nmek lazımdır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; bizler nereye gittiğimizin farkında değiliz. O insanların taşıdığı kendine g&uuml;ven duygusundan, vekardan, mesuliyet şuurundan alacağımız &ccedil;ok şey olmasına rağmen bihaber kalmaya devam ediyoruz. Eğer yanında bulunmaktan tanımaktan rahatsız olmayacağımız iyi insanları yetiştirmek istiyorsak bunun anahtarı bellidir: Birikimimizi, tarihi tecr&uuml;bemizi harekete ge&ccedil;irmek. Temel dinamiklerin yani dil, din ve tarihin etrafında yaşadığımız zamanın sıkıntılarına deva olacak bir şuur ve canlılığı ortaya koymak gerekiyor. Yani biz Ali Paşa&rsquo;nın 1571&rsquo;de Mallorca adasına &ccedil;ıktığını bir futbol ma&ccedil;ı dolayısıyla İspanyol gazetelerinden değil, şahsımıza yani şahsiyetimize ait bilgi olarak kendiliğinden &ouml;ğrenmeliyiz. Bunu yapmadığımız zaman gerek fert gerek toplum bazında hedefsiz kalacağımız a&ccedil;ıktır. Hedefsiz, projesiz kalmış,iyiyi-k&ouml;t&uuml;y&uuml;, doğruyu-yanlışı şaşırmış bir millet nereye gidebilir? Medeniyetimize kaynaklık etmiş &ouml;l&ccedil;&uuml;ler zihnimizde bulanıklaşırsa T&uuml;rk-İslam kimliğini devam ettirecek insanı nasıl yetiştireceğiz?&nbsp;</span></p>
<p><span id="more-1867"></span></p>
<p style="text-align: justify; ">Şimdi bu topraklarda yaşayan milletin doğrudan bağlantı kurabileceği tarihi tecr&uuml;beye, k&uuml;lt&uuml;r birikimine bu kadar ihtiyacımız varken, yapıldığı sıralarda Avrupa&rsquo;da ders olarak okutulmaya başlanan Plevne savunmasını, 550. yılında Amerika&rsquo;daki Evanjelistlere toplantı yaptıran İstanbul&rsquo;un fethini, bir milyona yakın şehidimizin bulunduğu Yemen&rsquo;i ne kadar biliyoruz? Bunların &uuml;zerinde &ccedil;alışmak, bunları araştırmak, g&uuml;ndemimiz haline getirmek, b&uuml;y&uuml;klerimizin hangi değerler uğruna nasıl bir ruh birlikteliğiyle şehitliğe koştuğunu anlamak gerektiği halde bizim zaten kısıtlı olan k&uuml;lt&uuml;r b&uuml;t&ccedil;emiz nasıl olur da Hititlere, Urartulara, Mavi Anadolu&rsquo;ya, Opera&rsquo;ya harcanır?</p>
<p style="text-align: justify; ">Ben bug&uuml;n insana ve d&uuml;nyaya belli bir bakış a&ccedil;ısına sahip değilsem kaliteli ve farklı insan yetiştirebilmem m&uuml;mk&uuml;n değildir. O bakış a&ccedil;ısını oluşturanlar birbirleriyle konuşabilirler, birlikte d&uuml;ş&uuml;nebilirler yani birlikte yaşadıklarını hissedebilirler. O bakımdan, &ouml;nceliğimiz bu topraklarda yaşayan insanların birlikte yaşama iradesini g&uuml;&ccedil;lendirici faaliyetler yapmak olmalı. Bunun i&ccedil;inde Allah hepimize kendi nefsini aşabilmeyi nasip etsin diyoruz. Bin yılda dokunmuş bir kilim varsa eğer bu kilimi dokuyan d&uuml;nya g&ouml;r&uuml;ş&uuml;yle sahici teması sağlamalı ve ortaya koyduğu herşeyi anlam &ccedil;&ouml;z&uuml;mlemesine tabi tutmalıyız. Tabii en başta samimiyet ve şuur lazım bunu ger&ccedil;ekleştirebilmek i&ccedil;in. Yoksa T&uuml;rkiye&rsquo;de T&uuml;rk insanının kendine ait bilgisi &ccedil;er&ccedil;evesinde anlaşılması gereken değerleri ve eserleri incelemek, araştırmak yerine Hitit, Urartu belgeselleriyle, tiyatrolarıyla uğraşmaya devam edilir. Bug&uuml;n bu milletin tekrar kendini bulabilmesi i&ccedil;in, kendisini yaşayacak insan potansiyeli bulunmayan arkeolojik k&uuml;lt&uuml;rlerle iştigal etmek yerine beş bin yılın temel dinamiklerini dikkate almak gerekmektedir. İnsan &ccedil;oğu zaman bilmediğini yok zanneder. S&uuml;leymaniye&rsquo;nin, Selimiye&rsquo;nin inşasında neler d&uuml;ş&uuml;n&uuml;lm&uuml;ş, yapılanlarla neler hedeflenmiş bunları bilmiyoruz.</p>
<p style="text-align: justify; ">Necip Fazıl &ldquo;Dava, yer altındaki bilmem ka&ccedil; milyon reyde/ Yer&uuml;st&uuml; milyonlarla varılamaz bir şeyde&rdquo; diyordu. Ge&ccedil;mişiyle irtibat kuramayan, &ouml;l&uuml;leriyle birlikte yaşamaya &ccedil;alışmayanlar gidişattan rahatsızlık duyamaz. Bug&uuml;n ne yapılması gerektiğini anlayamaz. Şimdilerde hepimizi boyamaya &ccedil;alışan sek&uuml;ler Batı zihniyetinin alternatifi olan medeniyet ve k&uuml;lt&uuml;r birikimini bilmezsek &ldquo;bizim de s&ouml;yleyecek s&ouml;z&uuml;m&uuml;z var&rdquo;, &ldquo;biz varız&rdquo; diyebilmek zorlaşır. B&uuml;t&uuml;n bunlara rağmen varolma iradesini g&ouml;stereceğiz. Erimeden, &ccedil;&ouml;z&uuml;lmeden, d&ouml;n&uuml;şt&uuml;r&uuml;lmeden yerin altındakilere layık olmaya &ccedil;alışacağız.</p>
<p style="text-align: justify; "><a href="mailto:cemsokmen@gmail.com"><img alt="" class="alignnone size-full wp-image-1290" height="24" src="http://www.turkyorum.com/wp-content/uploads/2012/02/mailto2.png" title="Yazara e-posta göndermek için" width="24" /></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkyorum.com/asliyet-suuru/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

