Sultanahmet Ahırkapı Feneri Adliye ve Ayasofya

10 Şub 2012

Cumhuriyet’in Bayramları (1): Şekil ve Muhteva

Yazan: MUSTAFA ONUR TETİK

“ Tarih kazananların propagandasıdır.”

Ernst Toller

Bir süre önce 19 Mayıs törenleri ile ilgili değişiklik dolayısıyla ciddi bir tartışma söz konusu oldu. Bu konu üzerinde kalem oynatan ve yapılan tadilatı destekleyen muharrirlerin önemli bir kısmı, kutlamaların tarzına ve/veya bu tarzın ifa ettiği fonksiyona eğildiler. Bu kısım yazarlar, bayramın kutlanış şekli ve ortaya çıkışının, rejimin insanları disipline etmesi ve düzen sahiplerinin muktedir mevkilerini muhafaza etmesi noktasında gördüğü işlevin altını çizdiler. Öte yandan failin siyasi kimliği, insanları yapılan değişikliğe karşı daha baştan önyargıya teşne hale getirdiği için her dönemde olduğu gibi laikliğin “Gamlı Baykuşları” hep o bilinen nakaratı tekrar ettiler. Tehlikenin farkına erken varanlar “ Ya işte gördünüz mü? Biz dememiş mi idik? “ havasında aynı karşı-devrim türküsünü tutturdular.

Bu tahmin edilebilecek tepkilerin yanında kendisini politik manada öncelikle “milliyetçi” olarak tarif eden cephenin tüm farklı renkleriyle beraber verdiği tepki daha ilgi çekici bir durum. Çocukluktan beri milli değer kabul edilen amillerle pek de bir tetabuk arz etmeyen bayram faaliyetlerinin, bayramın başındaki “Milli” kavramı dolayısı ile müdafaası olası bir durumdu. Ne de olsa bayram “Milli” kıyafetini giyiyordu ve müdahale de bulunan ise gayri-milli kabul edilen bir teşekküldü. Politik muhafazakârlığın öngörülebilecek reaksiyonu tabi ki mevcut siyasal düzenin bütün simgeleri ile beraber müdafaasıydı. Sonuç olarak bazı resmi ağızlardan 19 Mayıs’a yapılan bu müdahale gizli bir Türk düşmanlığı olarak nitelendirilse dahi bu durum, benim anladığım kadarıyla, milliyetçi taban ve yazar-çizerler tarafından pekte o surette idrak edilmedi.

Milliyetçi cenahtan yapılan değişikliğe failin gizli ajandası retoriği bağlamında kuşku ile bakılmakla beraber 19 Mayıs Bayramı’nın biçimselliği eleştiri oklarından kaçamadı. Milliyetçiler, bayramın öneminin ve kutsallığının muhafazası şerhiyle kutlamaların formatından duydukları rahatsızlıkları açıkça dile getirdiler. Bununla beraber milliyetçilerin penceresinden de 19 Mayıs tarihine Milli Kurtuluş’un sembolü vurgusu gözlerden kaçmış değil. Benim ise bu yazı serisi ile sorgulamak istediğim 19 Mayıs ve diğer “milli” bayram kutlamalarının biçiminden ziyade tarihsel bir perspektif içerisinde bu günlerin arz ettikleri önem.

Milliyetçiliğin, doğası gereği, en temel dayanak noktalarından biri tarih fetişizmidir. Tabi bu durum, tarihte bulunduğu konumdan görece daha geri kalmış, bulunduğu zaman içerisinde aslında olması gerektiğini düşündüğü noktada bulunmayan milletlerin milliyetçiliklerinde daha sarihtir. Ciddi tarihsel devamlılığı olmayan ve millet olma iddiasında bulunan toplulukların, diğer milletlerin karşısında rüştlerini ispat etmeleri için profesyonel tarih-yazıcıları vardır. İnşa edilen tarihe iman derecesinde inanılır, mevcudiyetin ve ebedi olma iddiasının kökeni bu ezelilik varsayımına dayandırılır. Bunun yanında, kadimliğini arkeolojik istinatgâhlarla objektifliğe kavuşturabilen ve yazılı tarih sahnesinde ciddi bir yer kaplayan topluluklar da, kimliklerinin standardize edilmesinde ve yaşatılmasında geçmişlerine yoğun atıf yaparlar. Milliyetçi birey işte bu tarihi iddiaları, politik referans noktalarının başköşesine koyan adamdır.

Resmi olarak inşa edilen kimlik ve tarih her zaman gerçekle çakışmayabilir. Pek çok kuramcı, tarihin olduğu gibi değil olması gerektiği gibi epik bir hikâye tadında nakledilmesini ulus-inşa sürecinin olmazsa olmazı olarak ifade ederler. Devlet, vatandaşının tek bedenin uzuvları idrakine erişebilmesi adına gerekirse geçmişte var olmamış olanı icat edebilir. Gerçekliğin tekrar tekrar yeniden icat edilmesinin ne ifade ettiğini George Orwell, abidevi romanı 1984’de çok zarif bir şekilde işlemiştir. Devletlerin ideolojik aygıtları, kendi ülkesel egemenlik hudutlarında başıboş(devletin inancına göre) yaşayan topluluklara biçilmesi zorunlu olan kimliğin sosyal-psikolojik olarak içselleştirilmesinde tarihe büyük değer izafe ederler. Tarihsel sürekliliğin objektif olarak sorunlu oluşu arttıkça, kurgu ile gerçek arasındaki makas daha da açılacaktır. Kimi topluluklar ise önemli bir sürekliliğe sahip olmakla beraber, yeni oluşturulan rejimler tarafından unutulması gerektiğine kanaat getirilen dönemlerin etkilerinin zayıflatılması adına daha farklı bir kurgu arayışına sokulurlar. Fakat bilinmeyeni öğretmek, bilineni unutturup yenisini öğretmekten daha kolaydır. Bu gerekçeyle milli kültür değerleri çağlar aşmış toplulukların bir nevi baştan yaratılması ciddi bir sivil direnişle karşılaşır. İşte bu gibi topluluklarda, devletin resmi tarihine direniş milletin bağrından yükseleceği için devlet milliyetçiliği/devletçilik ve sivil milliyetçilik düalizmi boy verecektir.

Önemli bir tarihi sürekliliğe sahip her topluluk gibi Türk Milleti’nin milliyetçisi de, tarihini “yaptıklarımız, yapacaklarımızın ispatıdır” tadında kutsar. Sürekliliği ve kadimliği vurgulamak için binlerce yıllık tarihten bahis açılır, zamanındaki büyük zaferler yâd edilir, “asr-ı saadet” dönemleri anılıp bir “ah” çekilir. Bu sebeple, milliyetçi bireyden ihtilaflı hadiseler karşısında alması beklenen tavır, milletinin eskiliğine ve geçmişteki görkemine sarılmasıdır. Peki, o zaman Türk tarihinin ezeliliğini gündemde tutması beklenen Türk milliyetçisi kendi cumhuriyeti tarafından “Milli” bayram olarak ilan edilen günlerin, o uzunluğu ve derinliğinden sual olunmayan Türk tarihinin beş senelik bir aralığına sıkıştırılmasına nasıl rıza gösterecektir? Binlerce yıllık tarihinden söz edilen bir milletin geçmişinde 1919–1923 yılları arası dışında milli bayram ilan edilebilecek daha önemli dönüm noktaları, cereyan etmiş daha mühim hadiseler veyahut zaferler vaki değil midir?  Milliyetperverliğinden zerre-i miskal şüphesi olmayan bu satırların yazarı için elbette vakidir. Ve yine şeksiz, şüphesiz şahadet edebilirim ki kendini milliyetçi olarak gören insanların da büyük bir kısmı için Türkiye Cumhuriyeti’nin resmi milli bayramlarından çok daha bayram olarak kutlanmaya ve hatırlanmaya namzet tarihi hadiseler mevcuttur. Peki, yukarıda ifade ettiğimiz gibi bir milli-devletin elinde milletinin tarihini kutsamak adına çok daha ergonomik enstrümanlar mevcut iken neden bunları kullanmamayı tercih eder? Meselemizin düğümlendiği nokta işte tam olarak burasıdır. Bu düğümü çözmek için gayret sarf etmeye bir sonraki yazıda devam edeceğiz…

Geçmiş Yazılar

Yorumlar

  1. binlerce yıllık Türk tarihinin binlerce önemli günleri içerisinde milli bayram olarak kutlanması gereken binlerce gün varken milli bayranlarımızı sadece 5 yıllık cumhuriyet tarihinde sıkıştırmak çok büyük eksikliktir. kutluyorum oğlum.

     

    irfan tetik