Ayasofya Camii

19 Mar 2012

Çocuklarınızı Bu Çocuklardan Uzak Tutunuz!

Yazan: AFŞİN SELİM

Sağda solda rastladığı alıntılarla, cümlelerle, diyaloglarla, polemiklerle “yazar” tanımaya kalkışan ve küçük dünyasının şehvetini bu şekilde tatmin eden bir “okur” türü oluştu artık… Konforlarına diyecek yok. İlişmeyin. Zahmet ve hakkaniyet hak getire! Küçümsüyorlar. Hayatın hangi tarafına müdahale etmişler, ne gibi bir hizmetleri dokunmuş, kaç kişiye tesirli olmuşlar, meçhul. En fazla bir paragraf, hayat bu kadar ucuz olmamalı… Karşılaştıkları her şey üzerinden mevzi devşirebilme endişesi güdüyorlar: “Bizim” için denmişse, gereği gecikmeksizin düşünülür, karar verilir, ya olumlarız ya da olumsuzlarız, hattâ bir kalemde sileriz, gerekiyorsa pire ile birlikte yakarız yorganı… Bir “cümle” kâfi, tekfir edebilmeleri için. Dönemin şartları, şusu, busu, ilgilendirmiyor kendilerini. Muhataplarını nesneleştirebildikleri müddetçe, kendilerini iyi hissediyorlar. Lafta şehirli her biri; küçük dünyaları, küçük hesaplarından dolayı… Günübirlik politikanın bataklığı böyle işte, doğal olarak, münasip bir yılana sarılmalı ama hangisi, şüphe kemirdikçe zihni, saldırganlığın dozajı artıyor. Ciğerinden kalemine kan çekmiş şahsiyetlere karşı… Mesele mi? Yeter ki çoğalalım, galeyan kıvamına erişsin, gürültümüz dinmesin, kenarından köşesinden kemirelim, nasıl olsa müdavimi çoğalacaktır, bakarsın bir gün istatistiğimizi de çıkartırlar.

Bilhassa ölü etine üşüştükleri görülüyor. Lezzetine doyamıyorlar. Herhalde et paylaşımı söz konusu ki, hışımla üzerine siniyorlar meselenin. Öldürülecek ölülere… Ne yapmamız gerekiyor? Mecburiyetimiz yok, mesuliyetimiz var. Sosyal paylaşım algısı, ayrıca değerlendirilmeli. Filozoflar, şairler, aydınlar, yarı aydınlar, şunlar ve bunlar. Sayısal saplantıya dönüşmüş beğeniler, yorumlar, paylaşımlar… Her mesele hemen hemen çözümlenmiş durumda, birileri bizim için düşünüyor, taşınıyor, karara bağlıyor. Ortalığa saçılan ayıplar, birbirimizin yüzüne bakamaz hale getiriyor her birimizi… Fakat bir diğer yandan, fikir namusunu muhafaza etmiş/eden soylu şahsiyetlerin, sosyal paylaşımperverler tarafından “hedef” haline getirilmesini “ayıp” ile izah etmek, ne yazık ki, yetersizleşiyor.

Meselenin sorgulamak, eleştirmek, çözümlemek olmadığını biliyoruz. İyi ama biliyor olmamız neyi değiştiriyor? Bildiğimiz herşeyin, olanı ve biteni, illa ki değiştirmesi gerekmiyor. Sağda solda rastladığı alıntılarla, cümlelerle, diyaloglarla, polemiklerle “yazar” tanımaya kalkışan ve küçük dünyasının şehvetini bu şekilde tatmin eden “okur” türünün endişesinin itibarsızlaştırmak olduğunu müşahede ediyoruz. Mümkün ya da değil, girişimin kendisi ayıbı üstlenmiş vaziyette… Kendileri o kadar itibarlı ki, -güya- itibarsızlaştırdıkları şahsiyetler üzerinden ediniyorlar, ahlaklarını ve ahlakçılıklarını. Laf çok yine: Putları deviriyorlar, ezber bozuyorlar. Tabiat boşlukları affetmiyor. Devirdikleri putların yerine yeni putlar dikiliyor, bozulan her ezber yenisiyle takas ediliyor. Hızlı kargo imkânıyla, 12 ay takside bölünebilecek bir modemin yanıp sönen ışığı kadar bağlılar hayatın kendisine…

En iyi ihtimalle, gazete alışkanlığından edindikleri şiddetik davranış biçimi, “cümle” ile anlamlandırmayı arzuluyor. Hadiseyi ve hakikati… Demiş mi, dememiş mi? Fakat sıkıntı teferruat olmayacak kadar bütünün içinde! “Gerisi teferruat” olduğu için, “cümle” dışındaki gelişmeler, lüzumlu görülmüyor. Problemin nüksettiği yer tam da burasıyken…

Dünya küçülüyor, lâ şüphe! Bir “tık” yetiyor, öğrenebilmek için. Doğruluğu veyahut yanlışlığı, teferruattan ibaret… Yayılsın, yaygınlaşsın. Bilgi kirlendikçe güzel! 50 metrekarelik odasında, parmakları klavyesinin tuşlarına yönelen “aklı hür, vicdanı hür” her kişinin girişebileceği bir “cesaret” bu: Niyet ettim ifşa etmeye…

“Bu mu insanlık, bu mu Müslümanlık, bu mu Türklük, bu mu sağcılık, bu mu solculuk, bu mu Beşiktaşlılık, bu mu…” diye devam eden her fotojenik görüntü üzerinden sözcül vicdanî sızlanışların çokluğu, kitlesel kirlenmenin ispatı niteliğinde… Çok laf, çok yalan. Bu! Unutmayalım, önce ekmekler bozulmuştu, sonra başladı olaylar gelişmeye… Madem “sosyal medya” iletişimdeki sınırları kaldırdı ve madem o kadar küçüldü dünya, hepimiz aynı havayı teneffüs etmiyor muyuz?

Kriminal bir vaka olarak holiganizm, yalnızca yeşil sahalara mahsus olmadığı için meselemizle ilişkili zaten…

Geçmiş Yazılar

Comments are closed.