Sultanahmet Ahırkapı Feneri Adliye ve Ayasofya

12 Tem 2013

Çile’nin Eseri: “Vaktiyle Bir Atsız Varmış”

Yazan: HALİL İBRAHİM KOÇ

“Bir devlet, hiç olmazsa dışarıdan görüldüğünde, belli bir yılda yıkılıp ortadan çekilebilir; ama geçmiş, aşılmış düşünüşler anılarda daha uzun zaman yaşamlarını sürdürürler.”

[Mâcit Gökberk – Felsefe Tarihi]

türkyorum - Çile'nin Eseri Vaktiyle Bir Atsız VarmışHüseyin Nihâl Atsız… Hakkında çok az şeyin bilinip çok fazla şeyin söylendiği insan. Aynı şekilde çok fazla şeyin söylendiği, ama söylenen şeylerin içinin doldurulamadığı  vehimler silsilesi… Kimilerince Yamtar, Sançar gibi roman kahramanlarının yaratıcısı olarak bilinir, kimilerince de Kara Kuvvetleri Komutanlığı’nın kuruluş tarihini kendi mecmuâsında neşrettiği bir makâleyle kamuoyunu ve tarih otoritelerini etkileyerek ‘M.Ö. 209’ şeklinde değiştirilmesine sebep olan Türk tarihçisi olarak hatırlanır. Galât-ı meşhûr da olsa “kafatasçı, faşist” olarak yaftalanır ve ithâm edilir Atsız. -Hâlbuki o, bu sâkil yaftayave şuursuz ithâma rağmen Türkiye’nin Dreyfus Davası minvâlinde nitelendirilebilecek olan 3 Mayıs 1944 Irkçılık-Turancılık Davası’nın başını çeken entelektüeli. Yaşadığı dönemin hakîkat nebîsi. Yanlışın gazâbı, muktedirlerin başbelâsı. Hodbinliğin ve dalkavukluğun giyotini. İdeolojinin fikir işçisi, fildişinin öncü üyesi. Kâh Albert Camus’nun ‘Yabancı’sı, kâh Nietzsche’nin “kulaklara göre ağız olmayan” üst-insanı! Bu kısır sıfatlarla onu anlatabilecekleri [ Kelimeleri, cümleleri!] sınırlamak, Atsız adı husûsunda yetersizdir; biliyorum! Ama şu apaçık bir gerçek: Devinimlerini ‘iktidara’ odaklayan -günümüz- Türk milliyetçiliği ile ‘entel’in en âdisinden de âdi olan aydınlarımızın bir türlü anla(ya)madığı, ve dolayısıyla anlatamadığı Ruh Adam. Başlı başına kanayan bir vicdân…

Evet, o bir Ruh Adam. Aşk’a ve ızdırâba dâir hakîkat perdesinin aralayıcısı romanın muharriri ve yaratıcısı olmasından ibâret değil bu tanımlama. Onu anlamaya girişmek, ünlü yönetmen Andre Tarkovsky yapıtlarını izlemeye çalışmak gibi. Çünkü hakîkati anlayıp dile getirebilen, fakat açıklayamayandır bu sinema/sanat peygamberi. Kimi zaman da Lars von Trier’dır Atsız. Sonuçta yapıtlarında acı‘yı okuyucusuna yaşatandır; -kim Selim Pusat’ın derdiyle muzdarib olamamıştır? İşte Ruh Adam’ı anlatabilecek yetkinlikte bir eser olarak gördüğüm “Vaktiyle Bir Atsız Varmış”, bu iki yönetmenin yapıtlarına nispet edercesine değer taşımakta gözümde. Bu fetus’un -kitabın- cellatlara rağmen doğma kavgası, ayrı bir maneviyat kazandırdı bu kitaba. Ve bu kitap daha dün bir ceninken, şimdi zer’e ve zor’a rağmen yaşamaya çalışıyor; iktidara, benperestliğe, hasede ve fesada rağmen! Kitabın mâneviyatı işte burada. Doğmaya çalışırken karşılaştığı zorluklar, doğduktan sonra kendisini hasede ve fesada bıraktı. Hakîkati bilmek liyâkati ister, daha önemlisi ise hakîkatin yolu ızdıraptan geçer. Izdıraptan; horlanmaktan, çiğnenmekten, hakârete mâruz kalmaktan!

Kitabın editörlüğünü Türk milliyetçisi camianın genç ve velûd -ve aynı zamanda sıkıntılı- adamı Fırat Kargıoğlu yaparken; eser, Atsız’ı üç ana bölümdeki birbirinden farklı disiplin(ler)in yardımıyla anlatmaya çalışan genç fikir mücâhidlerinin çalışmalarıyla bezeli. “Bitmek Bilmeyen Meseleler…” adlı birinci bölüm, farklı pencerelerin ardına kadar açıldığı entelektüel çalışmalar manzumesi iken, ikinci bölüm “Anlarız Atsız’ı Felsefeyle, İlimle…” adıyla kendinden emin bir iddia taşımakta ve salt Atsız okumalarıyla Atsız’ı anlama çabasındaki budalalığa tokat atar bir niteliği bünyesinde taşımakta. “Biraz Da Şiir Ya Da Yolların Sonu…” adlı son bölüm ise “şairin tezkîresi sondan başlar” telakkisine riâyet edenler için birebir. Önsözün milliyetçi camianın önde gelen isimlerinden Prof. Dr. İskender Öksüz’e ait olması da, eserin ‘entelektüel’ yanının ve kemâlinin göstergesi mesâbesinde.

Belirtmeden geçemeyeceğim bir diğer özellik: asıl trajedinin daniskası olan ‘büyüklerin ışıktan korkması’, bu çalışmayla (= böyle bir çalışmanın yapılacağının duyulmasıyla) tekrar-tekrar ortaya çıkmıştı. Hakîkatleri her şeyden, hatta zavallı egolarımızdan bile üstün tutmamız gerekirken, kimi zaman bu çalışmanın ’emek mahsûlleri’ sırf hakîkati gizlemek ve prezantabl çabalarla iktidara ulaşabilmek ereğiyle sansüre uğratılmak istenmiştir. Fakat Siyah Beyaz Kültür Sanat Platformu Derneği mûtadı uyarınca cefâkeş tavrıyla elini taşın altına koymuş ve Türk milliyetçiliğinin belki de ‘düşünsel evreni’ne işâret fişeği ateşleyebilecek bu eseri basarak milliyetçilerin kütüphanelerine sunmuştur.

Hâsılı: bu eseri elinize aldığınızda -kitabın yazarlarından İsa Dadallı’nın da dediği gibi- “bir nefeslik ziyâfet”i yaşamaya yaklaşacak ve adımlarınızı Ruh Adam’ın hakîkatlerine daha hızlı atabileceksiniz. Bu çalışma maverâyı temâşa ettirecek; seziyorum! Belki eserin içindeki çalışmaların öne sürdüklerinden hoşnut olmayacaksınız; ama bugüne kadar Atsız’ın düşünülmemiş yönlerini düşünen ve bunları irdeleyen/kritik eden genç aydınların birbirinden güzel çalışmalarıyla sizi büyüleyeceğine zihnim ve derûnî duygularımla inanıyorum.

 

“Akrep, nokta nokta ruhumu sokmuş,

Mevsimden mevsime girdim böylece.

Gördüm ki, ateşte, cımbızda yokmuş,

Fikir çilesinden büyük işkence.”

Necip Fâzıl Kısakürek

______________________________

Dipnot: “Vaktiyle Bir Atsız Varmış” adlı editoryal çalışma basım sürecindeyken kitabın adıyla aynı olan bir tanıtım yazısı tarafımdan kaleme alınmıştı. (Yazı için buraya  tıklayınız) Bir haber, hatta belki de bir tebşir niteliğinde olan bu yazıyı düzenleyerek -Türkyorum aracılığıyla- yeniden yayınlamayı uygun gördüm. Önceki yazı, kitabın basım sürecinde kaleme alındığı için, daha çok ‘ön(ce)den haber verme’ niyetindeydi. Fakat bu yazıda yer-yer değişiklikler ile eklemeler ve çıkarmalar yaparak, yazıyı bu atmosferden kurtarmayı amaçladım. Ayrıca başlık sadece kitabın adından ibâret iken, bu esere -kendimce- bir yakıştırma yapmaya çalıştım. Bu yakıştırmaya da Necip Fâzıl Kısakürek’in varoluş sancısı ile fikir bunalımını en güzel mısralarla anlattığı “Çile” adlı  şiir esin kaynağı olmuştur.

Geçmiş Yazılar

Comments are closed.