Tarihi Yarimada Gece

6 Kas 2014

Çan eğrisi ve bizimkiler

Yazan: İSKENDER ÖKSÜZ

Türkyorum - GaussGauss’un çan eğrisi

Gördüğünüz eğriye Gauss eğrisi, Gaussian veya benzerliğinden ötürü çan eğrisi denir. Şekilde birden fazla eğri var ve sırası geldikçe her birinin ne için orada durduğunu anlatacağım ama şu anda kastettiğim (1) işaretli büyük eğridir.

Tabiatta, ölçülebilen birçok özellik bu eğriye göre dağılır. Meselâ insanların boyları veya zekâları veya belli beceriler isteyen bir işe kaabiliyetleri… Yatay eksen, her ne ölçülüyorsa onun değerlerini, dikey eksen her bir değerdeki insan sayısını gösterir. Bu durumda çanın altındaki alan ülke nüfusudur.

En basitlerinden, boyu ele alalım: Konu kadınlarsa yetişkin kadın vatandaşlarımızın çoğunun 1,55 -1,65 cm arasında bulunduğunu gözleriz. Erkeklerde bu yığılma 1,70- 1,80 arasındadır. Çoğunluğun bulunduğu bu aralıklar çan eğrisinin yüksek kısımları, yani en çok insanın bulunduğu bölgelerdir. Kadınlarda ortalama boyun 1,60, erkeklerde 1,75 olduğunu var sayarsak (muhtemelen yanlış bir varsayım ama “farzı muhal” diyoruz—gençler “atıyorum” diyor) bu rakamlar, çan eğrisinin en yüksek noktasına, en kalabalık kısma denk gelir. Ortalamayı şekilde (2) ile gösteriyoruz. Boy misalinde en kısa boylular, cüceler eğrinin en solunda; en uzun boylular mesela 2 m ve üzeri, en sağındadır. Tabiatıyla böyle uçlara düşenlerin sayısı azdır.

Milli basketbol takımı

Şimdi millî basketbol takımımızı kurma görevinin size verildiğini farz edin. Boy basketbola yatkınlıkta tek unsur değildir ama “o-ni-ki-de-va-dam” şarkısında vurgulandığı gibi, basketçilerin boyluca olması beklenir. İşi basitleştirmek için ve sadece maksadımızı anlatmak için diyelim ki, yine farz-ı muhal, en uzunlardan kurulacak takım en iyisidir…  Bu eğrinin neresine düşenleri seçersiniz? Şüphesiz en sağına, (3) ile işaretlenen bölgede bulunanları. Bunlar en iyi millî basketbol takımını oluşturacaklardır.

Gördüğünüz gibi, bu basitleştirilmiş hayatta millî basketbol takımı kolayca kurulur. Artık maçlarda galibiyet şansımız yüksektir. Bir kere nüfusu bizden az ülkelere karşı bariz üstünlüğümüz vardır, çünkü onların çan eğrisi bizimki kadar büyük değildir, dolayısıyla onların (3) bölgesi ya daha küçüktür yahut hiç yoktur. Bu durum, bizimkinden daha az nüfusa sahip bir ülkenin niçin bizimki kadar iyi bir basketbol takımı kuramayacağı, şekilde (4) ile gösterilen eğriden bellidir. Bu eğrinin bizimkinden tek farkı, bizimkinin yirmide bir nüfusuna sahip bir ülkeye ait olmasıdır. Biz kabaca 80 milyonsak, (4) etiketli küçük eğri, kabaca 4 milyonluk bir ülkeye aittir.

Şimdi bir dakika! Takımı kolayca kurdunuz kurmaya da… İşte tam bu noktada birisi size telefon açıyor ve diyor ki, “bir dakika, boy tamam da takım bizimkilerden kurulacak!”.

Bizimkiler

Bizimkiler bizim kabiledir, bizim partidir, bizim cemaattir, bizim camiadır, bizim ideoloji mensuplarıdır, bizi parayla destekleyenlerdir, bize alkış tutanlardır… Ama her geri ülkenin bol miktarda “bizimkileri” vardır. Bizimkilerin cinsine göre bu hâle nepotizm, ali dibo, hâmili kart, torpilli, alnı secde görmüşler, eski tüfekler v. s. adı verilir. Fakat sonuç hepsinde aynıdır. Şimdi siz basketbol takımını büyük çan eğrisinden, yani bütün ülkeden değil, bizimkilerin (4) numaralı küçük çan eğrisinden seçmek zorundasınızdır ve o eğride katiyen (3) numaralı bölgedeki tüvana gençler yoktur.

Aslında durum bu şekildekinden daha vahimdir. Belirttiğim gibi küçük eğri yaklaşık 4 milyonluk bir “bizimkiler”e karşılık geliyordu. Halbuki hiçbir “bizimkiler” dört milyon değildir. En babayiğidi bir milyonun altındadır. Dolayısıyla (3) bölgesine ait insanların bizimkiler arasından çıkması hayaldir.

Peki, ne olur? Basketi biraz da bizimkiler oynasa kıyamet mi kopar? Şimdiye kadar hep onlarınkiler oynadı!… Kendi kendilerine oynadıkları müddetçe pek bir şey olmaz. Kıyamet, bizimkiler diğer ülkelerin basket takımlarıyla karşılaştıklarında kopar.

Ya ülkeyi yönetecek takım?

Artık basketbolu ve boy uzunluğunu bırakalım ve başka takımlara, o takımların gerektirdiği başka özelliklere bakalım. Meselâ ekonomiyi yürütecek takım… Ekonomi bilgisine, ülke ekonomisini izleyebilecek tecrübe ve kabiliyete sahip insanlardan kurulacak takım.

Ülkenin dış işlerini yürütecek takım: Objektif bir dünya bilgisine, bunun tecrübesine, hâriciye geleneğine ve bu işi yüklenebilecek kabiliyetlere sahip insanların takımı.

Güvenlik… Millî eğitim. Özetle ülke siyasetini anlayacak, kavrayacak ve yönetecek takım. Tabiî, “her şeyden evvel ve en evvel” ülke dediğimiz millet devletine mensubiyetinin şuuruna sahip bir takım.

Her bir takım için gereken özellikler de birer çan eğrisi teşkil edecektir. Ve her bir takımı kurarken o özelliklerin (3) bölgesinden seçim yapmak zorundayız. Fakat birisi o seçimi yapacaklara “alo, bir dakika” derse… Daha beteri o seçimi yapanlar zaten bizimkilerse ve çan eğrisi umurlarında bile değilse… Adamlarını “mülakatla” seçiyorlarsa…

Ne olur? Kıyamet mi kopar. Evet, kıyamet kopar. Ülkenin dış politikası batağa saplanır. Güvenliği darmadağın olur ve ülke – maazallah—Balkan Harbi benzeri felaketlerle karşılaşır. Çünkü dünya politikasında bütün maçlar milletler arasında oynanmaktadır ve emaneti ehline veren milletler karşısında “bizimkiler”in hiç şansı yoktur.

Özetle: Her bir iş için o işin gerektirdiği vasıfların en iyisine sahip olanları seçip o işi onlara yaptırmak gerekir. Fakat bir sebeple o işin gerektirdiği vasıflarla alakası olmayan kriterlerle seçim alanınızı yirmide bire, ellide bire, yüzde bire düşürürseniz en iyileri değil vasatları seçersiniz. Vasatlar bizi dünya arenasında mağlubiyete, geriliğe, en iyi ihtimalle vasata mahkûm eder.

Partiler

Parti teşkilâtlarında liderlik yapacak insanların kendi çevrelerinde etkili olmaları gereken temel özelliktir. Bu “etkili” vasfının açılımında sevilme, sayılma, sözünün dinlenmesi, dürüstlük vardır. Başarılı olmak isteyen siyasî parti, böyle insanları bulmalı, onları kendi fikirlerine ikna etmeli ve kendisine eklemlemelidir. Bu birkaç yılda değil, yıllar boyu bıkmadan izlenecek bir stratejidir. En iyisi o liderleri daha gençken bulup çekirdekten yetiştirmektir. Bunu başaran siyasî parti, birçok çevrede (3) bölgesindeki insanlara sahiptir ve başarılı olur.

Partiyi temsil görevi bu insanlara değil de bambaşka kriterlere – mesela sadakate, mesela diğer partililer ve potansiyel muhalifler hakkında casusluk yapmaya–  göre seçilen “bizimkiler”e verilirse ne olur? Şu olur: (3)’teki insanlara erişemezsiniz ve hareketiniz, teşkilattaki liderlerinizle birlikte vasata sürüklenir.

Derneklerin, bilhassa çok şubeli derneklerin hali de siyasi partilere yakındır. Burada da belli bir fikir veya faaliyet uğruna çevresinde etkili insan aranmalıdır. Seçim alanınızı sadık ve casus insanlarla, “bizimkilerle” daraltırsanız derneği de vasata mahkûm edersiniz.

İş Hayatı

İş hayatında önemli kriterler, yönetimi bilgisi, piyasa bilgisi, iş adamına has bir iç enerji ve atılım ve – olmazsa olmaz şart—itibardır. İç ve dış piyasada rekabet kuraldır ve bir milimlik bir avantaj – veya bir milimlik bir gerilik– bile galibiyetle mağlubiyet arasındaki farkı doğurur. Bu gerçekler karşısında iş yapacak kadroların bilgi, enerji, atılım ve itibar ölçülerinin tamamında (3) bölgesinde bulunması gerekir. Zaten iş hayatındaki tabiî seçim, o bölgeden olmayanları başarısızlık yoluyla tasfiye etmiştir.

Bir istisna ile: Devletin imkânları “bizimkiler”e kanalize edilir, devlet bankaları “bizimkiler”i kredilendirir, hattâ özel sektör bile “bizimkiler”i mükafatlandırmaya zorlanırsa… İşte o zaman vasatlar ülke ekonomisinde öne çıkar. Fakat dış dünya bu kriterlerle işlememektedir ve bizim vasatlar dış dünyada başarısız olurlar. Bu zorlamalarla “sürdürülemeyen büyük iş adamları” yükselir ve düşer. İktidarlar değiştikçe bu büyük adamların batıp yenilerinin çıkması “bizimkiler”in bol olduğu ülkelerde olağandır. O ülkelerin ekonomileri de vasata ve orta yerlerde dalgalanmaya mahkûmdur.

Üniversiteler

Üniversitede kriter akademik namus, zekâ, yaratıcılık ve sebattır. Akademisyenlerin bu kriterlerin her birinde (3) bölgesinde bulunmasıdır. Üniversitenin terfi mekanizması mensuplarının bu kriterlere uyduğunu garantiye almak için onları imtihan üstüne imtihana tabi tutar, önlerine zor engeller koyar ve aşmalarını ister. Bu mekanizmaların nesiller boyu lâyıkıyla çalıştığı üniversitelerde artık hocalar bu yolun dışında bir yol düşünemez, yükselmenin, akademisyenliğin başka türlü yapılamayacağına iman ederler. Dünyanın o en başarılı üniversitelerini başarılı kılan işte bu gelenek, bu kültür ve bu kültüre inançtır: 3. bölgenin dışında birisinin üniversiteye katılması, orada yükselebilmesi düşünülemez.

Bu iman, bu sihir zedelenirse onu geri koymak için tekrar nesiller boyu hata yapmadan çalışmak gerekir. Üniversite, iş hayatında söylenen bir sözün elli-yüz yıllara yayılmış halidir: İtibar bir ömür boyunca inşa edilir; bir günde yıkılır. Üniversitenin kalitesi—ki bu üniversitenin geleneğinden ibarettir— nesiller boyunca inşa edilir. Birkaç “bizimkiler” tayiniyle, birkaç başarılı intihalle yerle bir olur. “Bizimkiler” anlayışının hâkim olduğu üniversiteler zaten sadece ismen üniversitedir. Onların üniversite olduğuna biz inanmayız, daha beteri mensupları da inanmaz.

Üniversite için söylediklerimizi adalet sistemi için de aynen tekrar edebiliriz.  İnsanların adalet mekanizmasına güvenmeleri, “Roma’da hâkimler var” demeleri nesiller boyu âdil olmakla sağlanır. Bu gelenek içinde yetişen hukuk adamları âdil olmanın dışında bir şey yapılabileceğini akıllarından bile geçirmezler.

Mülkün temeli olan adalet ölçüsüz “bizimkiler” dayanışması ile gelen hoyrat birkaç tayinle yıkılırsa kolay kolay tekrar ayağa kaldırılamaz.

Basın

Basın, bilgi, her an diri tutulan olağanüstü bir dikkat, ilgi, disiplin ve muhakkak entelektüel ahlâk gerektirir. Bizde, Osmanlı’da muhalif kalemlerin satın alınması geleneğiyle başlayan damar hâlâ sürerken 1960’lardan sonra buna bir de “eski tüfek olmak” eklendi. O hale gelindi ki yalnız muhabir veya muharrirlikte değil şiirde, romanda, hikâyede ve fikirde de bütün kriterlerin yerine “eski tüfeklik” geçti. Şimdi “yandaşlar”ın dışındaki İstanbul basınımızın en solu da en sağı da ortası da büyük çapta eski tüfektir. Bu eski tüfeklik, İngilizlerin “eski okul kravatı” dedikleri cins bir kayırma, kalitesizliği hoş görme kültürü yaratmıştır. Bilgi, dikkat, ilgi ve ahlâk yerine bir taraftan “yandaşlık” denilen bizimkiler, diğer taraftan “eski tüfek” kabilesinin bizimkileri (3) bölgesine göz açtırmıyor.

*Bu yazı ilk olarak 21.YÜZYIL Dergisi’nin Temmuz 2014 sayısında yayımlanmıştır.

Geçmiş Yazılar

Comments are closed.