Tarihi Yarimada Gece

29 Eki 2011

Bu da gelir, bu da geçer…

Yazan: AFŞİN SELİM

Ben bu yazıyı yazarken ve siz bu yazıyı okurken, cılız bedeni enkaz altında kalmaktan kurtulan o çocuk, depremin uğultusunu işitmeye devam edecek kulaklarında, yağmur damlacıkları sızacak vücuduna, belki oyuncak da gönderirler diye bekleyecek, olanı biteni anlamaya çalışacak, endişeyle soracak sıkı sıkıya sarıldığı annesine: “Şimdi de soğuktan mı öleceğiz?”

Bakalım, bu depremden hangi dersleri çıkaracağız… Konum itibariyle, deprem bölgesinde yaşadığımız, depreme alışmak mecburiyetinde olduğumuz, sarsıntı günlerinin kaosunda bilhassa hatırlatılır insanımıza, sonra bir sürü komplo teorisi, teknotik saldırı ve saire… Herhalde kontrol edemedikleri bir kıyamet kaldı ellerinde?

Bırakın şunu bunu, kalıcı çözüm olmasa da, çadır denilen bez parçasının telaşını yaşamakla meşgulüz… Utanmayacak mıyız?

Denir ya hani, geldi mi üst üste geliyor. Acı, henüz tazedir, müşterek vicdan yaşananlar üzerinden pozisyonunu alır ve gerekeni bir an evvel yapabilmek ister. Hep olmuştur, fırsattan istifade edilir, istifadenin fırsat görülen deprem kargaşasında nüfuz etmesi canını acıtır insanın, öfkelendirir, gerçekler acıdır, kimisi hırsızlık, kimisi talan için gelir. Ekmek, 2,5 TL olur, uçak bileti zamlanır, ihtiyaç sahiplerine gönderilen çadırlar satışa çıkartılır. Duyarlı yurttaşların yardım kolilerinden giyilmiş iç çamaşırına bile rastlayabilirsiniz.  Allah belasını da verse, bu ülkenin insanıdır hepsi…

Deprem oldu da, gördük, koordinasyon ve organizasyon aksaklığımızı, bilinçsizliğimizi… Onlarca yıl evvel inşa edilen âfet evlerinin, fay hattı üzerinde olduğu yansıdı ekranlara. Deprem oldu da sorduk, vergilerimizin nerelere harcandığını… Malzemeden çalan müteahhit çıktı karşımıza, suçluyu bulmanın rahatlığına eriştik. Bilirsiniz, her hırsızlık hırsızlık değildir bizde, ne çalışıyorsun, ne kadar çalışıyorsun, yaptığın, onun üzerinden alır adını…

Sağolsunlar, hepsi okumuş çocuklar, depremden etkilenen binalar üzerinde incelemelerde bulunup, teknik bir rapor hazırlamışlar: “Beton kalitesi düşük elenmiş dere kumu kullanıldığının ve kullanılan agreganın nizamî olmadığının tespit edildiğinin…”

Kamyon kasalarından seyrediyoruz yaşananları! Bir harala gürele, gidiyor. Bakın, döndü dolaştı, İstanbul’a geldi mesele, bir yanımızla Doğu, bir diğer yanımızla Batı yakası olduk hep, ne çok benziyoruz İstanbul’a… Bilirsiniz, erguvanları meşhurdur Boğaz’ın, çiçekleri açmaya görsün, kalleş Bizans bizden evvel koklamıştır onları, her ne ise dağıtmayalım, olası depreme tedbir maksadıyla, yıkılıp yeniden yapılmalıymış İstanbul, gecekondular ve apartmankondular yüzünden, o derece mühim ve vahim…

Endişeye mahal yok, kader dediğimiz şey, son tahlildir. Tesadüf de kaderdir. Geçelim. Yalnızlık hissi, enkazmışçasına çöküverir insanın omuzlarına; beton yığını gibi… İdeoloji çekilir aradan. Ne kalır geriye? Durumun vahameti… Sahi, siz hiç sarsılmadınız mı? Mülk Allah’ındır. Bir nefestir işte, bu ülkede bir onun vergisi ödenmemiştir. N’aparsın, emaneti üstlenmişsin bir kere… Kıymet bilin, tabiat intikamını alır, toplumsal hafıza unutur ama o unutmaz, kirli hava teneffüs etmekten şikâyetçiysen, mesulsün yaşananlardan. Fiil, failine gebe! Mümkün mü? Mümkündür. İnsan bu, “Bir damla kan ve binlerce endişe…”

İşitmişsinizdir: Deprem vesilesiyle birlik ve beraberliğimizin sağlandığını… Pekişti desek daha doğru olacak, bu tip vurgular sanki bir “ayrılık” yaşanmış da, deprem hepimizi bir araya getirmiş gibi… Ben, dayanışma diyorum adına. Yeri gelecek, elbette kutuplaşacağız ve hattâ gerekirse kamplara ayrılacağız. Bunlar bir toplumda yaşanması muhtemel şeyler… Kaçınılmaz! Fikirlerimiz de ayrışacak. Mühim olan bizi kalabalık yahut yığın olmaktan ayırıcı manevî dinamiklerin farkına varabilmek… Umurunda değilse, meraklanma, düşsen de elinden tutup kaldıracak birini bulursun bu ülkede…

Bir gün düşersen bende seni kaldıracağım” cümlesinin kurulabildiği bir ülkede, umudunuzu muhafaza ediniz. Bırakın, sarsıntı üzerinden lüzumsuz polemiklere gömülsünler, bırakın barış(!) molotoflarını eksik etmesinler üzerimizden, öyle ya da böyle, biz bu enkazın altından da kalkarız. İnanın. İnanıyorsanız üstünsünüz.

afsinselim@gmail.com

Etiketler: , , ,

Geçmiş Yazılar

Comments are closed.