Sultanahmet-Ayasofya

11 May 2015

Boğazlıyan Kaymakamı: “Şehid-i Millî” Kemal Bey

Yazan: AFŞİN SELİM

türkyorum - şehidi milli kemal bey10 Nisan 1919: İstanbul Bayezid Meydanı… Güneşin batışına az bir zaman kala, darağacındaki ceset, askerler tarafından, infiale uğrayan meydandaki kalabalığa teslim edilir. Ertesi gün, onbinlerce kişinin katıldığı bir merasimle, Kadıköy’e geçirilerek Kuşdili’ndeki Mahmut Baba Mezarlığı’na yönelir kalabalık…

Evvel zaman içinde, Osmanlı topraklarında huzur ve güven içinde yaşayan ve “millet-i sadıka” olarak anılan Ermeniler, Osmanlı’nın zayıf düştüğü, Anadolu’nun ve Yozgat yöresinin içinde bulunduğu kötü durumdan da faydalanarak, yer yer yaşanan isyanlara ve katliamlara girişirler; Hınçak ve Taşnak mensubu olarak. Bu komitelere, “Anadolu topraklarının ve Osmanlı Ermenilerinin kurtarılması” hedef olarak gösterilir. Maksat, Doğu Anadolu’da bir Ermeni devleti kurabilmektir. Böylelikle, iktidardaki İttihat ve Terakki yönetimi tarafından kendilerine yönelik uygulanan tehcir, bir tedbir olarak zorunluluk arzeder. Yozgat’ın Boğazlıyan Kazası ise o dönemde, 40 bin civarında Ermeni nüfusuna sahip bir yerleşim birimidir.

1885 Beyrut doğumlu olan Mehmed Kemal Bey; 1912’de Gebze, 1913’te Karamürsel, 1915’te de Boğazlıyan Kaymakamlığı görevlerinde bulunur. Son görev yeri Boğazlıyan’da memuriyetten azledilerek, mahkemeye sevkedilir. Çünkü dönemin Damat Ferit Paşa Hükümeti, 14 Aralık 1918’de Ermeni Tehciri sırasında suç işleyenlerin yurdun çeşitli bölgelerinde kurulacak Divan-ı Harp’lerde(Birinci Dünya Savaşı sonrası kurulan savaş mahkemeleri)yargılanmalarına karar vermiştir. Mehmed Kemal Bey için verilen karar: İdamdır! Birinci Dünya Savaşı’nda, Almanya’nın önderliğindeki İttifak Devletleri’ne karşı İngiltere, Fransa ve Rusya’dan oluşan savaş bloku olan İtilaf Devletleri tarafından, İstanbul’un işgal altında tutulduğu bir dönemdir bu. İdam kararı, fiilen müttefik işgalindeki İstanbul’da, Divan-ı Harb-i Örfi tarafından verilir. Nasıl mı? Bir kısım politikacıların, İngilizlerin ve Ermeni komitacılarının tesiri neticesinde…

Gelgelelim, Kemal Bey’in savunmaları dikkate alınmaz. Ermeni Sevk ve İskan Kanunu’nun uygulamasıyla alakalı olarak daha evvel yargılanıp beraat etmenin, İttihat ve Terakki iktidarı sonrası yönetimi devralan Damat Ferid Hükümeti açısından herhangi bir belirleyiciliği yoktur çünkü. Son sözleri sorulur Kemal Bey’e. “Ben aldığım emri yerine getirdim. Kimsenin ölümü için emir vermedim. Sizlere yemin ederim ki, ben masumum” der ve devam eder: “Son sözüm bugün de budur, yarın da budur. Ecnebi devletlere yaranmak için beni asıyorlar. Eğer adalet buna diyorlarsa, kahrolsun adalet! Benim sevgili kardeşlerim, asil Türk milletine, çocuklarımı emanet ediyorum. Bu kahraman millet, elbette onlara bakacaktır. Allah, vatan ve milletimize zeval vermesin. Borcum var, servetim yok; üç çocuğumu, millet uğruna yetim bırakıyorum. Yaşasın millet!”

Halbuki, Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasına müteakip, İngilizler ve Ruslar Ermenileri Osmanlı’ya karşı ayaklandırmış, Ermeni çeteleri de böylece silahlandırılmıştır. Bu çeteler, Anadolu’daki Müslüman Türk ahaliye yönelik vahşice katliamlarda bulunur. 1906-1922 yılları arasında Anadolu’da ve Kafkaslar’da, 517.955 bin Türk’ün, Ermeniler tarafından katledildiği, sayısı tespit edilemeyenlerle birlikte bu rakamın 2 milyonu bulduğu nakledilmektedir. “Tehcir Kanunu” böylesi bir ortamda çıkartılır.(27 Mayıs 1915) Kanuna göre:

  • Savaş vaktinde ordu, kolordu ve tümen komutanları ve bunların vekilleri ile müstakil mevki komutanları ahali tarafından herhangi bir surette hükümet emirlerine ve memleketin savunmasına ve asayişin korunmasına dair işlere ve tertiplere karşı muhalefet ve silahla tecavüz ve direnme görülürse hemen askeri kuvvetle bastırılması ve tecavüz ve mukavemeti yok etmeye mezun ve mecburdur.
  • Ordu ve müstakil kolordu ve tümen komutanları askerlik icaplarından dolayı veya casusluk ve hıyanetlerini sezdikleri köyler ve kasabalar ahalisini tek tek veya toplu diğer mahallere sevk ve iskan ettirebilirler.

 Tehcirle birlikte, Anadolu’daki Ermeniler “güvenli” bölgelere nakledilir. Kemal Bey de kendisine iletilen talimatı yerine getirmiş olur: İlçesindeki Ermeniler, 24 saat içinde yola çıkartılır. Mütareke dönemine gelindiğinde ise bu tehcirin sorumlularından hesap sorulması istenir. Bir kurban gerekiyordur, o da bulunmuştur. Kemal Bey, İstanbul’a getirilir ve Bekirağa Bölüğü’ne kapatılır. Meşrutiyet günlerinde İttihat ve Terakki muhaliflerinin hapsedildiği yer olan Bekirağa Bölüğü, Mütareke döneminde İttihat ve Terakki mensuplarının hapsedilecekleri bir yerdir artık…

Kemal Bey’in çıkarıldığı mahkeme heyeti, yedeklerle birlikte 8 üyeden teşekkül eder. Dersaadet İstinaf Mahkemesi’nden Artin Musdicyan, Beyoğlu Bidayet Mahkemesi’nden Moiz Zeki ve Misak Margaryan’la, Dimitraki efendiler de heyetin azınlık üyeleri arasındadır.

Sorgular sürerken, 15 Mayıs 1919 tarihi geldiğinde, Yunanlılar İzmir’e çıkar. Mesele çerçevesinde hatırlayacak olursak, 17 Mayıs 1919’da, yargılandığı mahkemede, “Bir Ermeni katliamı değil, bir Türk-Ermeni mukatelesi(vuruşması) vardır” der, Ziya Gökalp.

Birinci Dünya Savaşı esnasında Boğazlıyan’da kaymakam olarak görev yapan Kemal Bey’e isnat edilen suç, cephe gerisini güvenlik altına almak maksadıyla uygulanan Ermeni tehcirinde ölümlere sebebiyet vermesidir. Yozgat İstinaf Mahkemesi’nde yargılanır; beraat eder. Fakat Divan-ı Harb-i Örfi bu kararla yetinmez. Bu arada, çeşitli baskılar neticesinde Divan-ı Harp Reisi Mahmut Hayret Paşa, uzun bir yargılama sonrasında Kemal Bey’e, “Merak etme Kaymakamım, suçsuzsan bu mahkeme onu ibra etmekle mükelleftir” der ve ertesi gün görevden alınır. Hayret Paşa’nın yerine, İngiliz Muhipleri Cemiyeti üyesi “Nemrut Mustafa” lakaplı Mustafa Paşa getirilir. Savaş suçlularını yargılamak için kurulan Divan-ı Harb-i Örfi’nin Başkanı Mustafa Paşa hükmüyle astırılan Kuva’yı Milliye’cilerin ayrıca araştırılması gereken bir mesele olduğunu da nakletmiş olalım…

Mahkemede sanık sandalyesinde bulunan ve avukatlığını Saadettin Ferit Bey’in yaptığı Kemal Bey’in savunması tarihe geçer: “Düne kadar hakimler heyeti halinde olan sizler, şu dakikada bir tarih mahkemesi sıfatını almış bulunuyorsunuz. Ermeniler tarafından öldürülen dindaşlarının ve soydaşlarının matemi, Müslümanların yüreklerini sızlattığı ve her gün gelen kara haberlerin halkı tahrik etmekten geri kalmadığı malûmdur. Ermeniler, Rus ordularının kâh önüne geçerek, kâh arkasında kalarak, ekseriya memleketin asker kuvvetinden mahrum kalmasına güvenerek facialar meydana getirmekten çekinmiyorlardı. Yozgat vilayeti dâhilinde sevk edilen bazı Ermeni-Muhacir kafilelerine, Ermenilerin Müslümanlara reva gördükleri facialara şahit olmuş bazı asker kaçaklarının tecavüzü ihtimal dahilindedir. Ancak, savaşta yenilişimizin aleyhimizde meydana getirdiği hezeyanı durdurmak maksadıyla iddia makamının da isteği üzerine, kurbanlar verilmesi bir siyaset icabı sayılıyorsa, bu kurban, ben olamam. Siz kurban seçmekte değil, ancak hak ve adaletle hüküm vermek vicdani görevini taşıyan bir yüksek heyetsiniz. Mutlaka kurban aranıyorsa, herhalde bu işlerin tertipçisi ve idarecisi olarak benim gibi küçük bir memur bulunacak değildir.”

Dönemin şartlarında böyle bir davayı üstlenmek; cesur, yürekli, gözüpek birine nasip olmuştur ve fakat Avukat Saadeddin Ferid Bey’in de yapabileceği bir şey yoktur. Bir ilk yaşanır ve arkasında sadece borç bırakmış olan Kaymakam Kemal Bey’in idam kararı onanır. Nasıl mı? Sahte deliller ve yalancı tanıklar eşliğinde; tanıklığına başvurulan kişilerin sadece duyduklarını aktardıkları ve tutarsız ifadeler verdikleri bilinmektedir.

“Kemal Bey’in suçu, Ermenilerin Boğazlıyan’a bağlı Türk köylerini ateşe verdikleri ve üzerlerine gönderilen jandarmalara karşı silah kullandıkları sırada Boğazlıyan Kaymakamı olmasıydı” diyen Teşkilat-ı Mahsusa’nın Mim Mim Grubu Başkanı Hüsamettin Ertürk’ün aktadığına göre: “İstanbul limanında bir harp gemisi sefere hazırlanıyordu. Bu Fransız harp gemisinin ismi, ‘Demokrasi’ idi. Ertesi günü Osmanlı Heyet-i Murahhasası bu gemi ile Fransa’ya hareket edecekti. Bu heyette Maarif Nazırı Bağdadlı Hadi Paşa, ayandan Filozof Rıza Tevfik ve Hariciye Müsteşarı Reşat Hikmet beyler vardı. Onlar da hazırlıklarını tamamlıyorlardı. Fakat İstanbul’da hiçbir kimse bu heyetle meşgul değildi. İşte bu geminin hareketinden 12 saat evvel bir akşam İstanbul halkı akın akın Beyazıt meydanında toplanmaya başlamıştı. Teşkilat-ı Mahsusa’mızın eski arkadaşları ve Mim Mim Grubu’na mensup adamlarımız da bu meydanda buluşmuşlardı. Ben de halkın arasına karışarak bu feci manzarayı görmeye gitmiştim.”

Kemal Bey, “Ben aldığım emri yerine getirdim, sürgün edilenlere insanî şekilde davrandım” dese de, talimatla hareket eden ve peşim hükümlü olan “Nemrut Mustafa Divanı” kararını vermiştir. Kemal Bey’in 2008 senesinde vefat eden kızı Müşerref Gürenci Hanım’ın ifadesiyle: “O dönemde kurban siyaseti güdüldü, kimi gözlerine kestirdilerse yargılayıp idam ettiler. Babamın erken davranması Boğazlıyan halkının imha edilmesini önlemiştir. Babama Ermeni çetesinden biri gelerek ‘yarın Ermeniler size saldırıp kıyım yapacak’ diyor. Babam bütün memurları topluyor ve tehcir o an başlıyor. Babam, başarısı nedeniyle mutasarrıf yapılıyor. Sonra da ‘onları sen öldürdün’ diyorlar.”

Görülen o ki, hayli meşakkatli bir siyasi atmosfer hâkimdi ülkede. Saraya gönderilen idam kararını tasdik etmeyen Sultan Vahdettin’e göre; Kemal Bey’in idamıyla birlikte Sadrazam Ferit Paşa, millet ile padişah arasına siyah bir perde çekmiştir. Mesele hakkında fetva vermekten kaçınan Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi’den de, istenen fetva alınmış, “muhakemesi hak ve adalete uygun yapılmış olduğu takdirde” ikazına rağmen, emperyalizmin fizikî ve psikolojik operasyonuna boyun eğilmiştir böylece…

İngiliz amiralı Sir Somerset Arthur Gouch Calthorpe, idam kararı nedeniyle duygulanan ve galeyana gelen halkın tepkisini şöyle değerlendirir: “Şimdi bize, Damat Ferid Hükümeti’nin aynı şiddeti, geniş mikyasta ve hem de yüksek mevkilerde bulunmuş olan suçlulara tatbik etmek cesaretini gösterip gösteremeyeceğini anlamak kalıyor. Kemal’in toprağa verilmesi sempati tezahürlerine sebep olmuştu. Onun, şerefli dava uğruna ilk şehit kurban olarak görülmesi temayülünün geniş mikyasta yayılışında İttihat ve Terakki Komitesi’nin hâlâ devam eden nüfuzunun amil olduğu görülmektedir. Sadrazam, nümayişlerin dehşetini ifade etmektedir. Hattâ onun taraftarlarından birçoğu bu idam hükmünü, suçlulara uygulanan adil bir ceza olmaktan ziyade İtilaf Devletleri’ne zaruri bir taviz gibi görmektedir.”

Cezası infaz edilmek üzere, İstanbul’a getirilen Kemal Bey’in idamı işiten halk, Beyazıt Meydanı’na toplanarak haykırmaya başlar: “Kahrolsun böyle adalet!”

Durduğu iskemleyi kendi ayağıyla itmiştir Kemal Bey…

İngiliz ve Fransız askerlerinin makineli tüfeklerle köşe başlarını tuttuğu bir günde, alelacele idam edilir. Henüz 35 yaşındadır. Töreni, Üsküdar Dergah Şeyhi Münib Efendi idare eder. Cenaze namazı Kızıltoprak Camii’nde kılınır. Cenazeye, çok sayıda subay ve er katılır. Cenazeyi, Tıbbiye talebeleri, “Türkler’in büyük şehidi: Kemal Bey” yazılı bir çelenkle karşılarlar.

Kemal Bey’in üzerinden şöyle bir vasiyet çıkar: “Sevgili oğlum Adnan’ın metfun bulunduğu Kadıköy Kuşdilli Çayır’ndaki kabristanda yavrumun yanına gömülmemi diliyorum. Teyzem ve kardeşim Kadıköy’ünde sakindirler. Teyzemin adresi Mühürdar Caddesinde 67 numaralı hanedir. Adı İsmet Hanım’dır. Defin masrafı teyzeme tevdi buyurulmalıdır. Kabir taşım, hamiyetli Türk ve Müslüman kardeşim tarafından dikilmeli ve üstüne şöyle yazılmalıdır: ‘Millet ve memleket uğruna şehit olan Boğazlıyan Kaymakamı Kemal’in ruhuna Fatiha.’ Perişan zevcem Hatice’ye, yavrularım Müzehher ve Müşerref’e muavenet edilmesini, yavrularımın tahsil ve terbiyesine ihtimam buyurulmasını vatandaşlarımdan beklerim. Babam, Karamürsel Aşar Memur-u Sabıkı Arif Bey de acizdir. Kardeşim Münir de kimsesizdir. Bunlara da muavenet olunursa, memnun olurum. Türk milleti ebediyen yaşayacak, Müslümanlık asla zeval bulmayacaktır. Allah, millet ve memlekete zeval vermesin. Fertler ölür, millet yaşar. İnşallah Türk milleti ebediyete kadar yaşayacaktır.” (Boğazlıyan Kaymakam-Sabıkı Kemal)

Tutuklu oğluna yemek getirmek üzere yola çıkan Karamürsel Aşar Memur-u Sabıkı Arif Bey ise Bayezid Meydanı’na yaklaştığında, kalabalığı görür, merak eder ve sorar;

  • “Bu kalabalık nedir, bir şey mi var?”
  • “Bir adam asıldı, ona bakıyoruz!”

Arif Bey, idam edilenin biricik oğlu olduğunu görür. Evladının cesedini perişan bir vaziyetle zorbela almaya çalışmak üzereyken, yürek burkan bir feryat kopararak, yığılıverir oracıkta. Fakat idam sehpasındaki o adamı, milli hafıza unutmaz. Kadirşinaslık gösterilir. Mehmed Kemal Bey, T.B.M.M’nin 14 Ekim 1922 tarih ve 271 sayılı kanunu ile “Şehid-i Millî” ilan edilir; çocuklarına ev, ailesine de vatana hizmet tertibinden maaş tahsis edilir, mahallelere ve okullara adı verilir, her yıl nisan ayında anıtı dikilen Boğazlıyan’da anma günleri düzenlenir…

Bu yaz ilk olarak İtibar dergisinin Nisan 2015 sayısında yayımlanmıştır.

_____________________________

Kaynakça:

 

  • Necdet BİLGİ, Ermeni Tehciri ve Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey’in Yargılanması, Kök Vakfı, Ankara 1999
  • Sina AKŞİN, İstanbul Hükümetleri ve Millî Mücadele, İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul 1983
  • Muhittin NALBANTOĞLU, Türklere Karşı Ermeni Vahşeti, Toker Yayınları, İstanbul 1992
  • Sadi KOÇAŞ, Tarih Boyunca Ermeniler ve Türk-Ermeni İlişkileri, Ankara 1967
  • Altan DELİORMAN, Türklere Karşı Ermeni Komitacıları, İstanbul 1980
  • Doç. Dr. Erdal AÇIKSES, Ermeni Araştırmaları Enstitüsü Dergisi, İstanbul 2002
  • Doç. Dr. Taha Niyazi KARACA, Yozgat Ermeni Ayaklanmaları ve Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey Olayı, IQ Kültür Sanat Yayıncılık, İstanbul 2008
  • Arşiv Belgelerine Göre Kafkaslar’da ve Anadolu’da Ermeni Mezalimi, T.C. Başbakanlık Devlet Arşivleri, Yayın No: 23, 24, 34, 35
  • Türk Dünyası Tarih Dergisi, Mayıs 1988, Sayı:17
  • Aksiyon Dergisi, ‘Boğazlıyan Kaymakamı’na Atatürk’ten vefa’, Haber: Tûba Kabacaoğlu, 14 Kasım 2005
  • Murat BARDAKÇI, Gazete Habertürk, 20 Ekim 2013
  • Necdet Sevinç, ‘Boğazlıyan Kaymakamı Kemal ve Bayburt Kaymakamı Nusret Beylerin İdamı İhanetin Son Perdesi’, Orkun Dergisi, Sayı: 53-54, 2006
  • Mehmet Akif BAL, Kültür Sanat Araştırma Dergisi, Sayı:7, İstanbul 2007


Geçmiş Yazılar

Comments are closed.