Yarimada Silueti

1 Ağu 2013

Biz Büyük Bir Aileyiz

Yazan: AFŞİN SELİM

“Kökler sağlam olunca, dallar nereye uzansa vatandan ayrılmaz” diyor, Nihad Sami Banarlı: “Yaradılış efsânemizin dokuz dallı, dokuz köklü, iri gövdeli ağacı, bizim milliyetimizi ilk vatanımıza böyle bağlamıştı. Osman Gâzi’nin Şeyh Edebâlî’nin evinde rüyâsını gördüğü heybetli ve efsânevi ağaç da böyle idi: Kökü ana vatanındaydı.” (Devlet ve Devlet Terbiyesi, sayfa: 308)

türkyorum - biz büyük bir aileyizKökleri olmayan ağaç nereye tutunacak? Bırakın tutunmayı, ilk rüzgârda savrulacak. İnsan için de, geçerli bu; nereye tutunduysa, oradan yükselmekte. Fakat yeterince sağlam mı tutunduğu yer? Ötesi yok: Müsait olduğuna müstahak! Çınar veyahut plastik palmiye…

Banarlı’nın “ana vatan” bahsinde vurguladığı kök sağlamlığını, “Türk aile yapısı” başlığı altında değerlendirmek, pekâlâ mümkün. Tabiat, tehlikelerle dolu. Türk, haşerelere karşı köklerini ve gövdesini sağlam tutabildiği müddetçe varolmaya devam edecek. Şayet köksüzleşirse, vatansızlaşacak.

Muhakkak bir hikmetli olmalı: “Sönmeden tüten en son ocak” olarak vasıflandırılan ailemizin, dost ve düşman tarafından ne ile nasıl ve niçin tüttüğü bilinmekte. Sanıldığı ve tanındığı gibi… Sönmeden tütüyor çünkü saygı duymayı ve hürmet etmeyi millî terbiye olarak özümseyen bir millet barınıyor bünyesinde. İdealimizdeki nesillere ise yazılı olarak beyan edilmiyor bu; okuyarak değil, yaşayarak öğreniyorlar.

Bütüne ulaşmak için, teferruatına inmeli. Bir millet mayası ise söz konusu olan, aile yapımız sayesinde. Pekiyi. Böylesi kadim bir kurumun niceliği kadar niteliği ilgi alanımızda mı? Dikkat: Allah’ın emaneti olarak görülen bu birlikteliği, doğmaya ve doymaya indirgememeli.

Kemal Tahir, Batı kültüründe belli bir yaşa kadar çocukla ilgilenildiği için ailenin döl yatağı olduğunu, bunun da yetişkinlik sonrasında merhametsizliği elverişli kıldığını söylemekte. (Kemal Tahir’in Sohbetleri, İsmet Bozdağ, Sayfa: 114) Gerçi, batılılaşmış insanda neslinin devamını isteme dürtüsünün tarihe karışmak üzere olduğunu, evlat sevgisinin ve evlâttan hayır bekleme duygusunun yitirildiğini, hattâ evcil hayvan besleme alışkanlığının evlat sahibi olma isteğini bastırdığını da biliyoruz. Dolayısıyla, batılılaşan tükeniyor.

Durum tespiti, Mehmet Kaplan’dan: “Anadolu’da evin içine girmeden hiçbir şeyi anlayamazsınız. Evin dışı, ötesi, gurbet ve yaban sayılır.” (Büyük Türkiye Rüyası, Sayfa: 50)

Evin içine girdiğimizde vaziyetin vahameti karşılıyor bizi artık. Nakledilen üçüncü sayfa haberleri, masumiyetini yitirmiş bir dünyanın nasılını sunarken, aile bağımızın nasıl çözüldüğünü yeterince ispatlamıyor mu?

Meselenin temeline indiğimizde, sevgisizlikle karşılaşacağımız besbelli… Sevmeyen ve sevilmeyen bir insanda, doğal olarak, iyilik duygusu uyanmıyor.

Sevgisizliğin bir toplumda ailede başlaması, her yere ve her şeye nüfuz ediyor. Sönmeden tütmesi gereken en son ocak, böylece, sevgisizlikle söndürülüyor. Çünkü sevgi, zahmet ve fedakârlık istiyor. Kaçındığımız sevginin yükümlülüğü, çok gelişmiş(!) modern insan soyunun -sözüm ona- birey ve özgür olmasını mı kısıtlıyor acaba? Sonrasında: “Ya hiç evlenmeyeceksin, yok eğer evlenmişsen ille de boşanacaksın” şartlanmışlığı üzerinden yaşanıyor çözülme…

İnsanlığın en cahilane devrinde bile görülmeyen vahşiliklere “21.yüzyıl karanlığında” rastlamak tastamam bir trajedi. Nüfus itibariyle çoğalmaya devam ediyoruz ama nasılı merak konusu…

Maharet sayısal çoğunluğa ulaşabilmekse, niteliğin herhangi bir karşılığı yok. Teferruatına inecek olursak, şu çerçevede temas ediliyor meseleye: “Hayat pahalılığı, iş dünyasındaki acımasız rekabet, işsizlik, küresel ısınma, su ve yiyecek sıkıntısı, nüfus artışı, enerji kaynaklarının tükenmesi ve dünyanın sonunun yaklaşmakta olduğunu söyleyen felaket senaryoları ve tutunamamaktan kaynaklı tükenmişlik…”

Esasında, binbir belaya ve hezimete uğrasak bile, sönmeden tütüyor en son ocağımız. Ömer Lütfi Mete, bu ülkenin en dayanıklı kalesi olarak ifadelendiriyor aileyi. Fakat fedakârlık ahlâkının yitirilmesinin, eşlerin birbirine tahammülsüzlüğünün ve uçkur medyasının, bu kale için büyük bir tehlike olduğuna da işaret ediyor.(Sabah, 2004) Ona göre yeryüzündeki her toplumdan üstün yanımız aile, ailemiz…

Geçmiş Yazılar

Comments are closed.