Yarimada Silueti

5 Tem 2013

Bir Entelektüel Olarak Atsız’ın Siyâsete Yaklaşımı: Hocaoğlu İle Bir Mukâyese -3

Yazan: HALİL İBRAHİM KOÇ

‘Türkçülük ve Siyâset’ İlişkisi Açısından Birkaç Atsız Notu

Türkçülük, bir ‘ülkü’ olduğu için bir ‘ana-inanç’ ve ‘ana-düşünce’ mesâbesindedir; siyâset ise, ‘Nefs-î Emmâre’ şeklinde zikredilen üreme-beslenme-korunma teslisinin teşkil ettiği beşerî kötülüklerin ana-kaynağından mülhemdir1; -siyâset, ‘insanlar arasındaki bilumum beşerî münâsebetleri tanzîm eder’ gibi görünse de, esâsında ‘iktidar hırsı’na dayanır. Mâhut esas da Atsız’ın bu konudaki haklılığına delil teşkil eder: “Türkçülük bir ülkü, siyâset ise iktidara geçme taktiğidir.”2 Hakezâ: “Türkçülük, sözünün eri olmak, ettiği yemine sadık kalmak ve yalan söylememektir. Türkçü taviz vermez ve politika yapıyorum zannı ile ‘biz Yahudi aleyhtarı değiliz; çünkü onlarla hiç savaşmadık’ gibi gülünç sözler söylemez. Türkçülük, makam hırsı ile bağdaşamaz.”3Makam hırsı ile bağdaşmayan Türkçülük, Atsız’ın öznel yorumunda siyâset-üstü bir meseledir: “Bu birliğin [: ‘Türk Birliği’ kastediliyor. – HİK] nasıl olacağı meselesi bizi ilgilendirmez. Bizim Turancılığımız ve ırkçılığımız, yâni Türkçülüğümüz ise siyâsetin üstünde bir meseledir.”4

türkyorum - Bir Entelektüel Olarak Atsızın Siyasete Yaklaşımı Hocaoğlu İle Bir Mukâyese 3(Derkenar: Atsız’ın siyâsete yüklediği birbirinden farklı anlam vardır. “Millî siyâset” ile “particilik anlamındaki siyâset” -yâni aktif siyâset, onun nazarında büyük farklılıklar arzeder: “Millî Savunma Bakanlığı kaldırılmalı, onun bütün görevi Genelkurmay’a devrolunmalıdır. Ordunun siyâsetle ilgisi yoktur; ama bu, particilik anlamındaki siyâsettir. Ordunun millî siyâsetle ilgisi vardır. (…) Genelkurmay Başkanları gerektiği zaman kabine toplantılarında bulunmalıdır.”5 İşbu bölümde özellikle ‘particilik mânâsındaki siyâset’ ile Türkçülük ilişkisini tartışıyoruz.)

Türkçülüğün, -dolayısıyla bir ideolojinin, siyâsetten üstünlüğü, siyâset kurumunun fikir ve zikirde ihtilafa yol açmasında tebellür eder. Nitekim siyâseti ‘iktidar hırsı’nın temel kaynağı olarak kabûl etmiştik. İhtirasların, genelde çıkarlara dayandığı ve ‘iktidarı elde etmenin’ de bir çıkar olduğu gerçeği dikkate alındığında, insanların hodbinleşme derecesinin tahmini de zor olmasa gerek. Bu hodbinleşme, ‘biz’ anlayışına halel getirerek ‘ben’i öne çıkaracaktır. Atsız’a göre bu bir ‘hayvanlaşma’ sürecidir ve tek ilacı ise ‘müşterek düşünce’ ve ‘inanç’tır. Zirâ ona göre ortak düşüncenin olmadığı yerde bu süreç başgösterir: “Bir topluluktan ortak ülküyü kaldırın, insanların hayvanlaştığını görürsünüz. Ortak düşüncesi olmayan toplulukta, herkes, yalnız kendi çıkar ve zevkini düşünür.”6Bu kontekste Atsız, şunu söyler: “Esâsen parti kelimesinin manâsında bile bir bölme, parçalama, ayırma vardır. Her parti, vatandaşlardan bir kısmını diğerlerinden ayıran bir teşekküldür. Fakat bu, ana davada millî birliği bozmaz.”7

Atsız açısından Türkçülüğün siyâsî açıdan diğer bir handikabı da ilmin ve hakîkatin siyâsetin oyuncağı olamayacağı8 noktasındadır. Zirâ Atsız, -Türkçülüğü dolayısıyla milliyetçiliği, bir hakîkat telakki eder: “Milliyetçilik, öyle kuvvetli sosyal bir kanun, öyle müthiş bir hakikattir ki, hiçbir kuvvet onu kaldıramaz, yok edemez.” Bu yüzden Türkçülük, muvaffâkiyete erebilmek için illâ siyâsete girmemelidir. Ve kezâlik, beyinlere ve gönüllere şuurla kazılan Türkçülüğün bir partiye ihtiyâcı yoktur.9

İki Entelektüelin Siyâset Düzleminde Değerlendirilmesi: Atsız ve Hocaoğlu Mukâyesesi

Bir entelektüel sıfat ve hasiyet taşıyan bu iki âbidevî insanın elbette ‘harâmî sofrası’na bakış açılarının ve yaklaşımlarının ne olduğu tespiti zor olmayacaktır; fakat ‘siyâset’i nasıl ele aldıkları husûsu işbu makâlemizin bizatihî konusudur. O sebeple bu iki vicdânın ve beynin siyâsete yaklaşımları, irdelememiz gereken bir mesele hâlini almaktadır.

Kısa ve öz olarak Hocaoğlu’na göre siyâset, ‘insanlar arasındaki bilumum beşerî münâsebetleri tanzîm eder.’10 Atsız ise daha özel ve öznel minvâlde, Yusuf Has Hacib’in “Kutadgu Bilig” adlı siyâsetnâmesine göre siyâseti tanımlar ve kısaca ‘saâdet veren ilim’ tercümesini izhâr eder.11 Hocaoğlu’na göre siyâset, insanlar arasındaki münâsebetleri düzenleyen bir işlevi yerine getirse de, Atsız’ın siyâset anlayışı -pragmacı bir yaklaşım ile, toplumu bahtiyar etme görevi görür. Bâhusus Hocaoğlu’na göre siyâset, ‘Hayat’ın bir parçası, bizzat üçüncü bir sac ayağı12 konumundayken; Atsız’a göre siyâset, ‘devlet’ veya ‘millet’ orjinli bir siyâset hâlinde, ya da ‘particilik anlamındaki siyâset’ mâhiyetinde temerküz eder. Bu durumda Atsız’ın nezdinde siyâsetin bir ekzistansiyel [: Varoluşsal] nitelik taşımadığını telâkki edebiliriz. Atsız, İnsanlığın tarihi siyâset, askerlik ve ilim alanındaki maceralarla doludur”13 derken, siyâseti Zoon-Politikon’dan gayri, bir sentetik saha düzeyine indirir; oysaki Hocaoğlu’na göre bir cemiyet içerisinde bulunmak dahi, bir şekilde veya muhtelif şekillerde siyâsetin içerisinde olmak demektir.14 Ve kezâlik o der ki: Bütün cihan iki kişiden ibaret dahi olsa, yine de bu iki kişi arasında bir siyaset, bu kişilerin şahsi istek ve irade ve tercihlerinden bağımsız olarak ortaya çıkar.”15

Siyâset odaklı perspektifte bu iki entelektüele bakıldığında, tebârüz eden bir diğer ayrım da siyâsetin pratik imkânları meselesindedir. Hocaoğlu, Engels’in “Tabiat, her türlü teori için sınama tezgâhıdır” vecizine  âtıfta bulunarak, bu önermenin geçerliliğini siyâset alanında da koruduğunun altını çizer: Siyâset üzerine kurgulanan her senaryo, her teori, her proje ve öngörü, ancak pratiğin, yâni Somut-Gerçek Siyâset’in tezgâhında değerini ortaya kor.”16Bu önerme noktaî nazarında, 1944 olaylarıyla temelleri atılan ve bu doğrultuda gelişen milliyetçilik hareketini ise, “Siyâsî Milliyetçilik” olarak adlandırır. Buna mukâbil Atsız’a göre milliyetçiliğin somut-gerçek siyâset [: Aktif siyâset de diyebiliriz!] sahasındaki varlığı -tâviz açısından- sorun dahi teşkil etmektedir. Nitekim ona göre siyâsî partilerin ülküsü olmaz; iktidarda kalabilmek için en aşırı tâvizleri dahi sergileyebilirler;17“Hâlbuki şerefliler tâviz vermez; şerefin tâvizi yoktur.”18 Nitekim Atsız’ın tâviz kaygısı, Hocaoğlu’nun ‘Siyâsî Milliyetçiliğin İflâsı’ tezinde -gayri ihtiyârî / tevâfukî şekilde- yer bulur; -Atsız, ‘tâviz’ der iken, Hocaoğlu ‘boyun eğmezlik’ten bahseder.19 Zira Hocaoğlu, bu iflâsın sebebini siyâsî milliyetçilikte mündemiç olan “Siyâsî Duruş” tezinin çürümesinde imler.20 Ve der ki: Siyâset Laboratuarı’ndan gelen raporlar, Siyâsî Milliyetçiliğin en temel iddiâsı olan ‘Boyun eğmezlik!’ konusunda kesin bir sonuca varıldığını, daha doğrusu bu iddianın -hiç olmazsa ‘şimdilik’ diyelim- silinip atıldığını göstermektedir. MHP Tecrübesi, milliyetçilerin de, ‘şartlar’ gerektirirse -hangi şartlar?- ‘zor’ karşısında pekâlâ boyun eğebildiklerini ve bu konuda ‘başkalarından’ hiç de farklı ve ayırıcı bir vasıf taşımadıklarını; çok acı, çok ağır, çok dokunaklı, bütün ümitleri söndüren, yürekler paralayan, gözlere kanlar oturtan ve şoklar ve travmalar yaratan bir trajedi şeklinde bil-fiil, bil-bedâhe kanıtlamıştır.”21

(Derkenar: Aslında Atsız’ın Türkçülüğü – milliyetçiliği ele alışı daha genelden ibâret iken, Hocaoğlu’nunki daha özel mâhiyette kalmaktadır. Neticede Atsız, Türkçülüğün Cumhuriyet ekolünü temsil etmesine nispeten; Hocaoğlu, Ülkücü – Türk Milliyetçiliği ekolünü temsil eder vaziyettedir. Bu durum da, Hocaoğlu’nun MHP’yi ‘siyâsî’ açıdan örneklem olarak almasını tabiî kılmaktadır.)

Atsız ve Hocaoğlu, her ne kadar siyâsetten ve siyâsetçiden münezzeh gibi görünseler de, sığ bir “siyâsetçiden asla adam olmaz” ve “temiz siyâset kesinlikle yoktur” vehmi taşımadıkları da -bu husustaki söylemlerinden- âşikârdır. Misâlen Atsız, siyâsetin birtakım taktiksel davranışları gerektirdiğini kabul eder ve bâzen siyâsette düşmana karşı üstün gelmek amacıyla yalan dahi söylenebileceğini ileri sürer. Fakat böyle bir zorunluluk karşısında siyâsetçinin ‘iyi’ ve ‘büyük’ sıfatlarını alabilmesinin -yâni kirlenmemiş/iyi siyâsetçi olabilmesinin-  tek yolunun, onun kendi milletine karşı ‘açık yürekli’, yâni samimî, olması gerektiğinden geçtiğini belirtir.22 Buna mukâbil Hocaoğlu, ‘iyi’ ve ‘kaliteli’ siyâsetçinin olmasını-doğmasını ‘toplum’un ‘özgürlük bilinci’nin ve bu bilincin tezâhürü olan ‘vatandaş olma şuuru’nun var olup-olmamasında arar.23 Çünkü ‘vatandaşlık’ bilincinin olduğu yerde ‘tebaâ’ bilincine yer yoktur ve dolayısıyla böyle bir yerde ‘kul/köle’ – ‘efendi’ ilişkisinden bahsetmek de mümkün değildir; zira, devlet karşısında özgür olan vatandaşın, devleti putlaştırarak ona tapan -müşrik seviyesindeki- tebaâdan (reâya) farkı, ‘her şeyi devletten bekleme’ itiyâdı noktasında belirir. Vatandaşlar, tebaâ gibi her şeyi devletten bekleyen bir cemiyetin ferdi değildir. Böyle bir cemiyette de, devletin sâdece temsilcisi olan siyâsetçiye ‘kulluk’ etme gibi bir vahâmetten söz edilemez. Fakat, siyâsetçiyi devlet ile muadil telâkki eden [:Siyâsetçiyi devletin bizatihî temsili şeklinde algılayan] tebaânın oluşturduğu cemiyette, siyâset ehli -zâten insanın fıtratan irâdesinde bulunan ‘muktedir olma ihtirası’nın da itmesiyle- müstebitleşecek ve dolayısıyla kirlenecek, siyâseti de kirletecektir. Hâsılı; Atsız’a göre kirlenmemiş – iyi siyâsetin zuhur etmesine âmil olan şey ‘siyâsetçi’nin kendi elinde iken, Hocaoğlu’na göre bu etken, toplumun bizzat kendisinde aranmalıdır.

 


 

1- Bu konuda bkz: “Entelektüel’in Politika İşlevi” başlıklı bölüm.

2- H. Nihâl Atsız, “Türkçülük ve Siyâset”, Makaleler – III, Baysan Yayınları, İstanbul – 1992, s. 25.

3- H. Nihâl Atsız, “Ne Yaptığını Bilmeyenler”, Makaleler – IV, Baysan Yayınları, İstanbul – 1992, s. 473.

4- H. Nihâl Atsız, “Veda”, Makaleler – III, Baysan Yayınları, İstanbul – 1992, s. 101-102.

5- H. Nihâl Atsız, “Türkiye’nin Yeniden Kuruluşu”, Makaleler – IV, Baysan Yayınları, İstanbul – 1992, s. 439.

6- H. Nihâl Atsız, “Kızıl Elma”, Makaleler – IV, İrfan Yayınevi, 2. Baskı – 1997, s. 233.

7- H. Nihâl Atsız, “Millî Birlik”, Makaleler – III, Baysan Yayınları, İstanbul – 1992, s. 234.

Pasajın sonundaki cümle yanıltmamalıdır. Atsız, aslında “Fakat bu ana davada millî birliği bozmaz” derken, böyle bir durumun dahi  millî birliği bozmaması gerektiğini îma eder. Nitekim buna benzer cümlesi de şu şekildedir: “Particilik yüzünden zâten çok fazla bölünmüş olan milletimiz bir de Amerikalılar yüzünden ikiye ayrılıp vuruşmaya başlarsa ‘ne günlere kaldık, ey Gazi Hünkâr’ demekten başka çaremiz kalmayacaktır.”

[H. Nihâl Atsız, “Altıncı Filo”, Makaleler – IV, Baysan Yayınları, İstanbul – 1992, s. 499]

8- H. Nihâl Atsız, “Veda”, Makaleler – III, Baysan Yayınları, İstanbul – 1992, s. 97.

9- H. Nihâl Atsız, “Türkçülük ve Siyâset”, Makaleler – III, Baysan Yayınları, İstanbul – 1992, s. 28.

10- Durmuş Hocaoğlu, ” Siyâset ve Kirlilik: I: Her Tür Siyâset Tabiatı Gereği Kir Taşır”, Gelecek, Yıl: 1, Sayı: 6, s. 10.

11- H. Nihâl Atsız, “Millî Siyâset”, Ötüken, Sayı: 2/(74); Gözlem, 1968, Sayı: 5.

12- Bahsi geçen husus ile ilgili 44 numaralı dipnota ve “Entelektüel’in Politika İşlevi” başlıklı bölüme bakabilirsiniz.

13- H. Nihâl Atsız, “Turancılık”, Ötüken, 30 Nisan 1973 Sayı: 6.

14- Durmuş Hocaoğlu, “Siyâsî Milliyetçiliğin İflâsı: VI”, Muhalif, Yıl: 1, Sayı: 38, s.14-15.

15- Durmuş Hocaoğlu, “Kötülük, Toplumsal Kötülük ve Hürriyet”, Köprü, Sayı: 75, 2001 s. 119.

16- Durmuş Hocaoğlu, “Siyâsî Milliyetçiliğin İflâsı: I”, Muhalif, Yıl: 1, Sayı: 33, s.11.

17- H. Nihâl Atsız, “Türkçülük ve Siyâset”, Makaleler – III, Baysan Yayınları, İstanbul – 1992, s. 26.

18- H. Nihâl Atsız, “Düşmana Tâviz Verilmez”, Ötüken, 16 Aralık 1965, Sayı: 24.

19- Nitekim Hocaoğlu’nun “Siyâsî Milliyetçiliğin İflâsı: II” başlıklı makâlesine bakıldığında, bu iki farklı tercihin yekdiğeriyle geçirgenliğinin bulunduğu görülebilir. [Bk: Durmuş Hocaoğlu, “Siyâsî Milliyetçiliğin İflâsı: II”, Muhalif, Yıl: 1, Sayı: 34, s.11]

20- Hocaoğlu, “Siyâsî Milliyetçilik” kavramı çerçevesinde, MHP’nin siyâsî tutumunu örneklem olarak alır.

21- Durmuş Hocaoğlu, “Siyâsî Milliyetçiliğin İflâsı: I”, Muhalif, Yıl: 1, Sayı: 33, s.11.

22- H. Nihâl Atsız, “Açık Yürekli Olmak”, Makaleler – IV, Baysan Yayınları, İstanbul – 1992, s. 199-200.

23-Durmuş Hocaoğlu, “Siyâset ve Kirlilik: V – Siyâsî Rüşd ve Kirlilik”, Gelecek, Yıl: 1, Sayı: 10, s. 10.

Geçmiş Yazılar

Comments are closed.