Yarimada Silueti

21 Ara 2011

Bağdat’taki Son Amerikan Bayrağı İnerken…

Yazan: MEHMET AKİF OKUR

2003’teki işgalin hafızalarda kalan en sembolik görüntülerinden birinde ABD Savunma Bakanı Leon Panetta’nın gönderden indirilişine nezaret ettiği o bayrak vardı. Bağdat’ın göbeğindeki Saddam heykeline tırmanan deniz piyadesi, devrilen diktatörün yüzünü Amerikan bayrağı ile örtmeye çalışıyordu. Dünya bu çarpıcı manzarada ABD’nin kendi suretinde bir Arap ülkesi yaratma arzusunu görmüştü. Şimdi ise bu yanlış hesabın, önce harabeye çevrilip sonra inşası için uğraşılan Bağdat’tan dönüşünü izliyoruz.

En çok merak ettiğimiz şey ise bundan sonra neyle karşılaşacağımız. Merakımızı giderecek sağlam bir tahlil için işe geçmişin kısa da olsa muhasebesiyle başlamalıyız. Sorumuz şu; ABD Irak’a niçin gelmişti? 2003’ten bu tarafa ortaya çıkan belgeler ve yayınlanan hatıratlar, bu soruyu bir sebepler listesi etrafında cevaplamamız gerektiğini söylüyor.

Listenin en başında yeni muhafazakarlar ve Hristiyan Sağı’nı bir araya getiren Bush yönetiminin dünya sistemindeki değişimi okuma biçimi yer alıyor. 2000 seçimleriyle Beyaz Saray’a yerleşen kadro, küreselleşme sürecinin ABD’ye kazandırmakla birlikte, gelecekte tek kutupluluğun sonunu getirebilecek tehditlerin de tohumlarını attığını düşünüyordu. Ekonomik bakımdan serpilen Avrupa, Sovyetlerin bıraktığı boşluğu dolduracak ortak bir düşman da bulunmadığı için Washington’dan gittikçe daha fazla uzaklaşıyordu. Çin gibi ülkelere yatırım yapan Amerikan özel sermayesi, kendisi kar ederken ABD’nin jeopolitik rakiplerini de besliyordu. Serbest piyasa, hegemonun güç temelinden dışarı doğru akışlara imkan vererek hegemonyanın temellerini aşındırıyordu. Kozmopolitleşen sermaye ve seçkinler ile çıkarları ülkesel ekonominin refahına bağlı kesimler arasındaki gerilim artıyordu. Clinton dönemine son veren tarihsel blok, bu düğümü çözebilmek için küreselleşme sürecini Amerikan ulus devleti etrafında merkezileştirmek gerektiğini düşünüyordu. Ancak bunu nasıl başaracaklardı?

Oyunun kurallarını değiştirmenin yolunun zora başvurmaktan geçtiğine karar verdiler. Çünkü artık Amerika ekonomik bakımdan rekabet edilebilir olsa da, askeri gücü hâlâ benzersizdi. Henüz zaman varken bu üstünlük kullanılmalıydı. Büyük güçler arasında doğrudan bir askeri çatışma ihtimal dışıydı. Bu yüzden merkezdeki güç ilişkilerini değiştirecek kartlar, dünya sisteminin çevresindeki coğrafyalarda yeniden dağıtılacaktı. Akla ilk gelen dosyanın üzerinde Irak yazıyordu. Irak’tan başlayarak Ortadoğu’da kurulacak denetim, bölge petrolüne bağımlı Avrupalıları ve yeni yükselen güçleri de hizaya getirecekti. İşgalin tek taraflı biçimde ve uluslararası hukuka rağmen yapılması başlı başına bir meydan okumaydı. Hedefinde Avrupalılar ve dünyanın kalan kısmı ile kozmopolit projeyi destekleyen Amerikan elitleri vardı. “Ya benimlesiniz, ya da bana karşı” diyen ABD, küresel sistemle bilek güreşine tutuşarak egemenliğini sınamıştı.

Dünya düzeniyle ilgili kısaca özetlediğimiz bu genel çerçeveyi tamamlayan başka sebepler de işgalde rol oynadı. O sırada devlet iktidarını temsil eden yeni muhafazakarların bir kısmı Irak’taki üretimi arttırarak petrol fiyatını düşürmeyi umuyordu. Fiyatların düşüşü, Amerikan ülkesel ekonomisinin lehineydi. Çünkü dünyada en çok petrol ABD sınırları içinde tüketiliyordu. Böylelikle belki OPEC’i dağıtmak bile mümkün olacaktı. Bu plana ilk itiraz küresel petrol şirketlerinden geldi. Şirketler, Amerikan vatandaşlarına değil hissedarlarına karşı sorumluydular. Onlar daha çok kar edilmesini istiyorlardı. Arz artışının fiyatlar üzerinde yaratacağı etki ise aksi istikametteydi. Nitekim Paul Bremer’in Irak petrollerini işgalin hemen ertesinde özelleştirme girişimi, petrol şirketlerinin ihalelere girmeyi reddetmeleri yüzünden hüsranla sonuçlandı. Sadece bu çıkar çatışması örneği bile, Irak’ta yaşananları emperyalizme dair 19. yüzyıldan kalma genel şemalarla açıklamanın ne kadar zor olduğunu gösteriyor.

İşgalin bölgesel hedefleri de önemliydi. Irak, konumu ve bünyesinde barındırdığı nüfus kompozisyonuyla Ortadoğu’nun adeta özetiydi. Üstelik muazzam bir zenginlik potansiyelinin üzerinde oturuyordu. Doğal kaynaklarının sağlayacağı refahın desteğiyle, Arap dünyasında Amerika’nın yüzü ve eli olabilirdi. Almanya’nın Avrupa’da ve Japonya’nın Uzakdoğu’da üstlendiği misyonun bir benzeri “yeni” Irak için düşünülmüştü. Irak’ın dönüşümü İsrail’in güvenliğine de katkı sağlayacaktı. Eski düşmanlık biteceği için İsrail rahatlayacağı gibi İran da çevrelenmiş olacaktı. Çok kısa sürede Irak’taki geçiş sürecinin tamamlanacağı ve sıranın “şer ekseni” ilan edilen diğer ülkelere geleceği umuluyordu.

Geçtiğimiz yaklaşık dokuz yıl boyunca bu beklentilerin nasıl suya düştüğünü izledik. ABD, tarihinin en büyük ve hâlâ telafi edemediği hezimetini dünya kamuoyu Ebu Gureyb’den haberdar olduğu gün tattı. Ülkedeki direnişi ezmek için yapılanlar ve kopan iç savaşın açtığı derin yaralar yenilgiyi daha da büyüttü. Bu hem ahlakî hem de stratejik bir mağlubiyettir. Iraklıların maruz kaldığı insanlık dışı işkence ve katliamlar, ABD’nin küresel ahlaki liderlik iddiasının altını boşalttı. Yükselen Amerikan aleyhtarlığı da bölgenin dönüşümü üzerine yapılan hesapları zora soktu.

Dünya sisteminin son on yılda kazandığı çehre, tarihin bir kez daha aktörlerin planladıklarından farklı bir güzergahta akmaya başladığını gösteriyor. Bu zaman zarfında Avrupa, ABD’den birçok bakımdan daha fazla uzaklaştı. Çin gibi ülkelerin yükselişi yavaşlamadı, aksine öngörülemeyen hızlara ulaştı. Yüz dolar düzeyinde seyreden petrol fiyatlarına alışıldı. Yüksek fiyatlar, Amerikan ekonomisine ilave yük getirirken, Rusya ve İran’dan Venezuela’ya kadar ABD’nin rakip kabul ettiği ülkeleri güçlendirdi. Dünya finans krizi, kozmopolit projeye de darbe indirdi. Devlet ve piyasalar arasındaki denge birincisi lehine değişmeye başladı.

Sistemik düzeyde şahit olunanlara benzer biçimde bölgesel dinamikler de beklenmedik bir yöne doğru evrildi. Örneğin Irak, tarihinde olmadığı kadar İran nüfuzuna açıldı. Diğer taraftan Çin ve Rusya’nın Ortadoğu’yla bağlantıları daha da kuvvetlendi. İç kavgalar, farklı mezhep ve etnisitelere mensup gruplar arasında derin güven uçurumları yarattı. Bu toplumsal yarılma hattı, Irak sınırlarını aşarak tüm bölgeye yayılma eğilimi taşıyor. Şii hilalinin karşısına Sünni bloğu yerleştiren kutuplaşma, çatışmanın bölgeye transfer edilmeye çalışıldığının işareti.

Bağdat’taki son bayrağın indirilişini anlamlandırırken, yukarıda özetlediğimiz sistemik ve bölgesel çerçeveye tarihin kılavuzluğuna da başvurarak bakmak durumundayız. İlk dikkat kesilmemiz gereken şey de, Asya-Pasifiğin Amerikan dış politikasının ana ekseni ilan edilişidir. Söz konusu politika değişikliği, 2000’den itibaren engellenmesi için uğraşılan gelişmelerin artık dünya sisteminin yeni gerçekleri haline geldiğini tescil ediyor. ABD’nin yaşadığı döngü, halefi olduğu İngiltere’nin deneyimiyle şaşırtıcı benzerliklere sahip. 1880’lerden 1900’lerin başına kadar devam eden I ve II. Boer Savaşları, Britanya İmparatorluğu’nu ahlaki ve stratejik bakımlardan zayıflatmıştı. İngiltere başını bu bölgesel savaşlardan kaldırdığında, kendisine meydan okuyacağından korktuğu Almanya’nın hayli yol aldığını fark etmişti. ABD ile Atlantik’teki rol paylaşımı, Fransız, Rus ve Japonlarla girişilen ittifak müzakereleri yıpranan İngiltere’nin asıl tehdit karşısında gücünü toparlama girişimleriydi.

ABD de iki Irak Savaşı’nı takiben yeni bir dünya gerçekliğine uyanıyor. Ortadoğu’daki varlığını neredeyse 1990 öncesindeki seviyesine indirme kararı alışı, bizlerde Washington’un sanki bir zamanların Londra’sıyla aynı yolu adımladığı kanaatini uyandırıyor. Bu sırada bölgemiz ise geri çekilişin yarattığı eş zamanlı anaforu yaşıyor. Rol kapmaya çalışan aktörler arasındaki çekişmelerin ve ABD’nin halının altına süpürdüğü sorunların tetikleyebileceği bir dizi potansiyel kriz kapımızda bekliyor. Kerkük’ün nihai statüsü, petrol ve doğal gazın gruplara fiilen paylaştırılması gibi ciddi gerginliklere yol açabilecek konular bunlardan birkaçı. Hatta bazı meseleler öyle keskin ve çetrefilli ki, sormadan edemiyoruz. Amerika askerlerini çekerken büyükelçiliğinde niçin 16.000 görevli bırakmak istiyor?

mehmetakifo@yahoo.com

Etiketler: , , , ,

Geçmiş Yazılar

Comments are closed.