Ayasofya Camii

30 Ağu 2012

Atsız, Halil Berktay, Burjuva-tipi Kadın ve ‘Topal Asker’

Yazan: FIRAT KARGIOĞLU

“Şiddete meyyalim, vallahi dertten.

Hakkımda yanılttılar milleti cidden.”

Murat Menteş

1: Bu notlar, Taraf Gazetesi yazarı Halil Berktay’ın –13 Haziran 2012 tarihli, ‘Nâzım ve Nihal Atsız: Bir Karşılaştırma’ başlıklı köşe yazısındaki temelsiz hükümlerine itirazlarımdır. Adı geçen yazıda, Halil Berktay, Nâzım Hikmet’ten ziyade, Nihal Atsız’ı hedef almış ve Büyük Türkçüye, 1926 yılında yazmış olduğu ‘Topal Asker’ başlıklı şiiri üzerinden, cafcaflı kavramlarla yüklü, süslü püslü hakaretler yağdırmıştır. Bu hakaretlerin ideolojik [: Affedersiniz, yoksa ‘meta-ideolojik’ mi demeliydim?] temeliyse –tahmin edileceği üzere, liberalizmdir. Berktay’a göre, “Türkiye’nin gelmiş geçmiş en su katılmadık Nazi’si” Nihal Atsız, mevzubahis şiirinde, güya “burjuva kadınlarına ve onlar üzerinden genel olarak kadınlara ilişkin” tavrını ortaya koymaktaymış. Dahası, ‘Topal Asker’ şiirindeki öfkeli içerik, Nâzım Hikmet’in sekiz yıl sonra (1934) peş peşe kaleme aldığı dört yazıdaki, “geleneksel fuhşiyat edebiyatının kıyısında” dolaşan cümleleriyle de paralellik arz etmekteymiş. [*] Hem Nihal Atsız’ın, hem de –Berktay’ın yazısındaki anlamıyla- Nihal Atsız’ın ‘ardılı’ olan Nâzım Hikmet’in bu ahlâkçı reddiyeleri, Nazi Almanyası ve Stalin’in Sovyetler Birliği ile birlikte “1930’ların üç tipik rejimi”nden biri olan “Kemalist Türkiye”nin, “milliyetçi-gerçekçi” romancısı Yakup Kadri’nin ‘Sodom ve Gomore’ adlı romanıyla buluşuyormuş. Falan filan… Kısacası: Son derece ‘ilmî’ (!) içerikli köşe yazısında, liberal–demokratik detektör Berktay, bireyci (bencil), nihilist (atipik) okurları için, ‘toplumcu mayın’ların yerlerini bir bir tespit etmiştir!

2: Bendeniz, Berktay’ın yazısının Nâzım Hikmet kısmıyla ilgili değilim; dolayısıyla yalnızca yazarın Atsız Hoca’mıza ve ‘Topal Asker’ başlıklı şiiri okuma biçimine ilişkin düşüncelerimi özetleyeceğim. Özetimin kontratak işlevini tastamam yerine getirmesi içinse, evvela sözü Berktay’a bırakayım: “Nâzım’ın bu yazılarından sekiz (ilk notta bahsettiğimiz yazılardan bahsediyor –F.K.), Peyami Safa’nın Fatih-Harbiye’sinden (1931) beş yıl önce, Nihal Atsız Topal Asker şiirini yazmış (1926). Belki Millî Mücadele’de, fakat öyle olması da şart değil, genel olarak vatanın ve milletin düşmanlarına karşı savaşırken sakat kalan bir Türk askeri, Alman proto-faşizminin Volkisch damarından beslenen bir halkçılık, ya da SA hücum taburlarının “proleter”liği, ya da keza MHP ve Ülkü Ocaklarının “pleb sokak faşizmi” içinden konuşup, “sınıf nefreti”ne hedef olarak kozmopolitizmi; alla franca’yı; yukarı sınıf, “ecnebi” ve “burjuva”, yani “kötü” olan her şeyi temsil eden bir genç kızı seçer.” [**] Berktay, buram buram self-oryantalizm ve anakronizm kokan bu iptidaî analojiyi yazdıktan sonra, ‘Topal Asker’den alıntılar yapmış ve bu alıntıları, şiirin tabii bağlamından kopararak, iç tutarlılık kaygısı gütmeksizin yorumlamıştır. İmdi, Berktay’ın ‘Topal Asker’ yorumuna ilişkin itirazlarımı sıralayabilirim.

3: İlk itirazım, Berktay’ın tuhaf ‘tümevarım’ mantığınadır: Diyelim ki ‘Topal Asker’ şiirinde Nihal Atsız, Berktay’ın belirttiği gibi, “burjuva” sınıfından bir kadına (genç kıza) karşı tavrını ortaya koymuştur. Öyle olsa dahi, Berktay -1 No’lu notta da dikkat çektiğim üzere, şairin “genel olarak kadınlara” karşı tavrının bu olduğunu nereden çıkarmaktadır? Daha açık bir deyişle: Berktay’ın bu yorumunun [***], şiirdeki dayanağı nedir? Hemen söyleyeyim: Şiirde böyle bir tümevarıma izin verecek, en ufak bir dayanak yoktur. Dolayısıyla, Berktay’ın tümevarımı, düpedüz bir uydurmadır!

(Derkenar: Şayet Halil Berktay, Atsız Hoca’nın kadınlarla ilgili genel düşüncelerini doğru bir şekilde tespit etmek niyetindeyse, o hâlde sadece Büyük Türkçü’nün ‘Topal Asker’ şiirini değil, sözgelimi ‘Geri Gelen Mektup’ veya ‘Türk Kızı’ gibi şiirlerini de mutlaka okumalıdır!)

4: İkinci itirazım, Berktay’ın ‘Topal Asker’ şiirinin ‘reaksiyoner’ niteliğini görmezden gelerek, şiirin tabii bağlamını perdelemesidir. Oysa dediğim gibi, ‘Topal Asker’deki öfke reaksiyonerdir ve şairin kin dolu dizelerini ateşleyen ilk kıvılcım, Berktay’ın iddia ettiği gibi yalnızca bir ‘sınıfsal kin’ değil, aynı zamanda bir tür ‘refleks’tir. Şair durup dururken, “burjuva” sınıfına mensup bir kadına sözleriyle hücum etmez; çünkü şiirde, evvela o kadın “arsız” kahkahalar atarak, savaştan dönmüş olan Türk askerinin topal bacağıyla alay etmektedir: “Ey saçları “alâgarson” kesik hanım kız! / Gülme öyle bana bakıp sen arsız arsız! / Bacağımla alay etme pek topal diye. / Bir sorsana o topallık nerden hediye?” Berktay, tartışmaya açtığım yazısında, şiirin bu dizelerini de aktarmakta, ancak –nedense?- bu dizelere ilişkin tek satırlık bir “yorum” bile yapmamaktadır. Oysa net bir şekilde görüldüğü üzere, şiirdeki ‘sınıfsal kavga’, Türk askerinin nedensiz öfkesinden değil, “burjuva” sınıfına mensup kadının gamsız kahkahalarından kaynaklanmaktadır. Berktay’ın yorumunda yaptığı, resmen ideolojik karartmadır!

(Derkenar: Zannediyorum, şiirdeki Türk askerinin yerinde, nihilist gözlükleriyle toplumculuğa bakan Halil Berktay olsaydı, meta-ideolojik donanımı sayesinde sahip olduğu yüksek liberal-terbiye gereği, kendisini alaya alan güzel genç kızın önünde saygıyla eğilerek, narin elceğizine, fiyakalı bir öpücük kondururdu!)

5: Üçüncü ve son itirazımsa, şudur: Her ne kadar Berktay gibiler itiraz etse de, onların da ‘Topal Asker’ misali şiirleri okuma biçimi, son kertede ‘ideolojik’tir. Berktay’ın ‘Topal Asker’i okuyuş biçimi, tıpkı Doğu Perinçek’in ‘Bozkurtlar’ romanını okuyuş biçimine benzemektedir [Bakınız: ‘Nihal Atsız’ın Romanlarındaki Yumuşak G Vitamini’, Papirüs Dergisi, Sayı: 29, 1999]. Her iki okuma biçimi de, Atsız Hoca’nın yapıtlarını tabii bağlamından koparan, ideolojik keyfilikler içermektedir. Aradaki farksa, Atsız’ın yapıtlarını, Perinçek olumlayarak saptırırken, Berktay ise saptırarak olumsuzlamaktadır.

(Derkenar: “Yiğidi öldür, hakkını yeme” demişler. Bu maksatla, Perinçek’in ‘Bozkurtlar’ romanına ilişkin makalesinin, Berktay’ın ‘Topal Asker’e ilişkin köşe yazısından çok daha ciddi ve seviyeli olduğunu belirtmeliyim. Berktay’ın ‘Topal Asker’ şiirini çözümleyiş biçimi –ciddiyet ve seviye bakımından, adeta akademik dilli bir ‘Recep İvedik’ kıvamındadır. Perinçek’in ‘Bozkurtlar’ romanına ilişkin makalesiyse, orijinal/alternatif bir okuma biçimi olarak anılmaya değer bir metindir.)

6: Besbelli ki Berktay, “burjuva” sınıfına mensup kadınlara karşı ayrı bir hassasiyet taşıyor. Psikolojik gerekircilik icabı, elbet vardır bu hassasiyetin bir nedeni. Ancak Berktay bilmelidir ki, hassasiyetler de en nihayetinde sınıf sınıf, renk renktir ve herkes, Berktay ve cemaatiyle aynı hassasiyetleri taşımak zorunda değildir. Ayrıca: Türkçü gelenekten gelen bir entelektüelin, ‘Topal Asker’ şiirindeki kadın tipini, yermese dahi, övmesi de mümkün değildir. Zira Büyük Türkçü’nün de –‘Türk Kızları Nasıl Yetiştirilmeli?’ başlıklı makalesinde işaret ettiği üzere, bize göre: “Türk kızları, çok eski zamanlardaki Türk kızları gibi fazilet mümessili olarak yetiştirilmelidir. Soğukkanlı, vakur, sade ve vazifeşinas olmalıdırlar. Yalnız süs peşinde koşan bir kız, analık ve yurt duygularından uzaklaşmış müstakbel bir kokettir. Bu vatanın iyi dans eden, şu kadar elbisesi olan, güzel boyanan, hattâ kusursuz pasta yapan kızlara değil; "bu vatana şerefli oğullar ve faziletli kızlar yetiştirmek en büyük borcumdur" diyen kızlara ihtiyacı vardır.”           

_____________________________ 

Sonnotlar 

[*]: Berktay, her ne kadar yazının başında Nihal Atsız ve Nâzım Hikmet arasında böylesi bir paralellik kursa da, yazı boyunca Atsız’a ilişkin hakaretlerini sıraladıktan sonra, metnin sonunda Nâzım Hikmet’i ‘görece mâsum’ ilân etmekten de geri durmamıştır: “Bütün bunları Nâzım’a yakıştırmak tabii mümkün değil.” Yani Berktay’a göre, her ne kadar ikili (Nâzım Hikmet–Atsız) arasında bir “ruh ikizliği” olsa da, esas cehennemlik olan ruh, Nihal Atsız’a aittir, Nâzım Hikmet’e değil!

[**]: Nihal Atsız’ın Türkçülüğünün; hem İtalyanların Faşizm’i, hem de Almanların Nazizm’inden (dolayısıyla, hem de MHP ve Ülkü Ocakları’ndan!) daha eski bir tarihsel/entelektüel geçmişe dayandığını, Berktay gibi sözde liberal aydınların hala kavrayamamış olmaları son derece gülünçtür. Hiç şüphem yok ki Berktay, eğer imkân bulsaydı, Ziya Gökalp’i de (1876–1924) bizlere ‘1933 yılında Almanya’nın başına geçen Hitler’in Türk[çü] danışmanı’ olarak yuttururdu! 

[***]: Berktay: “Nihal Atsız’da, asker-erkeğin milliyetçi ve kadın düşmanı öfkesi bir kreşendo halinde kabarır; bir yandan sözcük dağarcığı tükenip sırf küfürler kalırken, diğer yandan öldürme tutkusuna ulaşır.”

Paylaş:

    Geçmiş Yazılar

    Comments are closed.

    • İZ BIRAKANLAR

      "Bana öyle geliyor ki, biz insan için, ülkemiz için istediğimiz ve savunduğumuz fikirlerden ötürü değil, bu düşüncelere layık kimseler olamadığımız için yargılanabilirdik. Zahiri sebepler neler olursa olsun, belki de yargılanmamızın gerçek sebebi budur. Ve belki bizi yargılayan güç de bunun sıradan bir vesilesidir. Gerçeği Allah bilir."

      Nevzat Kösoğlu (Askeri Mahkemedeki savunmasından)

    • Sosyal Ağ

    • ETİKETLER

    • İLETİŞİM

      Editör: Yasin Karabulut

      editor@turkyorum.com

      Facebook Twitter More...