14
Haz
2013
Yazan: TÜRKYORUM
Yazarlarımızdan Fırat Kargıoğlu’nun editörlüğünde ve Prof.Dr.İskender Öksüz, İkbal Vurucu, Mustafa Onur Tetik, Halil İbrahim Koç’un katkılarıyla hazırlanan “Vaktiyle Bir Atsız Varmış” isimli eser, basılmış olup dağıtımına başlanmıştır. Alanında önemli bir boşluğu dolduracak bu önemli esere aşağıdaki bilgiler yoluyla ulaşabilirsiniz.
Yayıncı: Siyah Beyaz Kültür ve Sanat Platformu Derneği Başkanı M. Bahadırhan Dinçaslan
* Dernek Adresi: Dereboyu Cad. Kaynak İş Merkezi Kat: 2 No: 11, Mecidiyeköy, İstanbul.
Editör: Fırat Kargıoğlu
13
Haz
2013
Yazan: TÜRKYORUM

Evvel gidenlerle sohbet maksatlı, bahsi geçen isimlerin değişik eser, gazete ve dergilerde yer alan “kendi” ifadeleri derlenerek hazırlanmıştır.
“Türkyorum” için İlhan Bardakçı ile gerçekleştirdiğimiz bu kurgu söyleşi, Bardakçı’nın 1982 yılı içinde Tercüman gazetesinde günlük fıkralar halinde yayımlanan yazılardan nakledilmiştir.
Afşin Selim / afsinselim@gmail.com
- Edouard Malet, “Tarih içinde Türkler gibi çağdan çağa, aşiretten imparatorluğa ve ölüm noktasından dirilişe sıçramasını bilen bir başka millete rastlamak güç ve imkânsızdır” diyor?
Geniş hatları ile bir milletin dünya üzerinde kendisinden başkasını inkârı demek olan şovenlik duygusu budalalıktır, bu doğru. Ama bizi inkâr etmek isteyenlerin tenkidlerine uğrayacağız ve şovenlikle suçlanacağız korkusuna kapılıp, millî vasıflarımız ile maddî ve manevî müktesebatımızı reddetmek, sadece züppelik değil, ihanettir. Bir millet, tarihini bilmek istiyorsa, ona kim anlatacaktır, kim olup, nereden gelip, nereye gitmekte olduğunu? Türkiye Cumhuriyetini 1923 tarihinde gökten zembille indirilmiş, yeni bir devlet diye tarif eden gaflet batağındaki eğitim felaketimiz mi? Kendi lanetli yorumlarını tarih şeklinde şırıngalamak hırsına kapılmış tarih eğiticileri mi? Geçmişte nasıl bir büyük olduğumuzu, çöküş sebeplerine çengelleyerek hikâye etmek gerek, gerek ki, bugün de, büyük olmanın sırrına erebilelim. Tamamını oku. »
11
Haz
2013
Yazan: CEM SÖKMEN
“İstanbul’u boyayalım, başka çare yok.” Doğan Kuban
Dikkat! Yazıda “Dış Güçler”, İç Uzantılar”, “Bilderberg”, “Faiz lobisi”, “oyun”, “plan”, “Beyaz kuvvetler” gibi kelime ve ifadeler sadece bu cümlede geçmektedir.

İsmail Kara, 3 yıl evvel TZT Kültür Merkezindeki konuşmalarından birinde sözü Muzaffer Sarısözen’e ve onun türkülerimizle ilgili çalışmalarına getirmişti. Ve bu vesileyle Türkiye’de radyo yayılana kadar askere gidenler dışında insanımızın farklı yörelerin türkülerini pek bilmediğini ifade etmişti. Radyonun yayıldığı yıllar aynı zamanda Türkiye’de iç göç hareketliliğinin de başladığı yıllardır. Kemal Karpat ve Durmuş Hocaoğlu, Türk toplumunun bu göçlerle birlikte İstanbul’da ilk defa bu ölçekte kaynaştığını söylerler. Gerçekten de Hataylı ile Sinoplu, Erzurumlu ile Manisalı burada buluşmuş, kelimelerini, deyimlerini, yemeklerini ve adetlerini paylaşarak birbirlerini zenginleştirmiştir.
Mustafa Kutlu’nun Uzun Hikâye’sindeki Bulgaryalı Ali’yi hatırlayalım. Bir ahlaki örgü taşıyan, haksızlıklara dayanamayan ve bu yüzden ya eşrafla ya da memurla başı derde giren, sürülen ama hep göç ederek yeni bir hayat kurmanın mücadelesini veren reaya’nın çocuğu Ali. Böylesine bir çeşitlilikten gelenlerin kimisi bir siyasi yapı ile, kimisi bir dini yapı ile birlikte oldu kimisi de 4-5 yılda bir sandığa gidip oy kullanmak dışında ne siyasetle ne herhangi bir organize yapıyla ilgilenmedi. Bugün bize sunulan Eski Türkiye-Yeni Türkiye denkleminin dışında bir Yeni Türkiye var ve bu Yeni Türkiye’de -organize yapıların dışında- göçlerle büyük şehirlere gelmiş ama koşullar sebebiyle ancak hayata tutunabilmiş anne-babaların harcı var. Tamamını oku. »
10
Haz
2013
Yazan: AFŞİN SELİM
“Türk, Suriye Selçuklu Sultanı Tutuş gibi, Anadolu Selçuklu Sultanı Süleyman’la harp ederken, kendisine teslim olmak için intihar eden hasmının naşını arar, bulur ve ‘Biz size zulmettik, ailenize huzur vermedik, bizi affet!’ diye ağlayarak üstüne kapanır. Zafer teraneleriyle ortalığı inletmez. O günü, matem günü ilan eder ve Süleyman’ın cenaze namazını kendi kıldırır.” (Nurettin Topçu, Yarının Türkiyesi, 1961)
Kaynak neresiyse, başlangıç oradan gerçekleşiyor ve böylece tarihî akış kesintisizce devam ediyor. Devamlılığı sağlayan unsurlar sayesinde…
Sınırları vakti zamanında çizilmiş ve kazanılmış bir toprak parçasından ibaret görmediğimiz bir ülkede yaşadığımızı, öncelikle hatırlatalım. Türkiye, ülkelerden bir ülke olmadığı gibi, topraklardan bir toprak da değil… Ya üzerinde yaşayanlar? Onları da, yiyen, içen, cinsel iştahlarını bir şekilde karşılamaya çalışan ve defi hacette bulunan kişiler yığını olarak görmüyoruz elbette.
Kalp, gönül ve ruh taşımak, insan adlı varlığı diğer canlılardan üstün kılıyor. Doğal olarak. Böylelikle; yanlışın ve doğrunun, iyinin ve kötünün, güzelin ve çirkinin nasılı şekilleniyor. İlgilisine kalan, nerede pozisyon alacağı… Tamamını oku. »
1
Haz
2013
Yazan: MEHMET AKİF OKUR
Gezi Parkı eylemlerine son nokta konulmadı. O yüzden nereye doğru evirileceğini, kamuoyu vicdanının nihai hükmünü nasıl vereceğini henüz bilmiyoruz. Olaylar akmaya devam ettiği için de ilgilerimiz daha çok detaylar üzerinde yoğunlaşıyor. Ulaşabildiğimiz görüntülere, ekranlardan akan sözlere bakıp aidiyetlerimize zarar vermeden duygularımızı aktaracak kelimeler aramakla meşgulüz. Ancak bir şeyi itiraf etmeliyiz. Bazı aktörler ve sahneler hoşlanmadığımız biçimde tanıdık gelse de, olan-bitende “yeni” bir şeyler var. İktidar-muhalefet konumlarının ötesinde bir noktadan bakarak anlamaya çalışmamız gereken şeyler…
Kalabalığın niteliği zamanla değişse de, farklı partilere oy vermiş seçmenlerden oluşan bir topluluk Türkiye’nin şimdiye dek geniş çaplı protestolar oluşturmasına alışmadığı türden bir sorun için eyleme başladı. Kimlik meseleleri ve hayat tarzları etrafındaki kemikleşmiş kutuplaşmalardan bakarak kolayca itiraz edilemeyecek bir “yerel” sorun, insanları polisle karşı karşıya gelme pahasına sokağa döktü. Eylemin ilk safhasında sosyal medyadan yansıyan havaya bakıldığında şunu gördük. İktidar partisinin seçmenleri dâhil çok büyük bir kitle eyleme katılmasa bile protestolara hak verdi. Gezi Parkı ile ilgili kararın alınış biçimini de polis müdahalesini de en azından alkışlamadı. Bu durum, siyaset yelpazesinin tümüne yaygın bir dönüşümün habercisi. Toplumun dinamikleşen kesimleri, belirli aralıklarla sandığa gitmeye indirgenmiş bir demokrasi anlayışını reddediyor. Yeni dönemde “katılımcı demokrasi”, gerçekten kitlesel bir talebe dönüşebilir. Tamamını oku. »
31
May
2013
Yazan: MEHMET KAAN ÇALEN
“Ali Suâvî’nin Türk isimli makalesininilk sayfası”
Ali Suâvî, Ulûm Gazetesi’nin ilk sayısında (1869) neşrettiği “Türk” isimli makalesinde: “Avrupa’da res (race) meselesi var. Yani bir kavmin kabiliyet ve istidâdına hükmetmek için mensub olduğu şa’ba nazar etmek itikadı vardır.” der1 ve makaleyi kaleme alma sebebini şöyle açıklar:
“Bu ehl-i nazardan bazı meşâhîr, Türkleri mesâî-i zihniyeden âri, yalnız bir kaba kahraman gibi mütâlaa ediyorlar. Bu mütâlaanın yanlış olduğunu göstermek isterim2.”
Suâvî, Türklerin zihnî mesâîlerini Osmanlılardan önce ve Osmanlılarda olmak üzere iki başlıkta inceler. Osmanlı öncesi dönemi, “şimdilik” kaydını da düşerek Türklerin İslâmiyet’i kabullerinden sonra ortaya koydukları ilmî eserler ile tahdit eder.
Suâvî, Türklerin birinci dereceden ilmî eserler ortaya koyduklarını belirtir. Ona göre “terbiye-i hayvanât ve harf-ı enhar ve maden ve tarih ve kitabet gibi şeyleri” dünyaya Türkler yaymıştır. Muallim-i sânî lakabını kazanmış Farabîbir Türk’tür.Yunanlı Hipokrat’ın sadece tabib, Aristo’nun ise sadece filozof olmasına karşılık hem tabib hem de filozof olabilmeyi aynı anda başarabilmişİbn Sina da bir Türk’tür. İslâm medeniyetine ve ilmine hizmet eden Mâveraü’n-nehir’deki“ulûm-ı akliye ve nakliye ulemâsı” da Buhara’nın ve Semerkand’ın birer Türk memleketi olması hasebiyle Türk’tür.Suâvî, misâl olarak Maturudî ve Buharî’yi gösterir. İlme büyük hizmet eden Harezm ve Horasan âlimlerinin de Fars olmadıklarını, Gazalî, Tusî, Zemahşerî, Taftazanî, Cürcanî gibi âlimlerin Türk olduklarını ispat etmenin güç olduğunu ancak Türk hükümetlerinin idare ve teşviki altında yetiştiklerinin bir hakikât olduğunu ifade eder. İslâm dünyasında ilk medresenin de Türkler tarafından açıldığını hatırlatır3.
Tamamını oku. »
30
May
2013
Yazan: MUSTAFA ONUR TETİK
Kitaba Dair
İdealler uğruna verilen entelektüel uğraşın yol açtığı badireler karşısında kişilerin takındıkları tavrı iki şahıs üzerinden kategorize edebiliriz: Sokrates, “baldıran zehri” içmek pahasına kendi doğrularını, sadece dille bile reddetmeyi kabul etmezken Galileo; engizisyon mahkemesinin şerrinden korunmak adına kendi hakikatini, zihnen olmasa bile, pekâlâ inkâr edebilmiştir. Galileo hayatta kalarak hakikatini aramayı sürdürme imkânını muhafaza edebilirken, Sokrates hakikatinin uğrunda varlığından olmuştur. Bu iki tavrı rasyonel tercih perspektifinden muhakeme edecek olursak; pek tabi Galileo’nun badire karşısında aldığı pozisyon, Sokrates’in adanmışlığından daha doğru bulunacaktır. Hakikat yolundaki badireler karşısında Sokrates tavrı; gözü kara bir idealizmi, Galileo tavrı; işlevsel bir rasyonalizmi temsil eder.
“Kömen” adlı şiirinde “Ülkü uğrunda gönüller delidir / Kişiler ülkü için ölmelidir” diyen Hüseyin Nihal Atsız, bu manada Sokrates’in soyundan gelmektedir. Öyle düşünüyorum ki; Atsız Bey’i özel kılan şey, “delilik” boyutunda sayılabilecek, ülküsü uğrundaki uzlaşmaz tavrıdır. Siyaset, doğası gereği bir uzlaşma sanatı olduğuna göre, Atsız’ın siyasete olan tavrı da buradan kaynaklanmaktadır. Çilehanedeki bir dervişin içinde yaşadığı metafizik âlemi, dünya ile bağını koparmadan kendisine yaratan adamdır. Benim de içerisinde bir makalemin bulunduğu, dostum Fırat Kargıoğlu’nun editörlüğünde hazırlanan “Vaktiyle Bir Atsız Varmış” isimli eser; Atsız’ın yarattığı ve fikirlerinden etkilenen pek çok insanın gerçekliğini sorgulamadan, agnostik bir inanmışlıkla içinde yaşadığı metafizik âlemin yapısını çözmek adına bir uğraştır. Tamamını oku. »
28
May
2013
Yazan: FIRAT KARGIOĞLU
“Bu büyük bir şey değildir ya, pek de küçümsemeyin.”
Nurullah Ataç
Neredeyse iki yıl oldu sanırım. Büyük Türkçü Hüseyin Nihâl Atsız için hazırlamakta olduğumuz, “Vaktiyle Bir Atsız Varmış” adlı kitap sonunda tamamlandı ve basım aşamasına geldi. Kitap, toplamda on dokuz aydınımızın katkılarıyla yazıldı ve hem Prof. Dr. İskender Öksüz’ün “Önsöz”ü, hem de Dr. Buğra Atsız’ın “Sunuş”uyla şereflendi. Antik Yunan trajedi yazarı Euripides ise, bize, şu bilge sözüyle öncülük etti: “Köle, düşüncesini söyleyemeyendir.”
Öncelikle şunu belirtmeliyim: “Vaktiyle Bir Atsız Varmış”, kitabımıza “mitoloji/fantastik edebiyat” konulu makâlesiyle entelektüel bir katkı da sunan M. Bahadırhan Dinçaslan kardeşimizin başkanı olduğu, Siyah Beyaz Kültür ve Sanat Platformu Derneği’nin desteğiyle, “olduğu gibi”, yâni herhangi bir ideolojik/dinî sansüre mâruz kalmadan basılabilme imkânına erişti. Bahadırhan kardeşimizden bu hakîkatperver teklifi almadan evvel, ne yazık ki kitabımız birçok yayınevince sansürlenmek şartıyla basılmak istendi: Söz konusu yayınevlerinden kimisi kitabı yalnızca bir “konu”ya indirgerken, kimisi ise yalnızca bir “yazar”a indirgedi ve o konu ya da yazar üzerinden, kitabımızın Türkçülüğe “zarar” verecek bir yayın olduğuna kanâat getirdi! Bâzı yayınevi sahipleri ise –şimdi düşününce “şaka” gibi gelse de– büyük bir ciddîyetle bizlere şöyle bir öğüt verdi: “Bu kitap çok kalın olmuş gençler, bizim millet bu kadar kalın kitabı okumaz, o yüzden de satmaz bu kitap. En iyisi siz bunun çok fazla gerekli olmayan, “olmasa da olur” dediğiniz yerlerini atıp, inceltin biraz bu kitabı. O zaman basarız.” İşte Siyah Beyaz KSPD ekibi, çalışmamıza, tam da bu tarz ideolojik ve ticârî kaygılardan bıktığımız bir anda, koşulsuz bir biçimde kıymet ve destek verdi. Bu nedenle kendilerine, tüm yazarlar adına, sonsuz teşekkürlerimi sunarım. Tamamını oku. »
23
May
2013
Yazan: TÜRKYORUM

Yazarımız Prof. Dr. İskender Öksüz Bey’in “Türk’üm Özür Dilerim” isimli eseri neşredilmiştir. İskender Öksüz’ü (Ayhan Tuğcugil’i) tanıyanlar onu Türk Milliyetçiliği Fikir Sistemi eserinden hatırlarlar. Prof. Öksüz aynı üslup ve aynı sistemli bakışını, Türk Milliyetçiliği’nin bugününe ve ona yöneltilen saldırılara çeviriyor. Türk Milliyetçiliği’nin bugünkü meselelerini kitabın beş bölümünde irdeliyor: Millet, “Türk’üm Özür Dilerim”, Fikir Savaşları, Tek Yol ve Kültür. Kitaba aşağıdaki adresten de ulaşılabilir:
http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=651857&sa=140734625