Cini Deseni

3 Ağu 2015

İnkâr Korkusundan Teslimiyete: “Sürecin” Çözücü Dili Üzerine

Yazar: MEHMET AKİF OKUR

türkyorum - sürecin çözücü diline dair

Türkiye, yaklaşık son üç senede adı hususunda bile mutabık kalamadığımız “Sürec”i rafa kaldırırken bir muhasebe yapmaya da çalışıyor. Evlerimizi her gün yeni şehit haberleriyle mateme gark eden terör dalgası karşısında güvenlik kalkanını omuzlamak mecburiyetinde kalan Ankara’nın önce sıcak krizi atlatmasını sağlayacak bir krokiye, ardından ise “Sürec”i başarısızlığa sürükleyen sebeplerin kapsamlı tahliline dayalı ayrıntılı bir yol haritasına ihtiyacı var.

Nitekim, medya ve siyaset üzerinden yürüyen tartışmalara baktığımızda bu doğrultuda bir hareketlenmenin yaşandığını görüyoruz. Ancak, henüz duygusal/siyasi “reaksiyonların” ötesinde metodik derinliğe sahip önerilerin aleniyet kazandığını söylemek zor. Bu çerçevede, eski politikanın temel mantığını savunurken problemin yalnızca kötü uygulamadan kaynaklandığını  ileri sürenleri de reaksiyon parantezi içine yerleştirdiğimizi belirtelim. Mesela; İngiltere’nin IRA, İspanya’nın ETA vb deneyimlerine ait hatıra ve takvimleri referans alan kimi eleştiriler, “prosedür” düzeyinde sorunlar yüzünden Sürecin tıkandığı zannından hareket ediyorlar. Oysa ihtiyaç duyduğumuz şey; daha ileri bir derinlikten, bize mahsus “yapısal” özellikleri merkeze alarak bahse konu örnekleri sorgulayacak ve karşımızdaki problemle kıyaslanabilir sonuçlar çıkarmamıza imkan verecek bir zihnî süreç. Örneğin IRA meselesine baktığında; Türkiye ve İngiltere’nin dünya sisteminin güç hiyerarşisi içindeki birbirinden uzak konumlarını, Kuzey İrlanda’nın özel statüsünü ve çatışmanın iki taraflı değil üçlü karakterini vb de görüp değerlendirecek bir perspektife sahip olabilmeliyiz. Bu sayede, Süreç deneyimlerinin yüzeyden bakıldığında aktarılabilir gözükürken yakından incelendiğinde değişik meselelere ait bağlamlarda aksi istikamette neticeler doğuracağı anlaşılabilen tabiatlarını keşfedebiliriz. Tamamını oku. »

Paylaş:

    27 Tem 2015

    Kimlik Meselesi Bağlamında Ziya Gökalp Merkezli Bir Ömer Seyfettin Okuması – 1

    Yazar: MEHMET KAAN ÇALEN

    türkyorum - tda dergi 215 sayiGİRİŞ

    Ömer Seyfettin ve Ziya Gökalp, yakın dönem Türk düşünce tarihinin biri daha çok edebiyatçı/hikâyeci, diğeri de sosyolog/düşünce adamı sıfatıyla tanınan iki önemli ismidir. Bu iki ismi bir arada zikretmemizi mümkün kılan müşterek, Türkçülüktür. Ülkemizde hem sosyolojinin hem de Türkçülüğün kurucu babaları arasında yer alan Gökalp’in çağdaşları üzerinde belirgin bir etkisi vardır. Bu makalede Gökalp’in sosyolog ve Türkçü sıfatlarının çakıştığı nokta olan kimlik meselesi bağlamında, Gökalp merkezli bir Ömer Seyfettin okuması yapmak suretiyle Gökalp’in sistemleştirdiği terminolojik ve fikrî yapının Ömer Seyfettin üzerindeki izlerini görebilmeyi amaçlamaktayız. Önce Gökalp’in kimlik meselesinde ortaya koyduğu fikrî yapı terminolojik düzeyde ele alıp bu terminolojinin Ömer Seyfettin’de karşılığını arayacak, daha sonra da Türklük, Müslümanlık, Osmanlılık kimlikleri bağlamında iki yazarı birlikte okumaya çalışacağız.Seçtiğimiz metinlerin II. Meşrutiyet dönemine ait olduğunu, bir-iki zarurî atıf dışında dönemin sınırları dâhilinde kaldığımızı hemen başlarken belirtmekdoğru olacaktır1.

    DEVLET, ÜMMET, MİLLET

    Osmanlı İmparatorluğu’nda kimlik tartışmalarına esas teşkil eden üç temel kategori vardır: Osmanlılık, Müslümanlık ve Türklük. Türklerin her üçüne birden dahil olduğu bu üç kimlik Osmanlıcılık, İslâmcılık ve Türkçülük olmak üzere üç ayrı siyasetin varlık zemini olmuştur. Yusuf Akçura’nın “Üç Tarz-ı Siyaset”te gösterdiği üzere her siyaset, dahilî olarak imparatorluk, haricî olarak İslâm âlemi ve Türk dünyası coğrafyası üzerinde bir takım vazgeçiş ve kayıpları davet etmektedir. Bu vazgeçiş ve kayıpların üç kimlik ve üç siyaset arasında yarattığı gerilim, tam da “Ben Osmanlı ve Müslüman bir Türküm” diyerek “siyasî, dinî ve nesebî” düzeydeki bu üç cemiyete ait müşterek bir menfaat bulmaya çalışan Akçura örneğinde olduğu gibi üç cemiyetin ortak paydasını teşkîl eden Türkleri bir çıkmaza sokmaktadır2. Ziya Gökalp bu çıkmazı “devlet, ümmet, millet” formülasyonuyla nazarî olarak aşmaya çalışmıştır. Tamamını oku. »

    Paylaş:

      11 Tem 2015

      RABİA KADİR İÇİN BİR MİLYON İMZA!

      Yazar: TÜRKYORUM

      türkyorum - rabia_kadir

      Doğu Türkistan için, Rabia Kadir için, Özgürlüğe “VİZE” ver!

      İmza Kampanyamızın amacı; Doğu Türkistan davasının sembol ismi Rabia Kadir’in Türkiye’ye girişinin önündeki vize engelinin kaldırılmasıdır.

      RABİA KADİR İÇİN BİR MİLYON İMZA

      Rabia Kadir Uygur Türklerinin haklarını müdafaa etmekte ve Çin gibi Türkiye’ye de giriş yasağı bulunmaktadır. Yasağın kaldırılması, Doğu Türkistan’daki insan hakları ihlallerinin Türk ve Dünya kamuoyunun gündemine daha örgütlü biçimde taşınmasını sağlayarak Uygur Türklerinin onurlu mücadelesini destekleyecektir.

      Tamamını oku. »

      Paylaş:

        2 Haz 2015

        “Aydın-Halk İkiliği”: Nereden nereye?

        Yazar: CEM SÖKMEN

        türkyorum - aydın halk ikiliğiAkşit Göktürk, Türkçedeki “aydın” kavramının Batı dillerinde Latince kökenli “İntelekt” kavramıyla karşılandığını ifade ediyor ve ekliyor: “Toplumda belli bir tutumu, etkinliği yüklenmiş bir kümenin adı olarak bu kavramın ilk somut kullanımlarından biri Fransa’da Dreyfus olayı üzerine 1894’te ortaya çıkar, onu izleyen yıllarda da yerleşir. Yazarlar, gazeteciler, bilginler kamuoyu önünde, Dreyfus olayıyla ilgili mahkeme kararına karşı çıkarlar. Bu kullanımda “intellectuels” çoğul adı, bu mesleklerden olup da, tutucu görüşte olan kimseleri dışında bırakır. Bu durum, kavramın daha sonra yüzyılımızda da kazanacağı anlam yönünde önemli bir adımdır. Burada aydınların vurgulanan özelliği, belli bir kavrama, anlama, öğrenim düzeyinde olmalarının yanı sıra, belli nitelikte bir bakışı, eleştiri duygusunu paylaşmalarıdır.”1 19. yüzyıl Türkiyesinde aydın/entelektüel kavramının gelişmesi ise Batı’dakinden farklı bir yol izler. Devletin modernleşme çabaları ekseninde büyüyen yeni memur tabakası, içinden geçtiği Batılı eğitim paradigmasının tesirinde ve Batılılaşmanın sorunlarının muhatabı konumundadır. İlber Ortaylı bu memur-aydın tipini şöyle tasvir eder: “Babıali bürokratıyla 19. yüzyılın Osmanlı aydını özdeştir. Çünkü yaşadığı dünyaya ve ortama başkaldıran; başkaldırmasa bile onu yargılayan, ölçüp tartan okur-yazar adam 19.yüzyıl Babıali çevresinin ürünüdür. Gerçi okur-yazar adam her zaman her yerde vardır; ama o adam konumunun bilincine varıp, çevresi ve dünyayla hesaplaşmaya başladığı ve böyle bir hesaplaşma görevini yükümlendiği zaman, modern aydın doğmuş demektir. Osmanlı aydını düşüncesiyle, tavrıyla politik muhalefetiyle Babıali kalemlerinde doğdu. Bugün bu grubu toptancı nitelemelerle anmak yerine; yeni Türkiye’nin oluşumundaki rollerini, olumlu ve olumsuz katkılarını inceleyip tartışmak yeğlenmelidir.”2 Bir toplumun okur-yazar tabakasının aynı zamanda devlet görevlisi olması bizde Batı’dakinden farklı bir haberleşme ve kamuoyu anlayışını getirmiştir. Gazeteler başlangıçta devletin politikalarının ve kararlarının duyurulması işlevini görür. Devlete ait bildirimlerden kalan boşluğu ise güncel sorunlardan ziyade ansiklopedik bilgiler doldurur. “Memur-aydın”ın dünden bugüne konumu ayrıca incelenmesi ve yorumlanması gereken bir konudur. Tamamını oku. »

        Paylaş:

          28 May 2015

          “Arı Kovanına Çomak Sokmak” Yahut Ahmet Yaşar Ocak’a ve Türk Tarih Yazıcılığına Dair Notlar – 2

          Yazar: MEHMET KAAN ÇALEN

          türkyorum - arı kovanına çomak sokmak 2Türkiye’de Tarih ve Tarihçilik

          Ahmet Yaşar Ocak, “Türk tarihinde İslâm” meselesine odaklanmış bir tarihçidir. Meseleyi teolojik değil tarihî boyutuyla ve devlet değil toplum merkezli bir bakış açısıyla ele aldığını belirten Ocak, bu konuya yoğunlaşma sebebini “Türk tarihi içerisinde İslâm’ın nasıl algılandığı, topluma, siyasete, kültüre nasıl yansıdığı ve nasıl bir seyir takip ettiğini anlama isteği” olarak zikreder (s. 341-342). Ocak’a ait aşağıdaki ifadeler bu bağlamda son derece öğreticidir:

          Benim böyle zor bir alanda çalışmayı seçmemin en önemli sebebi, İslamiyet’i kabul ettikleri tarihten itibaren Türklerin İslam algısının tarihî macerasını takip edebilmektir. Bu büyük ve çok önemli problematik, her vesileyle hep tekrar edegeldiğim gibi, Türk tarihçiliğinin en zayıf alanlarından biridir. Benim amacım, İslâmiyet’in devlet politikasına, toplum-devlet ilişkilerine, toplumsal ve kültürel hayata nasıl yansıdığını, toplumu nasıl dönüştürdüğünü anlayabilmektir. Bunun için ulemanın, medresenin İslâm anlayışı, tasavvuf erbabının, tasavvuf çevrelerinin İslam algı ve pratiği, halk üzerindeki etkileri, saydığım bu iki çevrenin halk tarafından nasıl algılandığı gibi konular iyi bilinmelidir ve bunlar zikrettiğim bu büyük problematiğin birer parçasıdır. Bu sebepledir ki dinî folklorla, dinî mitoloji ile ilgileniyorum… Ben Türk tarihçiliğinin, İslamiyet’in kabulünden bugüne kadar uzanan süreçte, Türklerin nasıl bir İslam anlayışı temsil ettikleri, ne gibi değerler ürettikleri, hayatlarını tanzimde bu değerlerin ne gibi roller icra ettiği gibi çok önemli olduğuna inandığım ciddi, hayati konuları sistematik ve bilimsel olarak çalıştığına kani değilim (s. 253-254).Tamamını oku. »

          Paylaş:

            25 May 2015

            “Arı Kovanına Çomak Sokmak” Yahut Ahmet Yaşar Ocak’a ve Türk Tarih Yazıcılığına Dair Notlar – 1

            Yazar: MEHMET KAAN ÇALEN

            türkyorum-ek arı kovanına çomak sokmakGiriş

            Prof. Dr. Ahmet Yaşar Ocak, Türkiye’nin önemli tarihçilerinden birisidir. Türk tarihinde İslâm, Türklerin ve Türkiye’nin İslâmlaşma süreci, popüler İslâm, Alevilik, Bektaşilik, Türk sufiliği gibi konular Ocak’ın çalışma alanlarını teşkil etmektedir.

            “Arı Kovanına Çomak Sokmak*”, Ahmet Yaşar Ocak ile yapılmış bir söyleşi kitabıdır. Söyleşi, çalışmalarını Ocak ile aynı alanda yoğunlaştıran,Sakarya Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Haşim Şahin tarafından yürütülmüştür. Şahin’in Ocak ile aynı alanda çalışması, Ocak’ın eserlerine, kaygılarına, peşinden gittiği soru ve meselelere vakıf olması söyleşinin muhtevasını ve seyrini tayin etmede müspet bir rol oynamış görünmektedir. Muhatabı doğru zamanda, doğru sorularla buluşturmak ve söyleşiyi uygun şekilde açmak konusunda Şahin’in gayet başarılı bir söyleşi performansı icra ettiği söylenebilir.

            Kitap dört bölümden oluşmaktadır. İlk Bölümde Ocak’ın çocukluk ve okul, ikinci bölümde asistanlık ve hocalık yılları söyleşi konusudur. Üçüncü bölümde Ocak; tarihçilik, Türk tarih yazıcılığı, Türkiye’de tarih yayıncılığı gibi konulara dair sorularla muhatap kılınmaktadır. Son bölüm ise doğrudan Ocak’ın çalıştığı ve işlediği konulara, hususen Türk-Osmanlı İslâmı, Bektaşilik ve Alevilik’ehasredilmiştir. Kitabın sonuna Ocak hakkında dostlarının kaleme aldığı yazılar ile Ahmet Yaşar Ocak bibliyografyası eklenmiş olması kitabı zenginleştirmiş ve tarihçiler açısından daha kullanışlı bir hale getirmiştir.

            Bu yazı, bir tarihçi olarak Ocak’ın biyografisine ve Türkiye’de tarihçiliğin durumuna dair kitabın neler söylediğini tespit etmeye çalışacaktır. Tamamını oku. »

            Paylaş:

              11 May 2015

              Boğazlıyan Kaymakamı: “Şehid-i Millî” Kemal Bey

              Yazar: AFŞİN SELİM

              türkyorum - şehidi milli kemal bey10 Nisan 1919: İstanbul Bayezid Meydanı… Güneşin batışına az bir zaman kala, darağacındaki ceset, askerler tarafından, infiale uğrayan meydandaki kalabalığa teslim edilir. Ertesi gün, onbinlerce kişinin katıldığı bir merasimle, Kadıköy’e geçirilerek Kuşdili’ndeki Mahmut Baba Mezarlığı’na yönelir kalabalık…

              Evvel zaman içinde, Osmanlı topraklarında huzur ve güven içinde yaşayan ve “millet-i sadıka” olarak anılan Ermeniler, Osmanlı’nın zayıf düştüğü, Anadolu’nun ve Yozgat yöresinin içinde bulunduğu kötü durumdan da faydalanarak, yer yer yaşanan isyanlara ve katliamlara girişirler; Hınçak ve Taşnak mensubu olarak. Bu komitelere, “Anadolu topraklarının ve Osmanlı Ermenilerinin kurtarılması” hedef olarak gösterilir. Maksat, Doğu Anadolu’da bir Ermeni devleti kurabilmektir. Böylelikle, iktidardaki İttihat ve Terakki yönetimi tarafından kendilerine yönelik uygulanan tehcir, bir tedbir olarak zorunluluk arzeder. Yozgat’ın Boğazlıyan Kazası ise o dönemde, 40 bin civarında Ermeni nüfusuna sahip bir yerleşim birimidir.

              1885 Beyrut doğumlu olan Mehmed Kemal Bey; 1912’de Gebze, 1913’te Karamürsel, 1915’te de Boğazlıyan Kaymakamlığı görevlerinde bulunur. Son görev yeri Boğazlıyan’da memuriyetten azledilerek, mahkemeye sevkedilir. Çünkü dönemin Damat Ferit Paşa Hükümeti, 14 Aralık 1918’de Ermeni Tehciri sırasında suç işleyenlerin yurdun çeşitli bölgelerinde kurulacak Divan-ı Harp’lerde(Birinci Dünya Savaşı sonrası kurulan savaş mahkemeleri)yargılanmalarına karar vermiştir. Mehmed Kemal Bey için verilen karar: İdamdır! Birinci Dünya Savaşı’nda, Almanya’nın önderliğindeki İttifak Devletleri’ne karşı İngiltere, Fransa ve Rusya’dan oluşan savaş bloku olan İtilaf Devletleri tarafından, İstanbul’un işgal altında tutulduğu bir dönemdir bu. İdam kararı, fiilen müttefik işgalindeki İstanbul’da, Divan-ı Harb-i Örfi tarafından verilir. Nasıl mı? Bir kısım politikacıların, İngilizlerin ve Ermeni komitacılarının tesiri neticesinde… Tamamını oku. »

              Paylaş:

                27 Nis 2015

                Küresel İletişim Ağı Bağlamında Kimlik Fetişizmi: Castells’e Göre…

                Yazar: HALİL İBRAHİM KOÇ

                türkyorum - kimlik fetişizmiCastells sermayenin küreselleşmesi ve refah devleti anlayışıyla birlikte teknolojik ve ekonomik dönüşümlerin yanı sıra toplumsal yapıda da değişimlerin olduğunu savunmaktadır. Bu değişen toplumsal yapı ‘ağ toplumu’1 ve ‘enformasyonel toplum’2 kavramlarını tartışma konusu yapmıştır. Bu toplum türlerinin ortaya çıkmasındaki en önemli etken ise tekno-ekonomik dönüşümlerle birlikte bilgi-iletişim teknolojilerindeki gelişmelerdir. Ona göre, Soğuk Savaş sonrası kapitalizmin yeniden yapılanmasında dahi bilgi (enformasyon) teknolojilerinin globalleşmesinin payı vardır. Çünkü sermayenin küreselleşmesi ve dünyadaki bütün ekonomik birimlerin birbirine bağımlı hale gelmesi ancak yaygın bir enformasyon ağıyla mümkündür. Nitekim, Keynesçi model sonrası, sermaye birikiminin küresel ancak bağımlı, esnek ancak tek perspektiften (tüketim odaklı) yönetimi böyle bir ağın varlığı neticesinde gerçekleşebilirdi. Castells’in “ağ toplumu, stratejik olarak belirleyici ekonomik etkinliklerin küreselleşmesinin damgasını vurduğu bir toplumdur” şeklindeki tanımı da bu durumu özetler niteliktedir.

                Tamamını oku. »

                Paylaş:

                  13 Nis 2015

                  Kütüphaneler: “E-kitap varken bunları tutmaya ne gerek var!”

                  Yazar: CEM SÖKMEN

                  türkyorum-kütüphaneler e kitap varkenEkranların ve siyasetin -benzer temalı görüntüler- dünyasından sıyrıldığımızda realitelerle yüz yüze gelmek mümkün. Bu realitelerden bir tanesi de kütüphanelerin vaziyeti. Her yıl Nisan ayının ilk haftasında kütüphaneler, kitap sayısı, personel sayısı ve kütüphane binalarına dair bazı istatistikleri görürüz. Halk Kütüphanelerinin sayısında azalma ve “elde kalan”ların da yerel yönetimlere devredileceği yönündeki haberler ister istemez “Daha iyi kütüphaneler nasıl olabilir?” sorusunu rafa kaldırıp “Mevcudu nasıl koruyabiliriz?”i düşündürüyor. Eğer mevcudu koruyabilirsek belki daha sonra kütüphanelerin üniversite giriş sınavlarına yakın zamanlarda “gürültülü etüt salonlarına” dönüşmesi, personelin davranış ve donanım sorunları gibi konuları konuşmaya sıra gelebilir.

                  Halk Kütüphaneleri özellikle geçmişte kitabın ulaşmadığı, ulaşsa da herkesin kitap alma gücüne sahip olmadığı küçük şehirlerde bir anlamda “durumu eşitleyen” ortamlardı. “Değerli arsa” bakışlarını üzerinde toplamadıkça da ilçenin/şehrin merkezi noktalarında bulunmaya hâlen devam ediyor. Bu özellikleriyle Türkiye’nin kültürel hayatına katkıda bulunmuş pek çok ismin çocukluk yıllarında silinmez izler bıraktığını biliyoruz. Tamamını oku. »

                  Paylaş:

                    6 Nis 2015

                    Çağ içi uğultuları

                    Yazar: AFŞİN SELİM

                    türkyorum - çağ içi ugultulariEvimde canlı bulunmuştum o gün, sabahtı. Kim bilir, “olayla ilgili soruşturma devam ediyor” diyecekti gazeteler, siluetimi gördüğüm için memnun olacaktım, canlılığımı pek önemsiyorlardı çünkü…

                    “Acaba” dedim, kendi kendime, “Uyumamış mıydım”, hatırlamıyorum. Daha rahat bir uyku için kitabı ve sayfalarını tavsiye ediyordu, uzmanlar. Gel de uyu!

                    Bir haftalık sakalımın yükünü taşıyordum suratımda. Boğazımda dün akşamdan kalma öksürükle… Cümlelerine gömüldüğüm kitabın sayfalarını soluyordum. İtinayla. Her bir cümle, zihnimde yığınak kurmuştu. Pişman mıydım, hayır.

                    Ben okurken oluyordu her şey: Bir köpeği topal bırakmış ve ilk gördüğü internet cafe’ye kaçmıştı çocuk, üst kattan silkelediği halının gazabına uğramıştı mahalleli, berber ne iş yaptığıyla meşguldü müşterisinin…

                    Sanki beni bana unutturacak bir rahatlık sinmişti üzerime. Yalnızca ben’imden mesuldüm; ne öz ne de söz, bırakınız yapsınlar dedim, bırakınız geçsinler.

                    Çok katlı betonarmelerimiz vardı, birbiri ardına sıralanmış bankamatiklerimiz, girişleri ve çıkışları kontrol altında tutan güvenlik kabinlerimiz… Mağaza vitrinlerimiz, reklam panolarımız, metrobüslerimiz, etsiz çiğ köfte salonlarımız…

                    • Kim o?
                    • Ben…

                    Rutin koşuşturmaca âdeta zombileştiriyordu beni, seni, onu. Esasında iki ayaklarının üzerinde durabilen her canlıyı insan olarak vasıflandırmış olmanın mutluluğu istila etmişti şehri ve zihinleri… Etrafta gördüğüm her şeyi çağrışımlarla algılayabiliyordum. Simgecikler uçuşuyordu zihnimde. Tamamını oku. »

                    Paylaş:
                      1 2 3 4 5 6 ... 35 »
                      • İZ BIRAKANLAR

                        "Bana öyle geliyor ki, biz insan için, ülkemiz için istediğimiz ve savunduğumuz fikirlerden ötürü değil, bu düşüncelere layık kimseler olamadığımız için yargılanabilirdik. Zahiri sebepler neler olursa olsun, belki de yargılanmamızın gerçek sebebi budur. Ve belki bizi yargılayan güç de bunun sıradan bir vesilesidir. Gerçeği Allah bilir."

                        Nevzat Kösoğlu (Askeri Mahkemedeki savunmasından)

                      • Sosyal Ağ

                      • Sosyal Medya

                      • ETİKETLER