Tarihi Yarimada

27 Tem 2016

Etkili Bir İktidar Koruma Yöntemi: Korku Siyaseti

Yazar: İKBAL VURUCU

131789Bu yazıda korku ve korkunun siyasi işlevi üzerinden MHP’de değişim isteyenlere karşı yürütülen anti-demokratik tutumu değerlendireceğiz. MHP’nin son seçimlerde uğradığı başarısızlık Ülkücüler arasında çok ciddi bir rahatsızlık ve memnuniyetsizlik yaratmıştır. Bunun üzerine yönetimde değişim isteyen ve kurultay talep eden Ülkücülere karşı, MHP yönetimi tarafından yürütülen anti-demokratik ve otoriteryen tutumu “korku siyaseti” kavramı ile açıklamak bizim için izah edici işlevsel bir araç niteliğindedir. Değişmez MHP lideri ve yönetiminin, genel başkan adayları ve özellikle Meral Akşener ve Ümit Özdağ başta olmak üzere muhalifler üzerinden yürütülen demokrasiyi teğet bile geçmeyen mücadele yöntemi dikkat çekmektedir. Hukukun gereğinin yerine getirilmesi ve siyasi yollarla yürütülecek bir demokratik süreç maalesef MHP yönetimi tarafından terk edilmiştir. Yirmi yıla yakın bir süredir MHP yönetimini elinde bulunduran kişi ve grupların AKP hükümetinin kontrolündeki gazete ve gazetecilerle birlikte uzun zamandır yürüttükleri korku siyaseti gündemi meşgul etmektedir. Korku politikasının, AKP’nin de güçlü desteğiyle,değişim isteyen Ülkücüler üzerinde yürürlüğe sokulduğu görülmektedir. Korku nesnesi uzun zamandır gündemde olan terör örgütü “paralel yapı”dır. Burada izlenen strateji, MHP üzerinde gerçekten korkulacak bir paralel yapının olup olmadığı değil bu korkudan sağlanacak çıkar, fayda, korunacak iktidar ve makamdır.

Tamamını oku. »

Paylaş:

    22 Tem 2016

    Ülkücünün Meselesi

    Yazar: EDİTÖR

    türkyorum ülkücünün meselesi

    Adamlığın gereğini az söz-çok hâl ile yerine getirmeyi ve aleme nizam vermeyi kendine “mesele” edinen, “Büyük ve Müebbet Ülke” aşkıyla yanan “içi alev alev Türk, dışı pırıl pırıl Müslüman” bir dostu; Hüseyin Raşit Yılmaz’ı düşünmeyi “mesele” edindim bu sefer…

    “Mesele” kelimesini en çok O’ndan duymuşumdur.  Dünya dolusu derdi olduğunu düşündüğüm olmuştur ama ne gâm…

    Bir yurt akşamında Hasan Sağındık ezgileriyle gönlümde yer ettiğinde hiç tanımıyordum kendisini ve kaseti ödünç istediğimde pekte sıcak bulmamıştım. Hiçbir ideolojiden haberi olmayan, okulunu okuyup etliye sütlüye karışmadan evine dönmesi gereken bir memur çocuğu olarak o kaseti iki hafta boyunca defalarca dinlediğimde anladım ki bir “mesele” vardı.

    Etrafa sordum kim olduğunu neden çekindiğimi bilmeden ve “Ülkücü” dediler biraz titrekçe, çokça da burun kıvırarak. Yetmez dedim, “mesele”sini öğrenmem gerekiyordu…

    Duygularını çok belli etmezdi, aleyhinde kullanılacağını düşünüyordu sanki. İlk temasta soğukluk hissi veren, iki kelam ettiğinizde kendinden emin konuşmasıyla güven telkin eden bir yapısı vardı.

    Ülkücülüğü yaşıyordu, yaşamak isteyenlere laf kalabalığıyla anlatmak yerine. Söze her seferinde ciddiyetle başlardı, bu işin şakaya gelmez bir “mesele” olduğunu ispat etmek istercesine.

    Türk dünyasının herhangi bir ferdi O’nun için, yeryüzündeki en büyük nimetlerden biriydi ve O “Herşey Türk için, Türk’e göre, Türk tarafından” düsturunu “mesele” edinerek yaşıyordu.

    Mesele dünya zindanına sığmayacak kadar büyük ve derin, O da bunu fazlasıyla hissettiriyor son zamanlarda…

    Yazmıyor uzun zamandır, belki yazdıklarının işe yaramadığını düşünerek belki göçüp gidenlerin yorgunluğuyla kaleme sarılmak istemiyor belki de tembellik ediyor. Kimbilir “Vatan insanı yorar” derken bugünleri işaret ediyordu belki de…

    Mesele sahibi pek muhterem kardeşim;

    Çoğu kez söylediğin üzere “Cennete gitmek gerek” ve bu sebepten dolayı; Türklüğü mesele bilmeyen, Türk kelimesini dahi ayrılıkçı kabul ederek bedevileşen güruhun tekeline bırakılamayacak kadar değerli bu aziz vatanı, Büyük Türkistan topraklarının bir parçası olarak yükseltmek ve yüceltmek gerek.

    Bu bizim meselemizdir. Bu gidenlerin kalanlara bıraktığı türküdür.

    Baki muhabbetle…

    Yasin KARABULUT

    * Hüseyin Raşit Yılmaz nezdinde, Türkyorum ailesine sitem içermektedir…

    ** Türkyorum seviyesinin epey altındaki yazım dili için affınıza sığınıyorum…

    Paylaş:

      17 Haz 2016

      Başımız olsa ne olur apandistimiz olsa ne olur?

      Yazar: DERVİŞ KABAK

      turkyorum-apandist basMahallemiz endişeli, hüzünlü, umutlu, heyecanlı… Son 20 senede hiç olmadığı kadar ismiyle müsemma. Mahalle dediysek mahalle var mahalle var. Bizim mahallenin adı mahalle ama aslı mahalleyi aşkın. Dersaadet’inSuriçi yahut Halep’imizin Bostanpaşa’sı gibi. Şehrin kalbi, ruhu. Onsuz şehre şehir demek mümkün değil. Dense bile o şehir pek çok bakımdan bizim değil. İşte bu ruhumuzda, kalbimizde büyük bir hareketlenme var şimdilerde. Ayağa kalkanların çokluğu oturanların başındakileri pek tedirgin etmiş durumda. Ayağa kalkanlar için bonkörce savrulan ithamların bini bir para. Halbuki ayağa kalkabilmek başlı başına bir sıhhat emaresi. Ayağa kalkanların talepleri açık: mahallemizde bir seçim olsun, seçimde seçilen başımız olsun. Mevcut başımız ise pek kızgın kendisini kısa bir süre önce seçenlere. “Siz istediğiniz zaman değil ben istediğim zaman beni seçebilirsiniz” diyor kısaca. Kendisini seçenleri kendisinin seçmesi endişesini gidermemiş olacak ki; karşısına çıkacak adayları da kendisi seçme arzusunda. Tuhaf doğrusu. Ondan önceki başımız; rahmetli büyüğümüz evliliğini bile istişare sonucu kararlaştırmış, Milliyetçi Cephe hükümetindeki partili bakanların kararlaştırılmasını bile yetkili kurula bırakmıştı. Hak ettiği bir namı, ödediği ağır bedelleri, uğruna gözünü kırpmadan Hakk’a yürüyecek sevenleri vardı. Emri hak vaki oldu, bir yanımızı da alıp ebedi yurduna gidiverdi. Ömrüne yakışan bir şekilde uğurlandı. Öyle değil midir zaten hep?  Nasıl yaşarsan öyle anılırsın. “Gök kubbede hoş bir sada” bırakırsan ne ala. Allah diğerinden muhafaza buyursun. Musallada “Nasıl bilirdiniz?” sorusuna göz yaşları içerisinde yüz binlerin “iyi bilirdik!” diye haykırdığı insanlardan olmak ne muazzam bahtiyarlık! Tamamını oku. »

      Paylaş:

        23 May 2016

        Kelebek Etkisi ve Kaos Teorisi

        Yazar: AFŞİN SELİM

        turkyorum-kelebek etkisi kaos teorisiMeteorolog Edward N. Lorenz, çalışmaları esnasında bir sistemin başlangıç verilerindeki küçük değişikliklerin büyük neticeler doğurabileceğini öngörür. Bu öngörüye göre, “Brezilya’daki bir kelebeğin kanat çırpması, Teksas’ta fırtına kopmasına sebep olabilir.” Küçük bir durumun beklenmeyen, hesaplanmayan, önceden bilinmeyen ve kaos boyutlarına ulaşarak sürekli büyüyen etkisi…

        Teoriye göre, kaos büyüyerek artar.

        Meteorolog olarak hava tahminlerinde bulunan Lorenz’in, geliştireceği program için bilgisayarına hatalı veriler girmesi, binde birlik bir farktan büyük hava değişimlerinin ortaya çıkması ve sonrasında maruz kaldığı bir takım yanlışlıklar, onu umulmadık ve öngörülemeyen neticelere muhatap kılar. Lorenz bir sistemdeki başlangıç verilerinde gerçekleşen ufak bir değişikliğin, ortaya çıkacak neticenin yarısından fazlasını değiştirebileceğini düşünür. Bir diğer yandan, kaos teorisi için kelebek metaforunu kullanır ve birbirine bağlı olan şeylerin olacak olan bir başka şeyin sebebi olabileceğini söyler. Kelebek, kanat çırptıkça, statik yani durağan vaziyet yitirir ve bu küçük değişim artarak devam eder. Olumluluğu veyahut olumsuzluğu bir yana, sürükleyici tesiri başlamış olur böylece. Fizik alanında yapılan söz konusu çalışma, esasen, kaostan doğan düzenin içinden çıkılmaz olmadığını kanıtlar muhatabına. Başıboşluk veyahut başıbozukluk olarak tanımlayamayız bunu… Tamamını oku. »

        Paylaş:

          17 May 2016

          Starbucks’da kongre toplasam polis müdahale eder mi?

          Yazar: İSKENDER ÖKSÜZ

          turkyorum-starbucksda kongre

          Türkiye’de siyaset ne kadar heyecanlı. Bir festival! Hani Hemingway’in Paris için söylediği gibi “portatif bir ziyafet”, mideniz sağlamsa.

          MHP Çağrı Heyeti’in tertiplediği kongreyi Ankara Valiliği polis marifetiyle engelliyor. Niçin? Kongre meşru değilmiş. Olmasın… Sizin vazifeniz, barış içinde yapılacak toplantılar hakkında, yapılmadan önce meşru, meşru değil diye hüküm verip beğenmediklerinizi polis marifetiyle engellemek midir? Böyle bir göreviniz ve hakkınız mı var? Barış içinde bir toplantı… Hele bir otelde, hele bir mahkeme kararıyla görevlendirilmiş bir heyetin çağrısıyla yapılan bir toplantı… Bırakırsınız yapılır. Size ancak toplantının emniyetini sağlamak düşer. Toplantı meşru ise ne âlâ. Meşru değilse, zaten geçersiz olur. Size ne?

          Tabi, böyle bir toplantıyı engellemek İcra Dairesi’nin de Adalet Bakanı’nın da görev alanına girmez ama hürriyeti tahdit edici fiili onlar değil siz yaptınız, onun için önce size sorulur.

          Yarın ben on arkadaşımla Tunalı Starbucks’da “MHP kongresi” adı altında bir toplantı yapacağım. Bu toplantı kesinlikle gayrı meşru ve geçersiz olacak. Buna da polis gönderecek misiniz? Tamamını oku. »

          Paylaş:

            17 May 2016

            Sevda kuşun kanadında mı?

            Yazar: CEM SÖKMEN

            turkyorum-sevda kusun kanadinda mi

            İsmini Cem Karaca’nın şarkısından alan Sevda Kuşun Kanadında dizisi üç bölümü tamamladı. Dizi başlarken ekranda “bu dizideki olaylar yakın tarihimizden esinlenerek kurgulanmıştır.” ifadesi beliriyor. Ancak diziyi dikkatle seyredince bu “esinlenerek kurgulanma”nın sorgulanması ihtiyacı doğuyor.

            Maddi hatalardan başlayacak olursak, Arif Ünlü karakterinin Cemil Meriç’in “Bu Ülke”sini yayımlanmadan 6 yıl kadar önce okuduğunu görüyoruz! 1968 yılında başlayan dizide, “Bu Ülke”den  “İzm’ler idrakimize giydirilen deli gömlekleri.” cümlesini Arif Ünlü’nün ağzından duyuyoruz. Bir başka sahnede Necip Fazıl şiir okurken gözüküyor, ardından Arif Ünlü arkadaşıyla birlikte Necip Fazıl’ın şiir okuduğu kahvehaneye giriyor. Giriyor ama -1968 yılında- mekândan “Küllük” diye bahsediyor. İşin doğrusu, Marmara Kıraathanesi’nin bir kısım müdavimini adeta devraldığı Küllük Kahvesi Beyazıt Meydanının çehresini değiştiren 1956 imar hareketi neticesinde ortadan kalkmıştır. Marmara Kıraathanesi 1958’lerden itibaren canlanır ve giderek İstanbul’daki milliyetçi-muhafazakârların benimsediği bir mekân hâline gelir. Marmara’dan sadece ilk yıllarında orada bulunmuş bazı isimler “Küllük” diye bahsederler…

            Tamamını oku. »

            Paylaş:

              12 May 2016

              Ülkücü Hareket için ne dediler?

              Yazar: MEHMET KAAN ÇALEN

              TURKEY-NATIONALIST-EU-DEMO

              Gresham: “Kötü Ülkücü iyi Ülkücüyü kovar.”

              Hobbes: “Ülkücü Ülkücünün kurdudur.”

              Machiavelli: “Balgat’a giden her yol mübahtır.”

              Marx: “Hareketin bütün değerleri buharlaşıyor.”

              Weber: “Hareketin büyüsü bozuldu.”

              Ritzer: “Büyüsü bozulmuş teşkilâtı büyülemek lâzım.”

              Platon: “Hareket mağaraya geri döndü.”

              Aristotales: “Teşkilâtı severim ama kendimi daha çok severim.”

              Spengler: “Teşkilâtın çöküşü.”

              Pareto: “Yeni teorimin adı: paçozların dolaşımı.”

              Rousseau:“Sözleşme feshedilmiş.”

              Descartes: “Yönetiyorum, öyleyse varım.”

              Derrida: “Yapı söküldü… Kendi söküğünü dikemeyen, milletin söküğünü dikemez.”

              Romen Diyojen: “Bizans’ın zaferi.” Tamamını oku. »

              Paylaş:

                29 Nis 2016

                Siyasetin Hâkimiyeti ve Milliyetçiliğin İstikbali

                Yazar: MUSTAFA ONUR TETİK

                turkyorum - siyasetin hakimiyeti milliyetciligin gelecegiUkrayna’da “Turuncu Devrim” gerçekleştikten birkaç sene sonra Kiev’de bulunma fırsatı elde etmiştim. Ukraynalılarla yaptığım sohbetlerde dikkatimi çeken ilk şey siyaset kurumuna olan güvensizlikti. Karşılaştığım birçok insan, siyaset kurumuna olan güvensizliklerinden ve onun vasıtasıyla bir şeyleri değiştirebilme imkânlarının kısıtlılığından dem vurarak, bir daha oy kullanma zahmetine bile katlanmayacaklarını belirtmişlerdi. Daha sonraları bu gözlemimi okuduğum bazı metinler üzerinden de teyit etme imkânı buldum. Texas A&M Üniversitesinden Alexander C. Pacek ve arkadaşlarının eski sosyalist/totaliter ülkeler üzerinde yaptıkları bir araştırmaya göre insanlar, memleketlerinin kaderini etkilemede baskın olan kurumların (başkanlık veya parlamento) seçimlerine daha büyük ilgi göstermekteler. Yine aynı araştırmaya göre, post-komünist ülkelerde, demokrasiye ilk geçişte yükselen siyaset kurumunun etkinliğine olan güvenin azalması, seçime katılım oranlarının gün geçtikçe düşmesine yol açmış. Bu durum insanların siyaset kurumuna, onun hayatlarında değişiklik yapabilme istidadına göre değer verip vermediğine işaret etmektedir.

                Rafael López Pintor, Maria Gratschew ve Kate Sullivan tarafından hazırlanan,1945-2001 arasında seçime katılım oranlarının dünya çapındaki karşılaştırmalı analizi de bize önemli bilgiler sunmaktadır. Bu araştırma bize gösteriyor ki; gelişmiş demokrasilerde seçime katılım oranları sanılanın aksine pek çok batı dışı topluma göre yüksek değildir. Hatta, İsviçre ve ABD gibi ülkelerde seçime iştirak oranlarının yüzde ellilerde seyretmesi, Norveç, Finlandiya, Fransa, Birleşik Krallık gibi ülkelerin Türkiye’nin gerisinde kalması, yüksek ekonomik ve demokratik standartların siyasal katılımı temin etmediğini göstermektedir. Bu vaziyet her ülkenin özelinde farklı gerekçelerle hâsıl olmakla birlikte buradan kabaca bir genellemeye gidecek olursak eğer; işlerin yolunda gittiği toplumlarda da değişime olan talebin azlığı sebebiyle siyasete olan bir ilgisizlikten söz edilebiliriz. Hülasa olarak şu söylenebilir ki; siyaset kurumu ile bir şeyin değişmeyeceğine inanan toplumlar ile bu yolla değişim ihtimali mevcut olduğu halde bu kurum aracılığıyla bir değişime olan iştihanın az olduğu toplumlar, seçimlere, partilere ve genel olarak siyasete gereken özeni göstermemektedirler. Tamamını oku. »

                Paylaş:

                  23 Mar 2016

                  “Kavga ve Radyo Günleri”nde Yağmur Tunalı…

                  Yazar: CEM SÖKMEN

                  turkyorum-kavga ve radyo gunlariYağmur Tunalı’yı, 2000’lerin başında, Cuma akşamları, TRT 2’de Yılmaz Öztuna’yı misafir ettiği “Tarih Sohbetleri” programıyla tanımıştım. Programın sunucusu olarak Tunalı’nın önemli bir özelliği göze çarpıyordu. Bugün örnekleri pıtrak gibi çoğalan “sunucu-moderatör”ler gibi diksiyona ve ekran tecrübesine yaslanmıyor, programa hazırlıklı geldiği ve konuşulan konulara ciddiyetle yaklaştığı belli oluyordu. Tunalı programda sorduğu sorular ve getirdiği yorumlarla Yılmaz Öztuna’nın yeni pencereler açmasını sağlıyordu.

                  Süheyl Ünver’in “Herkesin bir mesleği olmalı bir de meşgalesi. O meşgale bütün kültürümüzdür.” sözünü hatırlatır biçimde, Yağmur Tunalı’nın bir de yazı hayatı var. Ve bu yazı hayatında önceliği şiir alıyor. Tunalı şiirlerini 2011’de “Melal Burcu” isimli kitapta toplamıştı. Şiirlerinden sonra 2013’te “Kavga Günleri 1968-1980” kitabı geldi. Adı belli bir zaman dilimini işaret etse de bu eser Yağmur Tunalı’nın çocukluk ve ilk gençlik yıllarından izler de barındırıyor. 1969’da Yahyalı’dan 14 yaşında bir çocuk olarak geldiği Kayseri’de dolaşırken gördüğü “Esir Türkler Haftası” pankartının onu sevk ettiği duygular ve sonra insanlar/mekânlar üzerinden derinleşen/çeşitlenen bir yolculuk bu… Tamamını oku. »

                  Paylaş:

                    17 Mar 2016

                    Sicili Karanlık Devrimci Terör’ün Yeni Coğrafyası

                    Yazar: MEHMET AKİF OKUR

                    turkyorum - devrimciterörSuriye meselesi etrafında hızlı dönen küresel propaganda çarkı, PYD/YPG’nin karanlık inşa hakları sicilinden şikayetçi kesimleri işitilmez kılıyor. Acaba örgüte sempatiyle bakan uluslararası çevrelerin değişik sebeplerle altını çizmek durumunda kaldıkları bazı gerçekleri yeniden dikkatlere sunmak, bu red ve inkar duvarının ötesine seslenmek için yeterli olur mu? Yazımızda, cevabı belirsiz de olsa bu soru doğrultusunda bazı noktalara işaret etmek istiyoruz.

                    Öncelikle, sebepler ve sonuçlar arasındaki sıralamanın yerli yerine oturtularak işe başlanması gerektiği kanaatindeyiz. PYD/YPG’yi Kuzey Suriye’de etnik temizliğe varan ağır hak ihlallerine sevkeden zihniyet üzerinde durmaksızın yalnızca mağduriyetler listesi çıkarmak, sebepleri konuşmadan sonuçlara odaklanmak, meselenin layıkıyla kavranmasını engelliyor. Bu noktada, Suriye kolu da dahil olmak üzere PKK’yı terör için motive eden anlam dünyasının temel parametrelerini hatırlamalıyız.

                    Karl Marx, 1848’de “devrimci terörü” takdis ettiğinde, Avrupa büyük bir buhranın alevleri arasında geleceğini arıyordu. Viyana’da yaşananları yorumlayan Marx, eski toplumun ölüm sancılarını ve yeni toplumun kanlı doğuş mücadelesini kısaltıp basitleştirecek tek yolun devrimci terör olduğunu yazmıştı.1 İnsanlığa ağır bedeller ödetecek bu güzergâhın lanetle anılan önemli takipçilerinden biri Joseph Stalin’dir. 1990’larda Stalin’in kütüphanesini inceleyen Edvard Radzinsky, komünist diktatör tarafından Marx’ın devrimci terörle ilgili satırlarının altına şu notun düşüldüğünü görmüştü: “Terör, yeni topluma giden en hızlı yoldur!”2

                    Tamamını oku. »

                    Paylaş:
                      1 2 3 4 5 6 ... 32 »
                      • İZ BIRAKANLAR

                        "Bana öyle geliyor ki, biz insan için, ülkemiz için istediğimiz ve savunduğumuz fikirlerden ötürü değil, bu düşüncelere layık kimseler olamadığımız için yargılanabilirdik. Zahiri sebepler neler olursa olsun, belki de yargılanmamızın gerçek sebebi budur. Ve belki bizi yargılayan güç de bunun sıradan bir vesilesidir. Gerçeği Allah bilir."

                        Nevzat Kösoğlu (Askeri Mahkemedeki savunmasından)

                      • Sosyal Ağ

                      • Sosyal Medya

                      • ETİKETLER